boykot kumpas sandik oy yok2

Gururla söylüyorum: “Oy vermeyeceğim!”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy vermeyecekler için demediklerini bırakmadılar.

Uyuduğumuzu söyleyenler, aptal olduğumuzu söyleyenler, eşek resmiyle tasvir edenler ve en ağır olanı da vatan hainliğiyle suçlayanlar.

Bu söylemler karşısında sert bir üslup kullanmam gerekebilir. Yine de kendimi tutmaya çalışacağım. Çünkü bu söylemlerde bulunanlarla aynı hassasiyet içinde olduğumuzu sanıyorum. Ancak ihanetle suçlamasam da bazılarının farkındalıktan (gaflet) yoksun olduklarını, bazılarının doğru yoldan saptıklarını (dalalet) düşünmüyor değilim.

Bu yazıyı neden böyle düşündüğümü anlatabilmek umuduyla yazıyorum. Yine umuyorum ki, bu gaflet ve dalalet durumundan vazgeçerler.

Belki uzun uzun yazmaya gerek bile yok. Çünkü görüşler veya taraflar kim olursa olsun bir gerçek var ki, o da “oyları kimin verdiği değil kimin saydığı önemlidir” Bunu yıllar içerisinde çok defa tecrübe ettik. Hala seçimlerin bir şeyleri değiştireceğini ummak çelişkidir. Siz değil misiniz her seçim öncesi ve sonrası seçim hilelerini sosyal medyada paylaşıp duran. Hanginiz inanıyor bu seçimlerin dürüstçe yapılacağına? Yine elektrikler kesilip, trafoya kedi kaçmayacak mı sanıyorsunuz? Yine ücra köşelerde Ekmel’e basılmış oyların ortalığa saçılmış halde bulunmayacağını mı sanıyorsunuz? Bence oy vererek bunu inkâr etmiş seçimlerin adil olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz.

Bir başka konu ise yanlış kullanılan veya yanlış anlaşılan “boykot” ifadesi. Boykot, bir işi veya bir davranışı yapmama kararı almak anlamına geliyor. Bizlerin oy kullanmaması, belki oy verme işini yapmama anlamında bu kelimeyle anlatılabilir ancak burada bence çok yanlış anlaşılan şey bizlerin oy vermeyerek Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına seçilişini izlediğimiz, tepkisiz kaldığımız izleniminin çıkarılması. Tam tersine bizlerin istediği şey Cumhuriyetimizin yıkılmasını izlememek ve buna tepkisiz kalmamak. Burada ki mantık Cumhuriyeti seçimle kurmadık, seçimle de yıkılmasına izin vermeyeceğiz.

Sizlere Ulu Önderimizin şu sözlerini hatırlatmak isterim.

“Arkadaşlar, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâplar için aydınlığın ve aydının yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz, cahil kütleyi de aydınlatarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek, yalnız cehalet değil, hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle*** olmaz!..”

*** plebisit: Halk oylaması

Sırf Erdoğan’dan kurtulmak adına ve ehven-i şer yani kötünün iyisi mantığıyla Ekmel’e oy vermek yine bir çelişkidir. Neyin çelişkisi? Yıllarca İran’ı gösterip “onlarda cumhuriyet ama” diye başlayıp devam eden cümlelerin çelişkisidir. Çünkü bizim amacımız ve görevimiz sadece Cumhuriyeti korumak değil, Atatürk ilkelerine bağlı, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetini korumaktır. Yoksa İran da cumhuriyettir, değil mi?

Ekmel Bey’e oy vermeyi Cumhuriyetimizin yıkılmasını yavaşlatacağını, onun Cumhurbaşkanlığı döneminde elde edilecek yeni kazanımlarla Cumhuriyetimizi kurtarabileceğimizi savunan görüşlerin çelişkisi de tescilli vatan haini Vahdettin’i farkında olmadan aklıyor olmalarıdır. Vahdettin de İmparatorluğun idaresini 15 yıllığına İngilizlere vererek, zaman kazanmak ve bu süreçte olabilecek yeni kazanımlarla imparatorluğu kurtarmak istiyordu deseler ne diyeceksiniz?

Madem bu son sapak, madem Erdoğan’ın yıkılması gerekiyor, madem Erdoğan yıkılsın da ilkeler o kadar önemli değil, neden 2011 Genel Seçimleri öncesi Ekmel Bey’i partinin başına getirmediniz? Peki, herkesten oy alacağını bilseniz hadi fazla abartmayayım Sebahat Tuncel’i partinizin başına koyar mıydınız?

Herhalde ben yanlış tanıdım Ekmel Bey’i. Ekmel Bey’in bu örneklere benzer yanı yok diyeceksiniz muhtemelen. Kusura bakmayın bizde herkes gibi Google’den tanıdık Ekmel Bey’i. Peki siz ne kadar tanıyorsunuz? Eşi türban giymiyormuş. Çok iyi. Peki , Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda türbanlıları davet edecek mi mesela? “Türk oğlu Türk’üm” demiş. Peki, beni vatan hainliğiyle suçlayanlar, Atatürkçülüğümü eleştirenler, Atatürk’ün Amasya ziyaretinde karşılaştığı beline kadar sakallı Şıh’a, ricasıyla sakalını kestiremediğini ancak o Şıh’ın Afyon valiliğine tayin edildiğini duyunca sinek kaydı tıraş olduğunu, Atatürk’ün ise bu durum karşısında Şıh’a “”İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince; bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarin başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkûm bırakmayalım. Kal sağlıcakla…” dediğini bilmez mi? Ekmel Bey’in yazdığı eserleri, danışmanlık yaptığı Atatürk düşmanı dergiden haberiniz var mı?

Peki, Atatürk’ün Nutuk’ta, son halife Abdülmecid Efendi’nin tüm uyarılara rağmen «Halife-i Müslimîn» yerine «Halife-i Resûlullah» ve babasının adı dolayısıyla «Han» ünvanlarını kullanmaktan kendini alamadığını anlatması size bir çağrışım yapmıyor mu?

Ya şu konuşmaya ne diyeceksiniz?

“Parti, dinî düşünce ve inançlara saygılıdır” kuralını bayrak olarak eline alan kimselerden, iyi niyet beklenebilir miydi? Bu bayrak, yüzyıllardan beri, cahil ve bağnazları, hurafelere inananları aldatarak özel amaçlar sağlamaya kalkışmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? Türk milleti, yüzyıllardan beri sayısız felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük özveriler gerektiren pis bataklıklara hep bu bayrak gösterilerek yöneltilmemiş miydi?

Cumhuriyetçi ve ilerici olduklarını zannettirmek isteyenlerin, aynı bayrakla ortaya atılmaları, dinî bağnazlığı coşturarak, milleti, cumhuriyetin, ilerleme ve yeniliğin tamamen aleyhine kışkırtmak değil miydi? Yeni parti, dinî düşünce ve inançlara saygı perdesi altında: Biz hilâfeti tekrar isteriz; biz yeni yasalar istemeyiz; bizce Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler, biz sizi koruyacağız; bizimle beraber olunuz. Çünkü, Mustafa Kemal’in partisi hilâfeti kaldırdı. İslâmiyeti bozuyor. Sizi gavur yapacak, size şapka giydirecektir diye bağırmıyor muydu! Yeni partinin kullandığı kalıplaşmış anlatım, bu gerici feryatlarla dolu değildir denilebilir mi?

Efendiler, olaylar da gösterdi ve kanıtladı ki, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi programı en hain beyinlerin ürünüdür. Bu parti, memlekette suikastçıların sığınağı, güvenme ümidi oldu; dış düşmanların, yeni Türk Devleti’ni, taze Türk Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik plânlarının kolaylıkla uygulanmasına yardımcı olmaya çalıştı. 1927 (Nutuk II, s. 889-890)

Bu cümleler yalnız AKP’yi mi tanımlıyor sanıyorsunuz? O bayrak sizin elinizde değil mi şimdi?

Galiba muhalefet konusuna girmiş oldum. Hadi o topa da gireyim. Aslında amacım, öğrenilmiş çare hastalığına tutulmuş insanlarımızı uyarmak. Hayır! Yanlış yazmadım. “Öğrenilmiş çare” deyimini bilerek kullandım. Belki psikoloji bilimine bir katkıyı da ben yapmış oluyorum. Nedir öğrenilmiş çare? Kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, kaderini birine veya birilerine teslim etmesi diyelim. Cumhuriyetimiz tehlike altında ve bu tehlikeyi savuşturmanın en iyi yolu; onlarca hayati öneme sahip konu varken, Erdoğan’ın Dolmabahçe’de ki ofisinin penceresinden bakıp röntgencilik yaptığını söylemek olan, kızının 80 öncesinde kapıya “baba biraz da bizimle ilgilen” diye yazdığını söyleyen Erdoğan’ın kızının aslında 80 sonrasında doğduğunu ganimet bulmuş gibi heyecanla anlatan bu muhalefete teslim etmek midir?

Diğerini anlatmıyorum bile. Onun Akp’nin her sıkıştığı anda ortaya çıktığını bilmeyen yok zaten.

Sizler bu milletin birer fertlerisiniz. Egemenlik kayıtsız şartsız sizin. Bu egemenliği anayasada da yazdığı üzere yetkili organlar aracılığıyla kullanıyorsunuz. Hangi organ o? TBMM. Peki, meclisin görevi ne? Kanun yapmak. Şimdi bir soru. 12 yılda muhalefetin kaç kanun teklifi kabul edildi? 1 tane. Bu yılın Mayıs ayında oldu. O da Akp’li vekiller o genel kurul sırasında meclis dışında olduğu için. Fark edince itiraz ettiler zaten.

Kanunlar yapılırken tartışılıyor. Fikirler belirtiliyor. Peki, Akp ne yaptı? Yasaların görüşülmesi sırasında, konuşma sürelerine ve verilecek önergelere kısıtlama getirmeyi kapsayan içtüzükte değişiklik teklifini Meclis’e sundu. Zaten 15 bin 43 yazılı soru önergesinden 6 bin 773 bakanlar tarafından cevaplandırılmadı.

Başka ne görevi var? Bütçeyi denetleme görevi. Bunu yapmak için olması gereken Sayıştay raporları Mahkeme kararına rağmen meclise sunulmadı.

İşte biliyorsunuz Soma madenleriyle ilgili Chp’nin araştırma önergesi Akp çoğunluğuyla kabul edilmedi.

Şimdi burada ister muhalefetin beceriksizliği deyin, ister güçsüzlüğü deyin Akp’ye oy vermeyen halkın iradesi mecliste karşılık bulmamakta. Gezi olaylarını abuk subuk lobilere mal edenlerde halkın neden sokaklara döküldüğünü meclisin şu hallerinden anlasın artık.

İşte kaderimizi, geleceğimizi emanet ettiğimiz muhalefetin durumu bundan ibaret.

Akp’nin ve Erdoğan’ın ne olduğunu, kimlere hizmet ettiğini anlatmak yerine, onlara benzemeye çalışmanın öyle masumane bir strateji olduğunu düşünüyorsanız, yanlış düşünceler içerisinde olduğunuzu söyleyebilirim.

Tayyip’e zaten karşıyız, Demirtaş’ı adam yerine bile koymuyoruz ama Ekmel Bey’i kabul etmeyişimiz de öyle bedavadan değil.

Uyumamız, eşeklik etmemiz veya vatana ihanet etmemiz söz konusu değil. Aktörleri iyi tanıyoruz. Bu iyi polis, kötü polis numarasının bizim gardımızı düşürmek için olduğunu biliyoruz. Aslında yapmak istediğimiz şey 20 Atatürkçü Milletvekili bulamayıp ta aday gösterilemeyen Emine Ülker Tarhan’ın şu sözlerinde gizli. “Halk gezi hareketleri ve bugünkü tepkileriyle demektedir ki, CHP de MHP de kesinlikle artık muhalefeten bizi temsil etmiyor. İktidarın faşizmine direnemiyor. O zaman biz de kendi yolumuzu çizip, ülkemizi kurtarmaya çalışırız…” İşte bizim dediğimiz tam olarak budur.

Hani “vur ensesine ekmeğini al” diye bir deyim var ya, seçimlerde oy kullanmanın anlamı bana göre budur. Bunu yaptığınızda ve kaybettiğinizde “demokrasi tecelli etti” diyerek, yapacakları her yıkıcı eylemi meşru sayacaklar. Yine demokrasiye methiyeler düzüp, sizlerin bir köşede kaderinize razı olmanız beklenecek. Eğer oy vermemenin bir tepki olduğu bilinmeseydi oy vermeyerek gerçekten Tayyip’e hizmet edilmiş olunabilirdi. Ancak böyle bir tutum açıkken, katılımın düşük olması Tayyip’in meşrutiyetini sorgulanır hale getirecektir. Mısır’da düşük katılımla gerçekleşen seçimlerde yüksek oy oranıyla iktidar sahibi olan Sisi yönetimini kabullenmeyen Tayyip, kendinin Cumhurbaşkanı olması durumunda bu şekilde düşünmeyeceğini adım gibi biliyorum elbette. Ancak önemli olan bizim korkmamız yerine onun korkmasıdır. Herkes görmediği için bilemez elbette ama Yenikapı’da sahili doldurmak suretiyle yapılan parka yüzlerce ağaç dikildi. Bu bence Gezi’de verilen gözdağının sonucuydu. Ayrı bir bilgiyi de sunmak istiyorum. Yedi yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül kaç yasayı veto etti biliyor musunuz? Sadece 4 tane. Yani noter dediğimiz kadar varmış. Veto ettiği yasalarda, çok fazla toplumu ilgilendirmeyen, işte Serbest Muhasebeci ve Müşavirler gibi meslek mensuplarını ilgilendiren yasalardı. Tayyip Cumhurbaşkanı olduğunda Gül’den en fazla 4 yasa daha fazla onaylayabilecek. Burada anlatmak istediğim, Tayyip’in yapmak istediğine engel olabilecek bir güç mecliste zaten yoktu. Buna engel olan tek şey sizin, bizim tepkilerimiz, dik duruşumuzdu. Muhalefetin durumunu anlattım. Ekmel Bey’e destek isteyerek, oy vererek oluşacak olan kanı, “biz korkuyoruz, elimizden başka bir şey gelmiyor” şeklinde olacaktır. Oysa oy vermeyerek, sizin hepinizin ne mal olduğunu biliyoruz, sizin oyununuza gelmeyeceğiz, şimdilik bekliyoruz ama bu cumhuriyete yapacağınız en ufak bir saldırı da, sizin kâbusunuz olacağız.” Denilecektir. Ayrıca emperyalist güçler de bilecektir ki, hala tetikte bekleyen güçler var. Muhtemelen tırnaklarını kemireceklerdir.

Tayyip’in yenilmesiyle psikolojik üstünlük sağlanacağını düşünenler ise yanılmaktadırlar. Çünkü Ekmel gibi siyasi İslamcı biri aday gösterilerek, bu ülkenin muhafazakâr bir çoğunluğunun olduğu kabul edilmiş oldu. Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun muhafazakâr olduğu bir gerçektir, inkâr edilemez. Ancak bizim en baştan beri mücadelemiz bu değil mi zaten? Gelenekçiliği bir kenara bırakıp, çağdaşlığın, bilimin gereklerine göre hareket etmek değil mi amacımız? Burada bir dipnot olarak şunu da belirteyim ki, teknolojik ilerleme çağdaşlaşma anlamına gelmez. Bu bizim ülkemizde çok sıklıkla karıştırılan bir kavram.

Peki, Ekmel Bey seçilmiş olsa, tüm bu yıkım projelerinden kurtulmuş olacak mıyız? Psikolojik bir getirisinin olmayacağından bahsettim. Bir ihtimal Tayyip istifa eder mi? Sivil biri olduğunda savunmasız olacağını ve yaptığı tüm pisliklerin hesabının altından kalkamayacağını çok iyi bildiği için böyle bir ihtimal yok. Halk batan gemiyi terk eder mi? Belli bazı kesimler belki ama Akp’nin iktidarda kalmasını sağlayan şey Türkiye’nin güncel durumu değil, yılların yatırımıdır. Hani bahsettik ya “Parti, dinî düşünce ve inançlara saygılıdır” diye, devrimlerden verilen tavizlerin eseridir bu halk. O yüzden açıkçası çok umutlu olmamak gerek. Bugün kamunun içine kadar girmiş türban bile Akp’den çok Chp’nin eseridir. Bunu da unutmamak gerekir.

Ekmel Bey’in cumhurbaşkanı, Tayyip’in de başbakan olması durumunda göreceğimiz şey, Ekmel Bey’in Akp’ye direnemeyecek olmasıdır. Çünkü cumhurbaşkanlığının yetkileri daha çok sembolik yetkiler. Bu yıkıma karşı müthiş bir direnç gösteren 10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bile, birçok defa veto ettiği yasaları değiştirilmeden önünde buldu. Bu direnci, Atatürk’ün devrimlerine pekte sıcak bakmayan Ekmel Bey’den beklemeyin. Ayrıca Ekmel Bey’in şu ana kadar kamuoyuna yansıyan görüşlerinin, önümüze çıkması muhtemel yıkım projelerine destek vereceği yönünde olduğu anlaşılıyor.

Sonuç olarak, bu seçimler İngiliz mandasını mı, Amerikan mandasını mı kabul edelim seçiminden başka bir şey değildir. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Atatürk’ün Cumhuriyetinin böylesine tehlikede olduğu bir zamanda yapılacak tek şey yine Atatürk’ün sözlerinde gizli. “Biz, emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi tedricî ve sefil bir ölüme mahkûm olmaktansa, babalarımızın oğlu sıfatıyla, vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ederiz.”

Bu durumdan kurtulmak isteniyorsa ilk önce şu aciz muhalefetin peşini bırakmak gerekiyor. Çünkü bu haliyle muhalefetin yaptığı şey; iki kişinin kavgası sırasında, ayırma bahanesiyle araya girip birini tutarken, diğerine rahat rahat yumruk atma imkânı vermeye benziyor. Yediğimiz yumrukların sebebi bu muhalefet. Muhalefet bizi tutmasa gücümüz var biliyorum. Bunu Gezi’de, Silivri’de, 19 Mayıs’ta ve 29 Ekim’de gösterdik. Bizi güçsüz olduğumuza inandırmak isteyenlere kanmayın.

Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!

Saygılarımla

Ersoy MÜNEVİS - 06 Ağustos 2014 - Kemalistler.net

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul