nihat genc

Şeytan kral!

1) Şeytanın oğlu babasına ‘kral’ olmak istiyorum, bunun için neler yapmalıyım, der,

baba şeytan, üç şey yapmalısın, bir, cehennem pirzolası pişirmelisin, iki, yedi yıl ahali su bulup yıkanmamalı, saçını taramamalı, tırnaklarını kesmemeli, üç, en yakın dostunun kuyruğunu ısırıp kısaltıp onu keçi yapmalısın…

 Üçü de vaki oldu, işte, bir, Orta-Doğu’da yüzbinlerce insan cesedi çöllerin ortasında cehennem pirzolası gibi pişiyor, iki, işte içimizde milyonlarca Suriyeli yıkanamıyor saçlarını tarayamıyor tırnaklarını kesmiyor, üç, yola birlikte çıktıkları Pensilvanya’nın kuyruğunu ısırıp keçiye döndürdü.

 Krallığın önü açılmıştır, hayırlı olsun.

2) Hırsızların kralı hırsızlıkta en üst makama çıkınca artık kazanabileceği zafer kalmamış, tutturmuş, cennete gireceğim, diye.

 Cennetin kapısına kadar gelmiş. Kapıda Aziz Petrus. Aziz Petrus’a içeri girmek için yalvarmış. Aziz Petrus izin vermemiş. Hırsız ağlamış yalvarmış yaptığı iyilikleri anlatmış… Aziz Petrus acımış, içeri giremezsin, ama, kapıyı aralık bırakıyorum bu aralıktan içeri bakabilirsin.

Derken Aziz Petrus bir ara kapıdan ayrılmış. Bunu fırsat bilen hırsız cennete sızmış.

Ne görsün, altından bir koltuk, Tanrı’nın oturduğu koltuk. Şuna bir oturayım demiş. Oturmuş ki ne görsün, dünyadaki bütün sapıkları hırsızları oturduğu yerden görüyor.

Bir de ne görsün, kendi yaptığı hırsızlıkları çakallıkları da görüyor. Birden sinirlenip koltuğu kaldırıp cennetten fırlatıp atmış.

Sonra Tanrı gelmiş, benim koltuğum nerde?

Hırsız, efendim, o koltuktan bakınca bütün sapıklıklar görünüyor, siz üzülmeyesiniz diye onu attım.

Tanrı, iyi de, demiş, ben o koltuk olmadan da zaten her şeyi her hırsızlığı buradan görüyorum, demiş.

Hırsız telaşlanmış korkmuş paniğe kapılmış ve koltuğu fırlatıp attığı gibi Tanrı’yı da kucaklayıp cennetten dışarı atmış.

Derken Aziz Petrus ağlaya ağlaya nerde altından koltuk nerde Tanrı diye bağırarak cennete girmiş.

Hırsız, Aziz Petrus’a: O her şeyi gösteren koltuk da yok artık Tanrı’da yok. Onlar eski cennette kaldı. Buna alışmalısın bu cennet artık: YENİ CENNET…

3) Üç kafadar aç yoksul karınlarını doyurmak ve talihlerini aramak için yola çıkmışlar, önlerine GÜMÜŞ BİR DAĞ çıkmış. Biri, bu gümüş dağ ölünceye kadar bana yeter, demiş. Diğer ikisi, belki ilerde daha büyük bir talih buluruz, deyip yola devam etmişler. Önlerine bir ALTIN DAĞ çıkmış, biri, bu altından dağ bana yeter, demiş.

Üçüncü talihini aramaya yola devam etmiş. Önüne altı adet adam çıkmış ve yere bir sofra bezi sermişler.

Adam, nedir bu sofra bezi, demiş altı adama. Altı adam, bu sofra bezi üstüne dünyada neyi istiyor neyi arzuluyorsan, herşey gelecek olacak, ayrıca bu altı adam ne istiyorsan gidip onu bulup sana getirecekler.

Sofra bezi üstüne adamın istediği herşey getirilmiş, adam, peki demiş, gümüş dağını altın dağını da istiyorum, altı adam, gümüş dağını altın dağını da getirmiş.

Tam o sırada bir adam gelmiş, evlat, yoluna devam etmelisin belki daha iyi bir talih bulabilirsin, demiş.

Adam: önümde her şeyin olduğu bir sofra, yanımda, her şeyi bana getiren altı adam, daha ne olsun…

  Sayın Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sofrası hayırlı olsun, talihin bu kadarına ancak masallarda tesadüf ediyoruz.

4) Adamın biri en yüksek en yalçın tepeye çıkmayı ahd etmiş. Sonunda çıkmış. Çıkmış ki tepenin de üstünde bir kule yükseliyor. Kule, eteklerine kadar gelmiş adama seslenmiş: Hey ufaklık burada ne işin var?’

 Adam, hayatımın rüyası buraya çıkmaktı.Kule: burada oturmak zordur. Adam: Nasıl?

 Kule, bak evlat, burada oturabilmen için buradan görünen bütün suları altınları madenleri söküp toplayıp bana getirmelisin…

 Adam: Söylediğin şeye bak, ben zaten buraya gelirken bütün altınları madenleri suları söküp yanımda getirdim.

 Kule, adamın elinden tutmuş kulesine çıkartmış.

 Adam kuleye çıkınca kule sögüt dalı gibi eğilmiş, düştü düşecek…

 Kule, adama, burada oturabilmen için ağırlıklarını altınları üstünden atmalısın.

 Adam, olur mu, onlar Bilal oğlumun ve benim her şeyim atamam.

 Kule, onları üstünden atamazsan, bu kule bu ağırlığı taşıyamaz düşersin. Ancak kulenin dibinde oturabilirsin ve gece başlayınca vahşi hayvanlar sana saldırır, kendini kurtaramazsın, demiş.

 Adam, kuleye: hemen üstümüzdeki altınları atmayalım, bir düşünelim, bu kule sögüt dalı gibi eğiliyorsa, bu kulenin eğilmemesi için bir çaresini buluruz, demiş.

 Ve adam kuleye eğilmesi bükülmesini öğretmek için bir yoga hocası tutmuş.

 Yoga hocası tıpkı anayasa hukukçusu Burhan Kuzu gibi Dalaylama’ya benziyor.

 Kule eğildikçe yoga hocası lafa girmiş: Böyle de yorumlanabilir?

 Kule bir daha eğilmiş. Yoga hocası: Düştü mü, düşmedi, onun eğilmesi kule olmadığını göstermez.

 Kule her eğildikçe yoga hocası bir şey demiş. Kule her eğildikçe yoga hocası bir şey demiş… Sahte belgelerle hukuk darbeleriyle orduyu tasfiye etmişler, mecliste darbe yapıp sayıştayı yok saymışlar, ikiyüzbin müslümanı müslümanı kırdırmışlar, kule eğilmiş eğilmiş eğilmiş. Yoga hocaları konuşmuş yorumlamış yorumlamış…Kırk gün kırk gece eğlenmişler.

5) Baba serçe ‘kabineyi’ (hükümeti) düzenliyormuş. Evlatları yavru serçeleri yanına toplamış. Yeni uçmayı öğrenen yavrularına hem nasihat hem de yeni görevlerini söylüyor.

 Bak birinci oğlum, sen samanlıktan hiç çıkma, hep orda dur, ölünceye kadar sana yeter.

 Bak ikinci oğlum, sen tarla kenarından çıkma, buğday arpa topla, ölünceye kadar sana yeter.

 Bak üçüncü oğlum, sen atların eşeklerin gerisinden ayrılma, onlar gerisine bırakır sen yersin, yol boyu rahat edersin.

 Bak dördüncü oğlum, sen ağaç kovuklarına dadan tırtıllar örümcekler, sana ölünceye kadar yeter.

 Ve dördüne birden: ancak evlatlarım HİÇBİRİNİZ YÜKSEK UÇMAYIN…

 Yavruları baba serçeye: Peki baba sen ne yiyeceksin nerede yiyeceksin?

 Baba serçe: Beni merak etmeyin evlatlar YÜKSEKTEN BİR RÜZGAR esiyor, beni saraylardan saraylara uçuruyor…

 6) Tayyip Bey’in Köşk’te ilk günü.

 Tayyip bey, ilk gün köşkte yemeğini yiyecek, ziyafet gibi sofrası hazırlanmış. Tayyip, yardımcısını çağırmış, beni halk seçti, bu sofrayı kaldırın, halkım ne yiyorsa ben de onu yiyeceğim. Al şu beş lirayı fırından simit al. Yardımcısı gitmiş, eli boş ama elinde bir kağıtla dönmüş.

 -Hani simit?

 Yardımcısı: Efendim dışarı çıktım, halkın simit yediği yok, herkes İDDİA oynuyor, ben de beş liralık oynadım.

 -Ahmak adam, beş liralık oyundan ne kazanılır ki?

 Yardımcısı: Öyle demeyin efendim, bakın Fener’in maçı, Fener kaybederse, bire on veriyor.

  -Tamam tamam, ziyan olmasın, Bilal oğlan’a söyle bir menfaat, bir şey bulsun.

7) Hoca eşeğiyle ormana gidip odun kesip eşeğine istif etmiş, yorulmuş, terlemiş…

 Dönerken, eşeğin üstüne cübbesini atmış, baltasını da semerine sokmuş.

 Sonra eşeğe, ben düz yoldan iniyorum, sen bildiğin yoldan dön, demiş.

 Eve gitmiş. Bekle bekle. Eşeğin geldiği yok.

 Çıkmış eşeği aramaya, eşek yok.

 Hanımı, hoca akşam oldu, eşek nerde, demiş.

 Hoca: Valla hanım, iş çok kötü. Sırtına benim hoca cübbesini sardım, eline de balta verdim.

 Sırtında hoca cübbesi, elinde balta.

 O artık laf dinlemez, bir daha yolu da bulamaz.

8) Yeni Türkiye’nin mümin Müslümanlarından Allah razı olsun, bizi de eski Türkiye’nin narı cehenneminden kurtarıyorlar.

 Hoca camide vaaz dinliyor, kürsüdeki hoca, avret yerlerini temizlemeyenlerin o yerleri narı cehennemde kor ızgaralar üzerinde yanacak, demiş.

 Hoca, koşa koşa eve gelir, hanım bir ustura, temizlik yapacağım.

Hanımı, ustura yok kaybolmuş, çıra ateşiyle tütsülesen.

Hoca çıra ateşiyle tütsülenirken tam o sıra osurmuş.

Dönmüş arkasına: ustura bulamadık diye niye muhalefet ediyorsun.

Hanımı bağırmış, hoca kimle konuşuyorsun?

Hoca: Senin çıra ateşine gülüyor, laf dinlemiyor, nasihat ediyorum diyorum ki ona, bu çıra ateşi seni de beni de narı cehennemden kurtaracak, anlamıyor…

Hanımı: Söyle o suratsıza, beni de kurtaracak beni de.

9) Bugün 30 Ağustos eski Türkiye’nin zafer bayramı.

Eski Türkiye’nin Nasreddin Hocası, bu toprağın asıl zaferi sensin.

Seninle bu sütunlarda bu Yeni Timurlar’a karşı daha nice cenkler vereceğiz.

Timurlar gider yeni Timurlar gelir, zalimlerle on asırdır eğlenip dalgasını geçen sevgili Hocam, senin de zafer bayramın kutlu olsun.

Nihat GENÇ- 30 Ağustos 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul