kilicdaroglu diktator2 

CHP kurultayında ‘imdat frenini’ kim çekecek?

1) Sol, sosyalist, sosyal demokrat, komünist, anarşist.

Sol’un her türü Darwin’in Tanrısı’na karşıdır, büyük balığın küçük balığı yememesi için savaşır.

İnsan türünün evrimini açıklayan doğal seçilimin en ünlü kavramı ‘bencil gen’dir. Üstün gelen baskın çıkan ‘bencil gen’ ne yavru tanır ne baba tanır ne grubunu tanır, bilimsel bir gerçeklik, kendi bencil çıkarı dışında hiçbir ahlakı dini yoktur.

Evrimin ahlakı yoktur.

Ahlak’ı vareden ‘kültürdür’.

Bu yüzden sol’un bütün şubeleri insanlık kültürünü, toplumsal kültürü, dayanışma, eşitlik, kardeşlik kültürü için mücadele verir.

Tabiatın kanununa karşı, biyolojimize karşı, insanı vareden en köklü ihtiraslara, kişisel menfaatlere tek kişinin şehvetine saltanatına karşı, yani akıntıya karşı bir savaş verirler.

İnsan denilen bencil yaratığa sosyaliteyi, toplumsallığı, eşitliği, başkası için çabalamayı benimsetmek dünyanın en zor işidir.

Şayet hepimiz sol’un bu değerleri için değil bireysel menfaatlerimiz için çalışsaydık, işimiz çok kolaydı, ve oy depolarının üstünde yüzüyor olurduk.

Kendi ağamıza kendi adamımıza oy verir, kendi akrabamıza sahip çıkar, toplum için değil, tek bir bencil gen’in çıkarına çalışır, Darwin’in evrim Tanrısının yolundan gider defalarca biz de içimizden bir çok kral padişah mutlak lider piyasaya sürerdik, ağaçların yaprakları kadar sonsuz bitmeyen oylarımız olurdu.

SAĞCILAR DARWİN'İN EVRİM TORİSİ GİBİ ÇALIŞIR!

Sağcı muhafazakar dinci yapılar Darwin’in evrim teorisi gibi çalışır. Bir tarafta bir köpekbalığı diğer tarafta hamsi sürüleri.

Muhafazakar sağ siyasetler kendilerince en yetenekli en üst bir model bulur ve onun peşinden koşar, ki, günümüz Türkiye gerçeği, mesela üç tane mutlak lider bulmuştur, biri Fethullah Gülen, diğeri APO, diğeri Tayyip Erdoğan. Bu mutlak lider yapılarına bağlı insanlar özgürlüklerini liderlerin keyiflerine bırakır ve ömürlerini bir köle gibi onların peşinde heba ederler, ve sonra dünyamız birkaç liderin iştahıyla kan gölüne dönüşür.

İşte CHP kurultayı, insanlık kültürü mü kazanacak yoksa bencil bireyin çıkarları mı kazanacak, sorusuna cevap verecek.

Bir tarafta kendi menfaatleri için şaibeli yerlerle cemaatle medya patronlarıyla vs. işbirlikçiler, diğer tarafta, eşitlik bölüşüm ve her türlü yabancı tahakkümünden rahatsız geniş kitleler.

Bir ulusun yaşayabilmesi için insanlık kültürünün en başat değerlerinin ‘baskın’ çıkması gerekir, bunun için hamsi sürülerinin yunuslardan köpekbalıklarından kaçmaması aksine onların üstüne üstüne örgütsel gücüyle onları çevirmesi şarttır.

İşbirlikçilerin baskın olduğu yerde insanlık kültürü barınamaz, sağcılıktan muhafazakarlıktan farkı olmaz.

İşte gördünüz Kılıçdaroğlu partisinde ‘eleştiriye’ yasak koymuş. Eleştiri yoksa ‘kültür’ olamaz. AKP’nin en büyük başarısı da budur, CHP’yi gözünüzün önünde yıldırmış korkutmuş ve dönüştürmeyi başarmıştır, daha ne olsun.

SOL YELPAZENİN EN BÜYÜK BAŞARISI ODATV'DİR!

Sevgili delegeler, uğruna hayatımızı koyduğumuz insanlık değerlerimiz şunlardır, hiç birimiz bir başkasından üstün imtiyazlı öncelikli değiliz. Ülke, parti, devlet, kimsenin babasının malı çiftliği değildir.

Bencil gen’lerin siyaseti şudur, hep benim dediğim olacak, benim adamlarım olacak, ben ne istersem o olacak, bizim dışımızdakiler sürüdür, tıpış tıpış bize tabi olmaktan başka şansınız yoktur.

Ey CHP’li delege, Karadeniz sahillerinde çok şahit oldum, birkaç köpek balığı milyonlarca hamsiyi kovalayıp sahile sürüklemesini, ‘hamsi sahile vurdu’ derler, CHP sahile vurdu mu vurmadı mı, göreceğiz, tercih sizindir.

2) Sol yelpazenin son yıllarda en büyük başarılarından biri ‘ODA TV’dir, günlük giren çıkan iki milyondur ve yazarlarımızın her biri bu sütunlarda yüzbinlerce hatta üçyüz-dörtyüz bin tık’la okunuyor. Gittikçe daha fazlası da olacak.

Türkiye medyasının işgal olduğu bu günlerde CHP’li bir siyasetçinin eylem ve demeçlerini hangi kanallar değerlendirecek, hiç biri. ODA TV gerçeğini CHP’den söylemediğim milletvekili yoktur. Bir partinin lideri olsanız Aydın Ayaydın ve benzeri tipleri mi tercih edersiniz, yoksa, ODA TV’nin eleştirel dik tavrını mı?

Aksine ODA TV’ye ve yüzüme karşı, ODA TV’ye cemaat ağzıyla saldırıyorlar, bu akıl işi mi? İşte Çorum’da Hititoloji Kongresi, dünyanın geri kalanı patates ve kök yerken bu toprakların çocukları nohutu mercimek’i yiyen ilk insan türü, siz hala ne yiyorsunuz bilen yok.

Medya patronlarının keyfince izin verdiği ve hep CHP’lileri dalgaya almak için yapılan onbinlerce programı hayret hiç mi izlemediniz. Dünya kan gölü yıkılırken oturmuşlar CHP’nin ulusalcılığı ve bağımsızlığını şeytanlaştırmakla meşguller. Çok mu hoşunuza gidiyor, buyurun, Habertürk TV karşınıza altı tane beşinci sınıf etnik milliyetçi koyup yıllardır sizinle hem güzel eğleniyor hem izleyicilere dünyada olup biten kendi vahşetlerini unutturuyorlar.

TEKME TOKAT DIŞLAYIP EKRANLARDAN KOVUYORLAR!

3) Belediye seçimlerinde medyamız Sarıgül’le ilgili her saat bir haber yapıyordu, ne oldu bu haberlere, birden kesildi. Ya da seçim dışında Sarıgül hiç mi siyaset yapmaz. Ya da Ekmeleddin Bey’e giden onca oy var, son konuşmasında, fikirlerimle katkıda bulunacağım, dedi. Dünya yıkılıyor nerde o fikirleri?

Seçim dışında hiçbir şekilde siyasete girmeyen bu insanlara verilmiş on milyonlarca oy var. Bu kadar oy almış insanların günümüz siyasetine söyleyecekleri tek laf yok mu? Çatlayacak kadar ihtiras sahibi bu insanları seçim bitince niçin bir daha göremiyoruz. Yoksa bu isimler, seçim arefesinde törenle duayla üfürükle büfeden sandıktan çıkartılan kutsal biblolar mı?

Ve seçim günleri kutsal biblolar ortalığa sürülmeye başlanınca bizlere de ‘aman eleştirmeyin’ diye tekme tokat dışlayıp ekranlardan kovuyorlar..

Bu seçimden seçime siyasetçilere söyleyeceğim şeyleri CHP’li delegeler duysun, bir, seçim bitince niye ortalıklarda yoksunuz, iki, siyaset yapmak için konuşacak yer bulamıyorsanız, niye siyaset yapıyorsunuz, üç, seçim bütçesi harcamaları bitince siz de bitmiş mi oluyorsunuz?

Diyelim Metin Feyzioğlu, Muharrem İnce, Süheyl Batum, sizler gibi on milyonlarca oy aldı yaşasın şerefine nail olamadılar ama onlar hala bir şekilde konuşacak siyaset yapacak yer buluyor…

Ey delege, oy verdiğin dangul dungul adamlara sorun siyaset yapmayacaklarsa bu kadar oyu ne yaptılar o oylar hiç mi işe yaramadı.  

4) Bugünlerde CHP’li gestapo liberallerden en çok duyduğumuz laf, ulusalcılar partiye pahalıya maloluyor, ulusalcılar partiye çok masraflı olmaya başladı…

Ofli camiye gitmiş, hoca, kalabalığı görünce başlamış bağış dilenciliğine, avize yok para lazım, halı yok para lazım, temizlik için para lazım, sayın cemaat camiinin masraflarına yetişemiyoruz, Allah rızası için para lazım.

Ofli arkadan bağırmış: Hocam maliyet kurtarmıyorsa, kapatın gitsin.’

5)  Biz çocukken kovboy filmleri çok modaydı. Meksikalı komik kovboylar da vardı, kendi osuruğunu kibritle yakan, Engin Ardıç gibi, CHP içinde sayıları hızla arttı.

Yakıyorsa milli gazını yakıyor diyeceksiniz, değil, kim ne yediriyor ki bu kadar sıkışmış ‘gaz’ birikmiş. Hem kendi gazlarıyla kendilerini tutuşturuyorlar hem kudurmuşcasına CHP içinden Halk TV içinden o gazla şöyle bağırıyorlar: ulusalcılar kürde düşman ulusalcılar dine düşman ulusalcılar aleviye düşman ulusalcılar insanlığa düşman… Bu Engin Ardıç bu Ahmet Hakan’ın sıkışmış ‘gaz’ları, şaşırmayın aynen Halk TV ekranlarından da aynen bu cümlelerle sarfedildi.

Ulusalcılar, ki, kim oldukları, ne oldukları, neyi savundukları, an itibariyle hem kimse tarafından bilinmiyor hem gargaraya getiriliyor, maliyeti partiye bu kadar ağır geliyorsa, iki de bir osuruğunuzu kibritle yakmayın, işte kurultay, atın kovun, gitsin.

KILIÇDAROĞLU’NUN BASKIN KURULTAY HIZINA, GÖZÜMÜZ YETİŞMEDİ!

6) Nasreddin Hoca bir kadınla alelacele kapı arasında iki dakikada hızla bir günah işlemiş, kadı karşısına çıkmış, kadı, bir mahremle ilişkide bulunduğun doğru mu? demiş.

Hoca, önüne eğilmiş, faile seslenmiş: ‘hızına gözüm yetişmedi, hadi kadı efendiye cevap ver!’

Kılıçdaroğlu’nun baskın kurultay hızına, gözümüz yetişmedi.

7) Demokrasinin en büyük düşmanları demokrasiyi tüzük ve yasa çalımlarıyla boğanlardır.

Oysa siyasilerin iktidar mücadelesinden daha büyük görevleri vardır, demokrasiyi kolaylaştırmak benimsetmek sevdirmek.

İnsanlar, kişisel şikayet ve denetleme ve temsil edilme haklarının hukuk ve tüzükler tarafından garanti altında olduğuna güvenmeli.

Bu kadar yormayın bu kadar eğip bükmeyin demokrasiyi ve kendinizi.

Psikiyatri dergilerinde ilginç sapkın mastürbasyon vakaları vardır, altındaki psikoz incelenir.

Kendi memesini emen kadınlar kendi şeyini ağzına alanlar, tabii bu kadar eğilmek için yoga dersi almanız lazım, çünkü insan bedeni bu kadar eğilip bükülmeye tüzükler kadar elverişli değil. Bu yoga dersi için CHP’nin başvurduğu talimli gestapo liberaller ordusu var, bunlardan bir kaçı Halk TV’ye tayin edildi.

Yedi yıl aralıksız ekranlarda şimdi kumpas denilip geçiştirilen yalanları iftiraları, üstelik Türk ordusuna üstelik İlhan Selçuk Erol Manisalı gibi aydınlara yapılırken, ekranlarda ve köşelerinde sabahlara kadar mutluluktan şehvetten sapıklıktan neler söyledikleri ortada.

Yine de yetmemiş hızlarını alamamış olacaklar bugün tayin edildikleri CHP içinden sapkınlıklarına devam ediyorlar, bu kadar hızlı dönüşüm karşısında insan ürperiyor irkiliyor.

Ve Halk TV bu piskopat tiplerin ulusalcılık ve bağımsızlık değerleriyle dalga geçtiği yer haline geldi, pusula bu kadar mı şaşar, tabii ki mutlu olanlar da var, yedi yıl cemaat operasyonlarına ekranlardan kahkahalarıyla güç veren Mehmet Altanların Cengiz Çandarların etekleri zil çalıyor.

8) Darwin okumaları geniş kitlelerce o kadar içselleşti ki bugün hangimiz hangi hayvana baksak, öncelikle aklımıza gelen ilk soru, bunun gözü kaşı eli pençesi nasıl oldu da bir zaman sonra insana dönüşüverdi, deriz, yani çoktandır etrafımızdaki hayvanlara artık evrim gözlüğü ve  şartlanmasıyla bakmaya başladık.

Ülkemizde ajanlar dinlemeler ihanet Türk Ordusu’nu iftira ajan tasfiye, o kadar zihnimizde içselleşti ki, CHP’li vekillerin hangi mutasyon sonucu bu kadar büyük bir evrim hızıyla cemaat TV’lerinde boy göstermeye başladıklarını anlamaya çalışıyoruz.

Ki, cemaat TV’leri gün boyu vahşi belgesel yayını yapıyor, tam nehri geçip sudan çıkmaya çalışan boğaların timsahlar tarafından boyunlarından nasıl parçalandığını defalarca yayınlıyorlar.

Ve buna rağmen CHP, suyun karşısına geçecek dersleri çıkartamıyor gidip boynunu timsahlara uzatıyor.

CHP bir şaibeli politik çıkmaz içinde sormayın. Bir karmaşık teorik çıkmaz içinde sormayın. Bir insan evladı bu kadar enayi olabilir mi, ülke sevgisi insan sevgisi, insanlık sevgisi, herkesin anlayabileceği basitlikte ve güzelliktedir.

Ülke ve insanlık sevgisini dahi anlatamayan ülke ve insanlık sevgisini dahi şaibeler teorik karışıklıklar içine sokabilmeyi başaran bir tuhaf yönetim var CHP’de.

Hadi AKP Şam seferine çıkarken yolda şaşırdı, ey CHP, siz hangi seferde hangi yolda şaşırdınız.

NEYİN KARŞILIĞI, BEŞ DAKİKALIK ZEVK!

9) CHP’li seçmen geçtiğimiz seksen yıl gösterdi ki karnını iktidarla değil ‘aşkla doyuran’ bir bulunmaz direnişçi coşkun bir kitle.

İşte bu milli aşkları yüzünden Amerika, Avrupa ve cemaat ve Tayyip tarafından hem dinlenildi hem tutuklandı hem de yedi yıldır aralıksız manşetlerde şeytanlaştırılıp cadı avları düzenlendi.

Bugüne kadar karınlarını aşkla doyuran bu kitlelere delege pazarlıkları para etmez.

Asliye hukuk mahkemeleri, beş dakikalık bir zevk için ömür boyu kucağında sahipsiz babasız çocuğun acısıyla yaşayan milyonlarca kadının trajik hikayeleriyle dolu.

Neyin karşılığı, beş dakikalık zevk. Sandık başındaki delege, üç dakikalık bir zevkin, CHP’yi ömür boyu bir gayri meşru çocukla baş başa bırakacağını çok iyi biliyor.

Bu coşkun kitle, çok iyi biliyor, kılıcın efendisi kınını deler, bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun Bahçeli’nin yerlerinde oturarak kendi kınlarını çoktan delmeye başladıklarını, çoktan gördü.

Bu coşkun kitle, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin yeni kabinede ‘muhalefetten sorumlu’ bakanlıklara getirildiğini de çok iyi gördü.

Bu coşkun kitle bugün Orta-Doğu’da başlatılan müslümanı müslümanı kırdırtma savaşları için Türkiye’deki milli yerli ne varsa hukuksuzca içeri tıkıldığını gördü.

Bu coşkun kitle, bağımsızlığımızla dalga geçildiğini gördü, Türk bayrağının yere düştüğünü gördü, hazırlanan APO heykellerini gördü.

Ve bu coşkun kitle Türk ordusunun en yüksek komutanlarına karı satıyorlar diye manşete çeken cemaatle, şimdi kolkola giren CHP’lileri de gördü.

10) Konudan uzaklaşalım, çoktandır siyasi dekadanlar çağı yaşıyoruz, dekadan 19. yüzyıl edebiyat dünyasından gelen bir kavramdır, düşmüş aşağılık terimine karşılık.

Şimdi bakın köşe yazarlarınıza ve ekranlarınıza, kendi sapkın keyifleri dışında hiçbir şey umurlarında olmayan kokuşmuş bir dekadanlar sürüsü.

Dünya denen bu alemde kapitalist düzen, dört büyük ve çıkışsız sorunu getirip dayadı, iklim sorunu, enerji sorunu, işsizlik sorunu, kredi sorunu, herifçioğlu bin çalımla on bin yazı yazıyor, bu sorunların tek bir tanesine ucundan olsun dokunmuyor, yetmedi, Suriye Irak Türkmen’i Kürd’ü Arap’ı soykırımdan geçiriliyor, ses yok, varsa yoksa padişahlarının culüs töreni.

Yetmedi, iktidarları büyüdükçe kellesi kopartılan yüzlerce yazara aydına karşı tek bir cümleleri yok.

Bir çok örneğin yanında, canımı yakan, bakın, nasıl gözden kaybedilip unutturuldu, üstelik düne kadar kendileriyle birlikte oynaya zıplaya açılıma destek veren Nuray Mert, Ece Temelkuran ve Perihan Mağden gibi yazarları yerin dibine gömdüler.

Bu üç ayrı huylu kadını değişik bahanelerle gözden düşürüp bitirdiler.

Yetmedi, bir de bu kadın yazarlar habire APO’cular tarafından tekme tokat dövülüyor. Şuraya bakın kimimizi Tayyipçiler dövdü kimimizi Apocular kimimizi Kılıçdaroğlu kimimizi cemaatçiler… Kimimizi ise hepsi imeceyle dövüyor…

Oysa daha düne kadar, bütün ınternet sitelerinde sözlüklerde her yazıları defalarca dolaşıma sokuluyor haklarında her gün sayfalarca övgüler düzülüyordu.  

Etnik milliyetçiler gestapo liberaller bu kadınların yazdıkları her yazıyı her gün çoğaltılıp baş tacı ediyorlardı.

Şimdi bir taraf bu kadınları sildi, diğer taraf oh olsun diyor, şimdi bu kadınlar sağlı sollu dayak yiyor…

Bir insanı fikirlerinden dolayı sevmemek başka şey.

İnsan ahlakı ve yetenek başka şey.

Her yazar fikir bunalımları karmaşıklıklar yaşar.

Ve ortaya soralım, Kürt sorunu tartışmasında Avrupa ve Türkiye medyası tarafından oldu bitti maşallah, gazına gelmeyen mi kaldı.

Bir çok yetenek düşünce trafiğini denetleyemedi.

Bir çoğu karmaşıklık içinde boğuldu.

Bir çoğu en son bir barda bira içerken görüldü.

Bir çoğu cici çılgınlıklarına artık yüz verilmediğini görünce küsüp gitti.

Bir çoğu başbakan tarafından kellesi kopartıldı.

Bir çoğunu çok iyi tanıyoruz arkadaşız içimize girmiş çelik bıçak gibi acısını hala yaşıyoruz.

Bu yüzden aynı siyaset içinde değilsek bile üç kuruşluk adamlarca kaçık karakterler gibi tarif edilmesine gönül razı olmuyor…

HEPİMİZE YUH OLSUN!

Bu onlarca değişik huyda insan, bugünkü vasat medyanızda bulamayacağınız zeka, acı ve alev, taşıyan metinler yazıyorlardı.

Ve bugün içimizden tek kişi olsun bu karmaşık ihanetli temalarla hangi izbe tenhalarda niçin dövüldüklerini sütunlarına okuyucu kitlesine taşımıyor.

Demek ki Türkiye güzel yurdum bütün yeteneklerini öldürmesi ve unutması için ‘haşmetmeabım’ diyeceklerini bir kişi bekliyormuş.

Demek ki insan evladı değilmişiz, tık tık tık, en yakınımızdaki insanları infilak ettirmek için vaktini bekleyen, sinsi saatli bombalarmışız.

Nasıl bir dünyaya düştük birbirimizin adını duyunca ebola virüsü gibi kaçmaya başladık.

Hepimizi köktenci bencil, hepimizi köktenci cellat yapan bir virüs fırtınasıyla geziyor ortalıkta.

Birkaç yüz dinci ahmak beş on tane etnik saf dangalak yazar, hepimizi hepimize düşman edivermeyi başardı ya hepimize yuh olsun.

Bu ülkeye son çığlığımız, oh olsun hak ettiler mi olacaktı, ey kahpe yazarlık, daha ateşli daha sabırsız aykırı ve kendine de meydan okuyan bir cümlen olmayacak mı?

Bu etnik mezhep savaşı içinde birbirimize artık buzullar içinde fosiller gibi mi bakacağız?

Kafamızın içi hepten mi kamaştı çatallaştı, bizde mi tiksindiğimiz o dekadanlara benzedik, kalemimize kuru kalın kav yılan gömleklerini kim giydirdi?

Senden olmayanı tutukla ve zindana tık, yaşarken toprağa göm, bu devlet ahlakını yazarlara kim öğretti?

Bugün bir çok arkadaşımız, fikren yakınlaştıkları insanların sırf ideolojik dillerinden o da harfiyen aynen konuşmadıkları için, hergün, başlarına baltalar iniyor…

Bir Tayyip bir APO bir cemaat uğruna yarab ne kelleler uçuruluyor.

Bir yazarın en hassas yeri ‘kalbi’ yorulmuşsa, gerisini sormayın.

Siz etnik milliyetçiler ve cemaatçilere, en zor günlerinizde bu kadar açıkça cesurca destek verenleri dahi, yormuş çileden çıkartıp çıldırtmışsınız, siz hangi siyasi sosyal insan hakları, artık hangi insan türünün peşindesiniz?

Evet, hayatın bir tarafında, etnik milliyetçiler, sırf AKP’ye zeval gelmesin diye aydınlarını nasıl kıyımdan geçiriyorlar, mideniz kaldırıyorsa seyredin.

Hangi fikri ne şekilde savunuyor olursa olsunlar yazarların kurban postu gibi deriden soyulup kesilip atılması bu kadar kolay olmamalıydı.

İşte cemaat işte etnik milliyetçilik, kimimize iftira, kimimizi kurban, ama hepimizi aynı havasız ortamın içine soktu.

Kardeşlerim, dünya ticaret merkezine delerek çarpan o uçaklar, bize çarptı, bizleri infilak ettirdi.

Dünyada haritalar şekillenirken bir de bizleri birbirimizin katili yaptılar.

Güya terörü yok edeceğiz bahanesiyle, etnik ve mezhepçiliği, korku ve güvensizliği beyinlerimizi yeteneklerimizi tek tek birbirimize kırdırarak içimize saldılar.

Uyanın, artık Orta-Doğu’da sadece hükümetimiz değil, sadece Obama değil, Orta-doğu’da herkes yalan söylüyor, Tayyip Kürtler Araplar Obama İsrail Irak Suriye, hepsi yalan söylüyor, tufan kıyamet dediğiniz budur.

Tarihe birbirlerini öldürenler olarak geçmek istemiyorsak bu yalanlardan hiç birinin peşinden gitmek zorunda değiliz.

Modern toplum Barcelona maçı seyredip buzdolabını açıp keyifle maç izlemek değil, modern toplumda yaşamak, zorluğunu ve acılığını şimdi hepimize öğretsin, ne oldu da aynı soğuk gecelerde aynı battaniye altında sırt sırta verip birbirimize şiirler söylediğimiz o dünya güzeli arkadaşlarımıza birkaç yıl içinde düşmanlar oluverdik…

Sorun hepimizin kirlenmesi hepimizin sahtekarlaşması hepimizin düşmanlaşması  hepimizin şeytanlaşması, etnik ve cemaat canavarının başardığı budur, bu canavarlardan pek yakınlarda  kurtulma umudu da hiç yoktur.

Herkesi hepimizi, hayatımızı, ve yurttaşlık, ve kişilik, ve insan olarak yaşama haklarımızı, ve hatıralarımızı ve arkadaşlıklarımızı ve inceliklerimizi, silip süpüren tozu dumana katmış büyük bir KASIRGA’nın ortasında uçuruluyoruz.

Hepimiz etnik ve mezhep canavarlarının ağzındayız, birileri şapırdata şapırdata bizi yerken, cumhuriyet demokrasi yurttaşlık demek dahi, saçma sapan bir lakırdı gibi, en yakınındaki arkadaşlarının haysiyetine sahip çıkamayanların hangi siyasi düşüncesi olabilir?

Bir büyük enerji krizi, bir büyük silah endüstrisi, etnik ve mezhep milliyetçilerini peşine takmış, hem coğrafyamızı hem beyinlerimizi hem arkadaşlarımızı hem ailemizi paramparça ediyor.

Etnik ve mezhep canavarları çoktandır denetimden çıktı, ideolojik balonlar patladı, akıl hastaları medya köşelerini Yargıtay köşelerini siyaset köşelerini çoktan tuttu.

Uyanın artık küresel ısınma kutuplarda değil, ahlakımızda ve beyinlerimizde.

Petrol şirketleri ve Barzani ve Apo ve İşid ve Tayyip, hepsi yüksek fiyatlar karşılığı bizleri bir şekilde ‘özneleri’ ‘kuklaları’ ‘köleleri’ ‘kurbanları’ ve hepsi birbirimizi birbirimize düşmanlar haline getirdiler.

Ve 101 pare top patladı, Tayyip Erdoğan padişahlığını cülus töreniyle ilan etti.

Davutoğlu yüz yıllık parantezin kapandığını Yeni Türkiye’nin kurulduğunu ilan etti.

Abdülhamit günlerine kaldıkları yerden devam edeceklerini defalarca beyan etti.

Bu ülkede tenezzül edip birbirinin yüzüne bakmamaya yemin etmiş arkadaşlarımızı, pek yakında, yeni Jön Türkler olarak Paris sokaklarında bulursak, şaşırmayalım… Belki o yabancı sokakta, bir naberimiz olsun istiyorsak, etnik ve mezhep milliyetçilerinin, gazları ve talimatlarıyla ve ideolojik dilleriyle, birbirimizi artık tanımlamayalım...

Nihat GENÇ - 02 Eylül 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul