boykot225

Orhan Çekiç'in Anlayamadığı Gerçekler Ve Yanılgıları!

“Türk demokrasi tarihimizde ilk kez cumhurbaşkanını halkımız seçecek!!!”

Orhan beyde ilk kez rastlanan bir yanılgı bu!

Cumhurbaşkanını halkın seçmeyeceği, seçemeyeceği haftalardır, nedenleriyle, ortalıkta:

Başbakan olduğundan beri hiç seçim kaybettirilmemiş olan Erdoğan’a, CB seçimi de kaybettirilmeyecek; başta SEÇSİS, sonra  “Trafo kedileri”, “Alo Fatih’ler” ve  Kılıçdaroğlu + Bahçeli sayesinde. Durum böyle, bu kadar açıkken, “aydınlar” bu durumu ortaya koymayıp, “bu bir seçimdir, seçimde seçenler ve seçilenler olur, demokrasi, budur” mu demeli, yoksa olanca güçleriyle, bunun bir orta oyunu olduğunu, gönüllü ve gönülsüz oyuncularının sayesinde halka “seçim” diye yutturulanları, “KRAL ÇIPLAK” diye bağırarak afişe etmeleri mi beklenmeliydi?

Bazı aydınlarımız, çok önemli bir söylemi her ortam ve durumda söylemeyi görev bilmekteler, Orhan bey de aynı görevi sürdürerek diyor ki, “Oysa seçim, demokrasinin vazgeçilmez unsurudur.”…

Değerli dostlar, bu söylemi kim yadsır ki? Fakat her doğru, her ortam içinde doğru kalabilir mi? Bu durumda, içinde bulunduğumuz ortam hakkında seçim ve demokrasiden söz edilemeyeceği saptanmış olduğuna göre, bu değerleri siz nasıl bu ortamda da varmış gibi bir ön kabulle kabullenir, başkalarına da dayatabilirsiniz?

“Mevcut yönetimi beğeniyorsanız devamını sağlamak, beğenmiyorsanız değiştirmek için yasal fırsattır.”

Bu değerlendirmeyi yapanın saygıdeğer Orhan Bey olduğuna inanmak, çok zor. Çünkü yukarıda (Soner Yalçın’ın KAYIP SİCİL” kitabında da) ayrıntılarıyla belirtildiği gibi, sen 12 yıldır sayısız seçim yaşayacaksın, her defasında RTE’ye kazandırıldığını görecek, bileceksin sonra da “bu yapıyı değiştirmek, senin elinde” algısı içinde olacaksın? Dedim ya, bu yazının Sayın Çekiç tarafından yazıldığına inanamıyorum.

Hele hele arkasından gelen cümle, seçime katılmayı boykot etmeyi “çağdaş ve demokratik” bir hak olarak görenleri, nerdeyse, vatan hainliği ile bir tutmakta ki yine alışık olduğumuz klasik bir Orhan Çekiç algısından çok çok uzak,

“Bu hakkı kullanmayı reddetmek ise, sanki çözümü demokratik olmayan yöntemlerde arıyor olmak anlamına gelir ki, bu yaklaşım çağdaş ve demokratik olmaktan çok uzaktır.”...

“Boykot taraftarlarının en temel itirazları ve bu itirazlara bir siyasetçi olarak değil ama üniversitede bir Tarih öğretmeni olarak yanıtlarım aşağıdaki gibidir: “ diyor.

Bizler – bilgilenmeyi yaşamlarının olmazsa olmazları arasına katmış ve bu dünyadan ayrılacakları zamana kadar öğrenci olmayı sürdürecek olanlar- saygıdeğer Orhan beyi takip ettiğimiz, ondan çok değerli bilgiler edindiğimiz gibi, tarih hocası olan başka değerlerimizi de izleriz, onlardan da öğrenmeye çalışırız. Bu değerlerimiz arasında araştırmacı yazar Sinan Meydan da var. Ona da kulak veririz, onun değerlendirmeleri de ölçüdür bizler için. Bu bağlamda, Meydan’ın da CB “seçimlerine” yaklaşımı, “seçimleri” boykot etmek tarzıdır.
Bakınız, gene ayrıştık :(

Altta diyor ki saygın Çekiç:

“Atatürk’ün kurduğu CHP’nin  yönetimi, bir Atatürkçü adayı CHP içinden bulup çıkartamamış, ancak MHP’nin desteğiyle ve onayıyla ortaya çıkan bir “çatı aday” ile seçimlere gitmektedir. Bu durum kabul edilemez, bu çözüm CHP’ye yakışmaz. Bu nedenle boykot ediyoruz.”

Hayır! En temel hak olan boykot’u türlü biçimlerde uygulamayı düşünenlerin saptaması şöyle:

Y-CHP bir Atatürkçü çıkartamamış. Demek ki Ata’nın kurduğu Parti, bu denli çürümüş, yozlaşmış. Bu Parti artık yalnızca “Ata’nın kurmuş olduğu bir Parti'dir, fakat asla Atatürk’ün Partisi değildir. Ata’nın Bursa Nutku’ndaki "

"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; 'Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' diyecek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"  

sözlerinden yola çıkarak, Y-CHP’yi alaşağı etmeden bu tablodan çıkmak, olanaksız diye düşünmek gerekir. Hele hele, “…MHP’nin desteğiyle ve onayıyla…” diyerek Ekmel bey adının ve konusunun ne Kılıçdaroğlu ne de Bahçeli’nin bilmediği, tanımadığı, fakat her ikisine de kapalı kapılar ardında fısıldandığını bilmezden gelip, mevcut kafa karışıklıklarını arttıran bir ifade olmuş! “Boykotçular” bu doğru saptamayı yaptıktan sonra, bu durumdan çıkış için düşünce üretmiş ve sivrisineklerle uğraşmak yerine, bataklıkları kurutmaya çalışmanın daha akılcı olduğunu, bu bağlamda RTE’nin en sıkışık zamanlarında yardımına koşturulanlarla mücadeleyi başlatmak için çeşitli biçimlerde boykot uygulamaya karar vermişlerdir.

Saygın Çekiç’in altta kırmızıyla belirttiği kendi yanıtları, kendi ürettiği “boykotçular böyle düşünüyor, bu yanlıştır” yanıtlarında da hatalar var. Kanımca en büyük hatası, “. Mustafa Kemal hangi mağlubiyeti peşinen kabul etti ki, CHP kabul etsin?” sorusuyla, Y-CHP’yi hâlâ Mustafa Kemal’in CHP’si sanmasında?! Bu sanmalarla yollara çıkıldığında, doğru bir son’a ulaşılamaz.

“O nedenle MHP’nin desteği alınmak zorunda kalınılmıştır.” cümlesi de temelden yanlıştır.

Yalnızca Bahçeli’nin desteği alınmıştır. Yasal zorunluğu yerine getirmesi gereken Kılıçdaroğlu’nun yetkili kurullarında bu konuyu görüştürmeden kabul ettirmeyi dayatması karşısında seslerini çıkartmamış olan Y-CHP’li vekillerin yaptığının aynısını, AK-MHP’liler de yapmışlar ve ses çıkarmamışlardır. Bu durumu tüm gerçekliği ile gözler önüne sermek yerine, gözden kaçırmayı da anlamaya olanak yok.

“Kaldı ki saptanan aday Prof. Dr. Eklemeddin İhsanoğlu bir fizik profesörüdür, sıradan  bir İmam-Hatip çıkışlı değildir. Ayrıca bilim tarihi konusunda yaptığı çalışmalarla tüm dünyanın takdirini kazanmış, 20 üniversiteden “onursal doktora” derecesi almış, adına ödüller konmuş, her ülke tarafından saygıyla anılan, ismi üzerinde hiçbir olumsuz spekülasyon yapılamamış bir bilim adamıdır. Tüm İslâm aleminin saygıyla andığı, dürüst, sözüne güvenilir bir kişilik olduğu,…”

Burada ilk altı çizilmesi gereken anahtar sözcük, “saptanan” sözcüğü. Çünkü iyi bilinmesi gerekir ki Ekmel beyi “saptayan”, Türk ulusunun içinden çıkanlar değil (kendisi ortalara salınana kadar aydınlarımızın  çok azı (örneğin, Cengiz Özakıncı, 2004 yılından beri Ekmel beyi Ve kitaplarını irdelediğini biliyoruz), dışarılardan fısıldayanların  “saptaması”.

Bu yazıda Ekmel Bey güzellenir, “bilim kişiliği” öne çıkarılırken,  yine gözden uzak tutulan, Ekmel beyin intihalciliği! Yaşar Nuri Öztürk gibi “sıradan bir İmam Hatipli “,  İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı sırasında karşılaştığı bu intihal olayını tüm ayrıntılarıyla anlatırken, zamanın İstanbul Üniversitesi Rektörü Saygın Alemdaroğlu ve Yardımcısı Nur Serter’i de tanık olarak göstermiştir.

Özellikle son yıllarda intihal olaylarına çok alıştırıldığımız için mi bu intihal’e de göz kapatmamız istenmekte?

“Hiçbir yerde “iki sarhoş kafa kafaya vermiş keyiflerine göre şu kanunları çıkartmışlar…” demiş mi? Dememiş…”

Evet, onu demedi ama "DİKTATÖR" dedi, "FALAKALI DÖNEM", "ULUS DEVLET BAŞA BELA" dedi?!

"İYİ Kİ MENDERES YETİŞTİ DE, DEMOKRASİ..."dedi?!

Yani Saygın Çekiç’e göre, kim ki RTE’nin cümlesini kullanmamış, ama bu sayılanları demiş, o iyidir, en azından, ehven-i şerdir.

Ama bilinmesi, üzerinde çoktan düşünülmesi gereken, artık Türk halkının bu “kötünün iyisidir” yutturmacalarına YETER diyeceği bir zaman vardı, ve işte şimdi onu diyor!

“2.Üstelik bu adayın tüm geçmişi muhafazakâr bir çevrede şekillenmiştir. Bu profil Atatürk’ün makamı için uygun değildir. Bu aday üzerindeki ısrar ise Kemalistleri rahatsız etmiştir. “

Yine Saygın Çekiç’in kendi ürettiği bir olgu!

Kişisel olarak ben, hiç kimseden böyle bir ileri sürüş duymadım, görmedim. Ama şunu duydum: Kendisi din konusuna sıcak bakmayan, hatta bu konuyu gereksiz gördüğü bilinen, yazıları ve tarihsel kimliğiyle ortada olanların, “Ekmel bey din’e yakın olduğu için bazıları onu itiyor, istemiyorlar” diye yazdıklarını, din’i –nasıl oluyorsa- sahiplendiklerini, hatta sarıldıklarını biliyorum.

“Bu seçimi Atatürk yapsaydı, 1000 oyu olsa, hepsini Prof. Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu için kullanırdı. O, gerçek din adamlarına sonsuz derecede saygılıydı.”

Yine Çekiç’e hiç uygun olmayan, amacını çok aşmış bir sav!

Nedense,  “Atatürk yaşasaydı, bizim partiye oy verirdi” diyen Erbakan’ı anımsattı… Sinan Meydan’ın Atatürk ile Allah Arasında kitabından öğrendiklerimize göre,  Ata’nın Din konusuna yaklaşımı son derece akılcı. Din’e o akılcı yaklaşımla yaklaşan bir Deha, nasıl olur da Ekmel bey gibi bir zihne oy verirdi?!

“3.Gelinen bu durumdan CHP yönetimi suçludur. Seçim boykot edilerek CHP yönetimi istifaya zorlanmalı, parti içindeki ulusalcı kanat partiye egemen olmalıdır.

Böyle bir hesaplaşmaya gitmenin yasal yolları bellidir ve parti tüzüğünde yazılıdır. Bu her zaman elbette yapılabilir. Ama sırası şimdi değildir.”

İçine düşürüldüğümüz bu açmazdan, evet, Y-CHP’li ve beraberinde, AK-MHP’li yöneticiler sorumludur. Ve bedel ödemelilerdir. “Sus, şimdi zamanı değil” söylemleri,  geçmişte de bugün de akıl içermeyen, çözüm üretemeyen söylemler olmuştur. Sorunlar, ötelene ötelene bugünlere gelinmiştir. Bugün de bedeller ödenmez, ötelenirse, yarınlarda çocuklarımız ve torunlarımız, bugünleri doğru saptayamayan, ortada olan gerçeklere gözlerini yuman biz atalarına ne kadar sövseler, haklı olacaklardır!

“ Eğer bu seçimi Erdoğan küçük bir oy farkıyla kazanırsa, bunun bütün vebali boykotçuların boynunadır”

Yine amacını fazla aşan bir cümle! Ekmel beye oy verilmesini kendilerince bir  gereğe bağlayanlar, nasıl oluyor da kendi içinde bulundukları zihinsel yapılarını, donanımlarını kullanarak, suçlamalarını, zaten bu yazının başında tek tek sıralanmış olgulara boş verip, baştan belli olan Ekmel yenilgisini esas sahipleri olan Kılıçdaroğlu+Bahçeli ikilisine yöneltmemeyi yeğleyebiliyorlar? Bu yol daha zahmetli ve zor diye mi?

“Bu hesap yanlıştır. Hele yurt dışında ilgi az olduğuna göre, buradaki hile-hurda kapısı kapanmış demektir. “

Değerli Orhan Çekiç RTE’yi daha yakından izleyebilseydi, ya da en azından, Soner Yalçın’ın kitabını okumuş olsaydı, RTE’nin var olduğu hiçbir ortamda “hile-hurda kapısının” kapalı olduğunu düşünmez, ileri sürmezdi. Bu “hilelerle-hurdalarla” baş edebilmenin tek yolu, RTE’ye hayat öpücükleri sunanların ortamını, başlarına geçirmektir.

Bunu yapabilmek için de “sus, şimdi sırası değil” korosuna ayak uydurmamış, “tıpış tıpış" tıpışlamamış olanların ruhsal diriliğine, gücüne gereksinim vardır.

“Olur mu yyaaaa!...” diyenlerinizi görür gibiyim. Şezlong safamıza bir tek gün ara vermekten kaçınır, bir de üstüne boykot peşine düşersek, daha farklı ne olacağını bekliyoruz ki?.. “

Değerli Orhan Çekiç bilmeliydi ki en azından son 30 yıldır yaşanmakta olanlar, aklı başında hiç kimseye “Olur mu yyaaaa!...” dedirtemez! İşte hiç olmazsa o 30 yıl içinde sorunlar halıların altına süpürülmeyip, “sus, şimdi sırası değil” safsatası içine düşülmeyip, o zamanlar bedel ödemeler göze alınmış olsaydı, yüksek seslerle KRAL ÇIPLAK denseydi, bugün KRALİÇE DE ÇIPLAK demeye gerek kalmazdı.

“…Fakat Türkiye normal koşullardan geçmiyor.”

11 Kasım 1938’den beri Türkiye normal olmayan koşullarda kaldı, bir türlü kurtulamıyor. Durumlar ağırlaştıkça, koşullar da ağırlaşmaya devam edecektir.

KURTULUŞ, YARINDA OLAMAZ! BUGÜNLERDEDİR!

NOT: Fikir akışını bozmamak için ayrı not olarak veriyorum: Almanya’daki seçimlerde sandıklar şeffaf ve kimin kime oy verdiği, sandık dışından görülebiliyor. Bu arada RTE’ye oy vermeyenlerin fotoğraflarının çekildiği anlaşılınca, seçimleri boykot oranı, yükseldi, iştirak oranı %40’larda kaldı.

Dostlukla,

Lâle GÜRMAN - 06 Ağustos 2014

http://ahmetdursunarsivi.blogspot.com.tr/2014/08/boykot-neden-intihardr-dr-orhan-cekic.html

SN.ORHAN ÇEKİÇ'LE TERS DÜŞTÜĞÜMÜZ BİR YAZISI...

Boykot Neden intihardır?

Türk demokrasi tarihimizde ilk kez cumhurbaşkanını halkımız seçecek...Henüz kan dökmeden sonlandırabildiğimiz bir muhtar veya belediye başkanı seçimi bile ortada yokken, böylesi bir sınavla yüz yüze kalan insanlarımız tam bir panik içindeler. Bu paniği asıl körükleyenler ise daha çok aydınlarımız...Asıl kafaları karışık olanlar, onlar. İçlerinde seçimi boykot etmeyi çıkar yol sananlar, hatta bunu gururla savunanlar da var.

Oysa seçim, demokrasinin vaz geçilmez unsurudur. Mevcut yönetimi beğeniyorsanız devamını sağlamak, beğenmiyorsanız değiştirmek için yasal fırsattır. Bu hakkı kullanmayı reddetmek ise, sanki çözümü demokratik olmayan yöntemlerde arıyor olmak anlamına gelir ki, bu yaklaşım çağdaş ve demokratik olmaktan çok uzaktır.

Boykot taraftarlarının en temel itirazları ve bu itirazlara bir siyasetçi olarak değil ama üniversitede bir Tarih öğretmeni olarak yanıtlarım aşağıdaki gibidir:

1.Atatürk'ün kurduğu CHP'nin yönetimi, bir Atatürkçü adayı CHP içinden bulup çıkartamamış, ancak MHP'nin desteğiyle ve onayıyla ortaya çıkan bir "çatı aday" ile seçimlere gitmektedir. Bu durum kabul edilemez, bu çözüm CHP'ye yakışmaz. Bu nedenle boykot ediyoruz.

Bu argüman temelden yanlıştır. CHP'nin içinde Atatürkçü aday elbette çoktur. Ama bunların hiçbirinin alabileceği oy miktarı, tüm geçmiş seçimlerde de görüldüğü gibi, ne yapalım ki cumhurbaşkanı olmak için gereken çoğunluğu sağlamaktan uzaktır. Bunu her CHP'li de bilmektedir ve bunun sorumluluğu da sadece CHP'nin bugünkü yönetimine yüklenemez, bunun hesabı bu denli yaşamsal bir seçim öncesinde sorulamaz, sorsan da bir yararı olmaz...Boykot yoluyla CHP'ye çelme takmak, Türkiye'ye çelme atmak demektir, seçim mağlubiyetini peşinen kabul etmek demektir, Erdoğan'ı o makama arkasından iterek oturtmak demektir... Asıl Kemalistlere de CHP'ye de bu yakışmaz. Mustafa Kemal hangi mağlubiyeti peşinen kabul etti ki, CHP kabul etsin?

O nedenle MHP'nin desteği alınmak zorunda kalınılmıştır. Bu bir aritmetik zorunluluktur. Kaldı ki saptanan aday Prof. Dr. Eklemeddin İhsanoğlu bir fizik profesörüdür, sıradan bir İmam-Hatip çıkışlı değildir. Ayrıca bilim tarihi konusunda yaptığı çalışmalarla tüm dünyanın takdirini kazanmış, 20 üniversiteden "onursal doktora" derecesi almış, adına ödüller konmuş, her ülke tarafından saygıyla anılan, ismi üzerinde hiçbir olumsuz spekülasyon yapılamamış bir bilim adamıdır. Tüm İslâm aleminin saygıyla andığı, dürüst, sözüne güvenilir bir kişilik olduğu, içlerinde kimi şii, kimi sünni, kimi Hambeli, maliki, şafi, vahabi; normal koşullarda bir konferansta bile yan yana oturmayan 56 islam ülkesinin tamamının oyunu alarak, İslâm Ülkeleri Teşkilatı'nın en üst makamını yıllarca ve başarıyla doldurmuş, hizmet vermiş, Türk olduğunu onurla söyleyebilen bir değerdir. Bu aday konusunda MHP de olumlu yaklaşmıştır. Ayrıca 14 siyasal parti de destek kararı almıştır. Bunlara en son TİP de katılmıştır. Yapılması gereken, cımbızla sözcükleri ayıklayıp, "falan yerde şunu demiş, filan yerde bunu demiş" diyerek niyet okumak değil, fotoğrafın tümüne bakmak olmalıdır. Hiçbir yerde "iki sarhoş kafa kafaya vermiş keyiflerine göre şu kanunları çıkartmışlar..." demiş mi? Dememiş. O nedenle Atatürkçü, cumhuriyetçi, ulusalcı, laik düşünceli aydınların tümünün, fire vermeden, tüm yürekleriyle Erdoğan'ın karşısına dikilmesi zorunludur.

2.Üstelik bu adayın tüm geçmişi muhafazakâr bir çevrede şekillenmiştir. Bu profil Atatürk'ün makamı için uygun değildir. Bu aday üzerindeki ısrar ise Kemalistleri rahatsız etmiştir.

Hiç kimse Mustafa Kemal kadar Kemalist olamaz. Bu seçimi Atatürk yapsaydı, 1000 oyu olsa, hepsini Prof. Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu için kullanırdı. O, gerçek din adamlarına sonsuz derecede saygılıydı. Hayatı boyunca hep 3 kişi karşısında ayağa kalkardı: 1. Annesi Zübeyde Hanım, 2. Mareşal Fevzi Çakmak, 3. Ankara Müftüsü (sonra diyanet işleri başkanı) Rıfat Börekçi Hoca.

3.Gelinen bu durumdan CHP yönetimi suçludur. Seçim boykot edilerek CHP yönetimi istifaya zorlanmalı, parti içindeki ulusalcı kanat partiye egemen olmalıdır.

Böyle bir hesaplaşmaya gitmenin yasal yolları bellidir ve parti tüzüğünde yazılıdır. Bu her zaman elbette yapılabilir. Ama sırası şimdi değildir. Eğer bu seçimi Erdoğan küçük bir oy farkıyla kazanırsa, bunun bütün vebali boykotçuların boynunadır ama iş işten geçtikten sonra bu yanlış nasıl telafi edilir ki? Olan ülkeye olur.Oysa Türkiye Erdoğan'ı 10 yıl daha taşıyamaz

4.Boykot yapılırsa seçimi Erdoğan'ın kazanacağı kesinleşir ama o zaten seçilecektir. Bari düşük katılımlı bir seçimle başa geçsin ki, bu zayıf durumu sık sık dile getirilebilsin.

Bu hesap yanlıştır. Hele yurt dışında ilgi az olduğuna göre, buradaki hile-hurda kapısı kapanmış demektir. Türkiye'de ise, yan yana 100 kişiyi dizsek, zaten bunun sadece 42'si Erdoğan demektedir. Seçim sistemindeki sakatlık nedeniyle bu rakam Meclis'e 367 milletvekili olarak yansıyor. Aslında Erdoğan'ın böyle bir desteği yoktur. Yıkılmak üzereyken "boykotçuların" bu tavrı ona destek çıkmaktan başka bir anlam taşımaz.

5.Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması kolaylaştırılmalıdır. Zira o makamın yetkileri sınırlıdır. Erdoğan o makama geçerse milletvekiliği de dokunulmazlığı da düşer. Yargı yolu kolaylaşır.

Bu hesap ise felaket yanlıştır...Dokunulmazlığının kalkmasının hiçbir anlamı yoktur. Cumhurbaşkanı sadece "vatana ihanet" suçuyla yargılanabilir ve onun da koşulları çok ağırdır. Buna karşılık orduların başkomutanıdır. Bu bile tek başına her şeye yeter. Her tepesi attığında bir devlete yönelik sertleşse, birlik göndermeye falan kalksa, emri yapmak istemeyecek komutanın istifası gerekir, orduda komutan kalmaz. (Özal – Torumtay örneğinde olduğu gibi).

Devleti temsil eder. İsterse hükümeti her hafta toplar ve bu toplantılara başkanlık eder. Yani burnunu her bakanlığın işlerine sokar. Bütün valiler ve büyükelçiler cumhurbaşkanının temsilcisidirler. (Kaymakamlar hükümeti, valiler ve büyükelçiler cumhurbaşkanını temsil ederler). En belası da, Danıştay, Sayıştay, YÖK, HSYK ve benzeri kurum ve kuruluşlarda doğrudan seçme yetkisine sahip olduğu o sayıda üyeler vardır ki, arkasına Meclis ve Hükümet desteğini de alacağı için, bugünkünden bin beter hallere düşeriz. Bunun için ille de Başkan, Yarı Başkan olması da gerekmez. Memleket tanınmaz hale gelir. Ortam kıvamına gelince de, zaten aramızda dolaşmakta olan IŞİD düğmeye basar. Bir de bakmışız ortada bir sandık...Uyduruk bir referandum...29 Ekim 2023 Türkiye İslam Cumhuriyetiniz kutlu olsun...

"Olur mu yyaaaa!..." diyenlerinizi görür gibiyim. Şezlong safamıza bir tek gün ara vermekten kaçınır, bir de üstüne boykot peşine düşersek, daha farklı ne olacağını bekliyoruz ki?..

6.Üstelik bu durumda yeni bir başbakan bulmak, yeniden hükümet kurmak gerekecektir. Beklentiler, kırgınlıklar olacak, bu da iktidarı zora sokacaktır.

Tam bir hayal. Bu tür partilerde iç disiplin çok sağlamdır. Yeni başbakan da, hükümet de birkaç saatte kurulur. En ufak sarsıntı da olmaz...Hem niye olsun ki? Karşılarında paramparça olmuş bir muhalefet, buna karşılık düzenini 30 senedir kurmuş bir yapı...Şimdi tam da bu yapıyı yıkacak fırsat ayağa gelmiş, İlk kez iktidarın oyları hatta aşılmış, MHP, TİP gibi 12 siyasal parti bir araya gelip destek sözü vermiş...Bu defa da bir boykot meselesi ortaya çıkıvermiş...Bu iktidar bu muhalefet karşısında neden sıkıntı yaşasın ki...

7.Boykot yapılırsa ve örneğin %60 katılımlı bir seçim olursa, Erdoğan ülkenin değil, ancak katılan o yüzdenin içinden aldığı oyların cumhurbaşkanı olur. Bu ayıp da ona yeter. Boykot yapalım ki katılım düşsün.

Bu da hayal ötesi bir görüş...Seçime kaç kişinin katıldığı Erdoğan'ın umuru bile olmaz. Aksine CHP'de boykotçular başarılı olursa, Erdoğan açık ara seçileceği için, haklı olarak, "12 parti bir araya geldiler, gene nal topladılar...Bu millet beni istiyor kardeşim...Ne yapsam milli irade beni destekliyor..." deme hakkına sahip olacaktır. Öte taraftan AK Partiden bile daha fazla oy aldığını söyleyerek, bu memleketin tapusunu bile isteyecek konuma gelecektir. Böyle bir risk nasıl alınır da boykota gidilir?

8."Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin" yaklaşımı yanlıştır.

Bu görüş normal koşullarda doğrudur. Fakat Türkiye normal koşullardan geçmiyor. Bugün bu ülke için hiçbir şey, Erdoğan kadar tehlikeli olamaz. Yalnız Türkiye'nin değil, tüm Ortadoğu'nun bugünkü konumunda, orduların başkomutanlığı gibi bir yetkinin kullanılabileceği bir makama Erdoğan yapısındaki bir liderin getirilmesi önce onun sağlığı ama ondan çok daha önemli olarak, Türkiye'nin ve bölgenin sağlığı açısından tehlikelidir.

İŞTE BÜTÜN BUNLAR NEDENİYLE DE BOYKOT İNTİHARDIR...

Orhan ÇEKİÇ

 

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul