kim bu kilicdaroglu4

Milletsevmez "vatansever"ler!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu deneyimli gazeteci Göksel Bozkurt’un

sorularına verdiği yanıtta, “Medyanın yaptığı ulusalcı tanımlaması var. Eğer ulusalcılıktan vatanseverlik anlıyorsak ben de ulusalcıyım, ben de milliyetçiyim. Benim vatanseverliğimden kimsenin şüphe etmemesi lazım” demiş.

Anlaşılan o ki; Kılıçdaroğlu da, algı yönetiminin siyaset ve medyadaki aktörleri gibi “Ulusalcılığı” ve “Atatürk milliyetçiliğini”, muhafazakarlık ve gericilik olarak görebiliyor. Bu nedenle “ulusalcıyım”, “milliyetçiyim” diyemiyor. Bu kelimeler yerine “vatansever” kelimesini kullanmayı tercih ediyor.

Psikolojik harekatın siyaset ve medyadaki temsilcileri de öteden beri ulusalcılığı, milliyetçiliği; muhafazakarlık ve gericilikle eş değer göstermek için olağan üstü çaba gösterirler.

Zira onlara göre, ulusal direnç, ulusal refleksler ancak ulusal değerler yozlaştırılarak yok edilebilir.

Onlara göre ulusalcılık aşağılanmalıdır. “Ulusalcıyım”, “Atatürk milliyetçisiyim” demek artık utanılası bir davranış olmalıdır. Etnik milliyetçiliği savunmak, terör örgütünün taleplerini dillendirmek, din istismarcılığı yapmak ise ilericilik ve demokratlıktır (!).

Onlara göre “Sol, milliyetçi olmaz.”

Onlara göre, “Bütün dünyada sol yurtseverdir. Ama milliyetçi değildir.”

Onlar; Kürt milliyetçiliğini, Arap milliyetçiliğini ya da etnik temele dayanan milliyetçiliği ayıp saymazlar. Ama etnik temele dayanmayan Atatürk milliyetçiliğini, Türk milliyetçiliğini bir türlü içlerine sindiremezler.

Bülent Ecevit, İzmir Eczacı Odasının 19 Kasım 1989 günü İzmir’de düzenlediği toplantıda konuya ilişkin olarak;

“Yüzyıllarca kendini sadece ‘ümmet’ gibi görmeye zorlanmış ve ulus bilincinden yoksun bırakılmak istenmiş olduğu halde, Türk halkı, lâik Cumhuriyetle birlikte; çağdaş anlamda milliyetçiliği de, ‘ilerici aydın’ların bazı solcu kesimlerinden daha kolaylıkla benimseyebilmiştir. Neyse ki hepsi değil ama kimi Türk sosyalistleri, özellikle Türk milliyetçiliğini neredeyse ayıp sayarlar; ‘sosyalist’liğin şanına yakıştıramazlar. Arap milliyetçiliğini ayıp saymazlar; Kıbrıs’daki Rumların milliyetçiliğini ayıp saymazlar; Çavuşesku’nun koyu kominizm dönemindeki Romen milliyetçiliğini; kominist Çin’in, kominist Arnavutluğun milliyetçiliğini ayıp saymazlar, sosyalistliğe veya koministliğe aykırı bulmazlar da, nedense Türk milliyetçiliğini bir türlü içlerine sindiremezler. ’Türkiyeliyiz' derler ama ‘Türküz’ demeye dilleri varmaz. ‘Yurtsever’likten söz ederler ama milliyetçiliğe, daha doğrusu Türk milliyetçiliğine soğuk bakarlar. Yani böyleleri, milletsevmez ‘yurtsever’lerdir. Bence asıl gerici bunlardır. Çünkü geride bıraktığımız Osmanlı çağının Türkü horlayan, ulusluk bilincinden ve kendine güven duygusundan yoksun tutmaya çalışan ‘kültür’ünden, o kültürün koşullandırılmasından kendilerini kurtaramamışlardır.(...)” demektedir.

KUVA-İ MİLLİYE ( ULUSAL GÜÇLER) RUHU!

Kuva-i Milliyecilik bir ruhtur. Cumhuriyetçilik, ulusalcılık, halkçılık, lâiklik ve devrimcilik gibi ilkeler bu ruhun ayrılmaz parçalarıdır.

Yobazlar ile etnik kimlik üzerinden siyaset yapanlar bu nedenle Kuva-i Milliyeci’lerden, Atatürkçülerden oldum olası hep korkmuşlardır.

O nedenle din istismarcıları ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapanlar Kuva-i Milliye ruhunun yeşermemesi için ellerinden ne gelirse yapmışlardır. Bu güçler kurdukları ittifakın ve bir tertibin sonucu olarak son 12 yıldır, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, şike ve benzeri davalar ile ulusalcılara, Atatürkçülere karşı büyük bir kıyam uygulamışlardır.

Ulusalcı, Atatürkçü, devrimci düşünür ve aydınlara medya başta olmak üzere her alanda uygulanmadık ambargo kalmamıştır.

Ulusalcıların, Atatürkçülerin yuvalarına ‘Truva atları’ gönderilerek o yuvalar içlerinden fetih edilmeye çalışılmış; bu tür kurum ve kuruluşların yönetim kadrolarına, vitrinlerine çoğunlukla gizli Sorosçu’lar, gizli Kürt milliyetçileri, TESEV, Açık Toplum Enstitüsü üyeleri getirilmiştir.

Böylelikle; oluşturulan gizli ortaklıklarla amaçlanan rejim değişikliği sessiz sedasız gerçekleştirilmeye başlanmıştır.

Anayasanın askıya alınması, Anayasal kurumların işlevsizleştirilmesi, cumhuriyetimizin niteliklerinden lâiklik ve hukuk devleti ilkelerinin zedelenmesi hep bu dönemde olmuştur.

Andımızın okunmasının okullarımızda kaldırılması, Atatürk’ün “ Ne mutlu Türküm Diyene” özdeyişinin silinmesi, “T.C.” ibaresinin kamu kurum ve kuruluşlarından kaldırılması ve Atatürk resim ve heykellerine saldırıların artması, 'Devlete karşı gelmek, isyan çıkarmak, isyanı yönetmek ve liderlik edip, vatana ihanet suçundan' idam edilen Seyit Rıza heykelinin Tunceli’ye, 1984 yılında Eruh ve Şemdinli baskınlarını yapan PKK'lıların başı Mahsum Korkmaz'ın dev heykelinin ise Diyarbakır Lice’ye dikilmesi, yine hep bu dönemde olmuştur.

Kemal Kılıçdaroğlu bu dönemde CHP’yi Atatürk çizgisinden uzaklaştırmış; Kürt milliyetçilerine, ayrılıkçılara sempatik gözükmek için Diyarbakır’da 1930’ların CHP’si değiliz diyerek, 10 Kasım 1938 tarihine kadar CHP Genel Başkanlığını yürütmüş olan büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatabilmiştir.

Bu dönemde CHP açılım yasası olarak adlandırılan 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi Ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” tasarısına destek vermiş, bu kanun Anayasaya açıkça aykırı hükümler taşımış olmasına karşın, iptal edilir korkusu ile Anayasa Mahkemesine götürülmemiş, götürülememiştir.

Daha neler neler...

Artık suskunluk zamanı bitmelidir. Yeniden Kuva-i Milliye ruhu canlanmalıdır.
Kuva-i Milliye ruhu yok edilmeye çalışılan, Atatürkçülerden, ulusalcılardan ve devrimcilerden arındırılan Y-CHP’nin AKP ve HDP (BDP)’den hiç bir farkı olmayacaktır.

Kurum ve kuruluşların şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmiş olan, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunan yöneticilerden arındırılma ve bu yöneticilerden hesap sorulma zamanı gelmiştir.

Bu görev Ata’mızın bizlere, Kuva-i Milliye ruhuna sahip olanlara verdiği bir görevdir.

Devlet Eski Bakanı–21 ve 23 Dönem Milletvekili
Tayfun İÇLİ - 22 Ağustos 2014 - Ulusal Kanal

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul