ataturk sivas kongresi2

Milliyetçilik Ve Ulusalcılık Kavramları!

(Bu yazım, ilk kez Jeopolitik Dergisi'nin Mart 2007 sayısında yayımlanmıştır.)

Türkiye Cumhuriyeti’nin “Altı Ok”la Simgelenen Kurucu İlkelerinin Bilimsel Yorumu Işığında Milliyetçilik Ve Ulusalcılık Kavram Ve Olgularının İrdelenmesi :

Milliyetçilik ve Ulusalcılık kavramları tartışılıyor. Milliyetçi ne demek? Ulusalcı ne demek? Ulusalcı ile Milliyetçi arasında ne gibi benzerlikler ve ayrılıklar vardır? Bu sorulara, Atatürk’ün, önce parti programına ve daha sonra 1937 yılında Anayasa’ya giren 6 ilkesini [1] irdeleyerek açıklık getirebiliriz. Atatürk’ün 6 ilkesi, 1937’de Anayasa’ya yazıldığı biçim ve sırayla şunlardır:

1- Cumhuriyetçilik

2- Milliyetçilik

3- Halkçılık

4- Devletçilik

5- Laiklik

6- İnkılapçılık [2]

Atatürk’ün bu ilkelerine ilişkin olarak şu gibi sorularla karşılaşıyoruz:

- Cumhuriyetçilik Atatürk’ün bir ilkesidir. İyi güzel ama, Atatürk Cumhuriyetçilik derken İran İslam Cumhuriyeti ya da Kuzey Kore Halk Cumhuriyeti gibi bir Cumhuriyet mi istiyordu?

- İnkılapçılık (Devrimcilik) Atatürk’ün bir ilkesidir. Peki ama, Atatürk İnkılapçılık (Devrimcilik) derken sözgelimi Bolşevik İnkılabı (Devrimi) gibi bir devrimcilik mi istiyordu?

- Milliyetçilik Atatürk’ün bir ilkesidir. İyi ama, Atatürk Milliyetçilik derken Hitler gibi, Mussolini gibi, üstün ırka dayalı bir Milliyetçilik mi istiyordu?

- Laiklik Atatürk’ün bir ilkesidir; tamam, ama “Fransız tipi laiklik” var, “İngiliz tipi  (“sekülarizm” dedikleri) laiklik” var; Atatürk laiklik derken hangi tip laiklik istiyordu?

- Cumhuriyet’in de, Devrimcilik’in de, Laiklik’in de, Halkçılık’ın da, Devletçilik’in de, Milliyetçilik’in de pek çok biçimleri, türleri var. Atatürk’ün ilke olarak benimsedikleri bunlardan hangileridir?

Bu sorulara pek çok yanıtlar verilmiştir. Benim şimdi burada vereceğim yanıt, sanıyorum öncekilerden başkadır ve herkesçe anlaşılabilir, benimsenebilir bir niteliktedir. Ben diyorum ki:

Atatürk’ün altı ilkesinden her biri, onun diğer beş ilkesiyle tanımlanır.

Önerdiğim bu tanımlama yöntemi; Atatürk’ün 1921’de “özgürlük ve bağımsızlık” olarak dile getirdiği karakterinin üzerine oturtulursa; Atatürk ilkeleri konusunda yaratılmaya çalışılan kavram bulanıklığı ortadan kalkacaktır.

Önerdiğim yöntemle tanımlayacak olursak :

1)- Atatürk’ün Cumhuriyetçilik ilkesi; herhangi bir Cumhuriyetçilik olmayıp; Devrimci, Laik, Halkçı, Devletçi, Milliyetçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Cumhuriyetçiliktir. Bu nitelikleri taşımayan bir Cumhuriyetçilik’in, Atatürk’ün Cumhuriyetçilik ilkesiyle ilgisi yoktur.

2)- Atatürk’ün Devrimcilik ilkesi, herhangi bir Devrimcilik olmayıp; Cumhuriyetçi, Laik, Halkçı, Devletçi, Milliyetçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Devrimciliktir. Bu nitelikleri taşımayan bir Devrimcilik’in, Atatürk’ün Devrimcilik ilkesiyle ilgisi yoktur.

3)- Atatürk’ün Laiklik ilkesi, herhangi bir Laiklik olmayıp; Cumhuriyetçi, Devrimci, Halkçı, Devletçi, Milliyetçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Laikliktir. Bu nitelikleri taşımayan bir Laiklik’in, Atatürk’ün Laiklik ilkesiyle ilgisi yoktur.

4)- Atatürk’ün Halkçılık ilkesi, herhangi bir Halkçılık olmayıp; Cumhuriyetçi, Devrimci, Laik, Devletçi, Milliyetçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Halkçılıktır. Bu nitelikleri taşımayan bir Halkçılık’ın Atatürk’ün Halkçılık ilkesiyle ilgisi yoktur.

5)- Atatürk’ün Devletçilik ilkesi, herhangi bir Devletçilik olmayıp; Cumhuriyetçi, Devrimci, Laik, Halkçı, Milliyetçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Devletçiliktir. Bu nitelikleri taşımayan bir Devletçilik’in, Atatürk’ün Devletçilik ilkesiyle ilgisi yoktur.

6)- Atatürk’ün Milliyetçilik ilkesi, herhangi bir Milliyetçilik olmayıp; Cumhuriyetçi, Devrimci, Laik, Halkçı, Devletçi, Toplumsal Özgürlükçü ve Ulusal Bağımsızlıkçı öznitelikler taşıyan bir Milliyetçiliktir. Bu nitelikleri taşımayan bir Milliyetçilik’in, Atatürk’ün Milliyetçilik ilkesiyle ilgisi yoktur.

Milliyetçilik / Ulusalcılık irdelemesi yaparken, “Atatürk’ün Milliyetçilik ilkesi”ni, “başka türden Milliyetçilik anlayışları”ndan bu tanımla ayırmak gerekmektedir.

Gelelim günümüzün sorusuna: Atatürk’ün yukarıda tanımını verdiğimiz Milliyetçilik ilkesi, Ulusçuluk olarak adlandırılabilir mi?

Atatürk, Arapça kökenli Millet sözcüğünü, Dil Devrimi’ni başlatmadan önce sıkça kullanmıştır. Altı ilkenin belirlendiği yıllar, Dil Devrimi öncesi Milliyetçilik sözünü kullandığı yıllardır. Atatürk, Dil Devrimi’ni başlattığında, Arapça kökenli Millet ve Milliyet sözcüklerinin Türkçe karşılığı olarak, Ulus sözcüğünü benimsemiş, konuşmalarında, yazılarında kullanarak topluma benimsetme ye çalışmıştır. Öyle ki, İstiklal (Bağımsızlık) Savaşı yıllarında kendisinin kurduğu “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinin adını, Dil Devrimi’ni başlattıktan sonra, 1934 yılında, yine kendisi Ulus olarak değiştirmiştir. Dolayısıyla, Ulus, Ulusçuluk gibi sözcüklerin kullanılması, Atatürk’ün dil anlayışına aykırı düşmemektedir. Bugün Millet, Atatürk Milliyetçiliği, Milliyetçilik diyenler olduğu gibi, Ulus, Atatürk Ulusçuluğu, Ulusalcılık diyenler de vardır. Bu durumda, Millet, Millicilik, Milliyetçilik sözcüklerini kullanmayı yeğlemek, genellikle Atatürk’ün Dil Devrimi’ni benimsemeyişin bir göstergesi; Ulus, Ulusçuluk, Ulusalcılık sözcüklerini kullanmayı yeğlemekse, Atatürk’ün Dil Devrimi’ni benimseyip sürdürmenin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Gerçekten de, kendilerini Milliyetçi olarak adlandıranların, genellikle Atatürk’ün Dil Devrimi’ni benimsemedikleri görülmektedir. Kendilerini Ulusalcı olarak adlandıranlarınsa, çoğunlukla Atatürk’ün Dil Devrimi’ni benimseyenler olduğu kolayca saptanabilir.

Atatürk’ün Dil Devrimi ile benimsediği Ulus sözcüğünü kullanmayıp, Dil Devrimi öncesinin Millet ve Milliyet sözcüklerini kullanmayı yeğleyenler, Atatürk’ün yalnızca Dil Devrimi’ni mi benimsemiyorlar, yoksa Atatürk’ün diğer devrim ve ilkeleriyle de bir sorunları var mıdır?

Bu sorunun yanıtı, Ulusalcılık ve Milliyetçilik kavramlarının sözlüklerde anlamdaş gözükmesine karşın, yaşamın içinde pek de anlamdaş olarak kullanılmadıklarını gösterebilir. Sözgelimi kendisini Milliyetçi olarak tanımlayanlar arasında, Osmanlı’nın Monarşik Meşruti yönetim biçimine gönülden bağlı olanlar, Hilafeti diriltmek isteyenler, Atatürk’ün Laiklik ilkesini gereksiz bulanlar azımsanmayacak bir sayıdadır. Atatürk’ün Millet (Ulus) tanımında “Din Birliği” ögesi hiç yer almamasına karşın, kendilerini Milliyetçi olarak adlandıran çoğu düşünürler, yaptıkları Millet tanımında “Din Birliği” koşuluna da yer vererek Atatürk’ün anlayışına uymaz bir çizgiye yönelmişlerdir.

Kendilerine Ulusalcı diyenlerin anlayış ve davranışlarıyla, kendilerine Milliyetçi diyenlerin anlayış ve davranışları, Atatürk ilke ve devrimlerine uygunluk açısından irdelendiğinde, bu iki kavramın aynı görüşü adlandırmadıkları, iki ayrı görüşü adlandıran iki ayrı kavram oldukları görülecektir.

Gelgelelim bu ayrılık, bu iki kesimin ülkeyi kuşatan yabancı güçlere karşı elele vererek birlikte karşı koymalarını engelleyici boyutlarda değildir. Ulusalcılar ve Milliyetçiler, ayrı ayrı kümelenebilirler, fakat bu onların yabancı güçlere karşı dayanışmaya girmelerini önlemez. İki kesim kendi aralarında Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı düşen söz, yazı ve davranışlardan kaçınmak üzere anlaşabilirler ve şu ya da bu konuda ortaya çıkacak uyumsuzlukları Atatürk ilke ve devrimlerinin hakemliğine başvurarak aşabilirler. Türkiye’nin yabancı boyunduruğunu kırması buna bağlıdır.

Cengiz ÖZAKINCI -  Mart 2007 - Jeopolitik Dergisi
http://cengizozakinci.com/

Dipnotlar :

[1]05.02.1937 gün 3115 sayılı kanunla değişik Madde 2: f1. Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Lâik ve İnkılâpçıdır. Resmi dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.

[2] 05.02.1937’de Anayasa’ya giren ‘İnkılapçı’ sözcüğü; 1945 yılında yapılan değişiklikte ‘Devrimci’, 1952 yılında yapılan değişiklikle yeniden ‘İnkılapçı’ olarak yazılmıştır. [Bkz: Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.57-75:  “20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılında, dönemin öz Türkçecilik akımına uyularak, 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunla, “mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş”tir. Demokrat Parti iktidarı döneminde ise, 1952 yılında, 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunla 1945’te Türkçeleştirilen metin yürürlükten kaldırılarak, 24 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılına kadar yapılan beş değişiklik ile birlikte tekrar yürürlüğe konmuştur. 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunun 1’inci maddesine göre, “20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 4695 sayılı Kanunun kabûl tarihine kadar yürürlükte bulunan tadilleriyle birlikte tekrar meriyete konulmuş ve bu kanun yerine ikame edilmiş olan 10.1.1945 tarihli ve 4695 sayılı Anayasa meriyetten kaldırılmıştır”.

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul