cumhuriyet bitti

"TKP pişmanları" Cumhuriyet'i bitirdi!

Cumhuriyet gazetesinin uzun yıllar Almanya temsilciliğini yapmış,

gazetenin Avrupa'daki Cumhuriyet Hafta'nın sorumluluğunu üstlenmiş Osman Çutsay, gazetenin kadrosuna yeni dahil edilen isimlere ilişkin çarpıcı bir yazı kaleme aldı. "Cumhuriyet gazetesi bitmiştir" diyen Çutsay, gazetenin Genel Yayın yönetmeni ve üst yönetimindeki İbrahim Yıldız - Hikmet Çetinkaya ikilisini de çok sert eleştirdi.

Çutsay, yazısında bir benzerlik kurarak, "TKP pişmanları"nın bugün Cumhuriyet'te olduklarını ve gazeteyi de bitirdiklerini yazdı.

Osman Çutsay'ın yazısının tamamını yorumsuz yayınlıyoruz:

Can Dündar’dan Aydın Engin’e, ondan Murat Sabuncu, Ceyda Karan ve Özgür Mumcu’ya, hatta Ahmet Şık’a kadar uzanan son transferler, uzun bir sonbaharın kışa evrildiğini, medyada nedense ısrarla ilericiliğin gölgesine sıkıştırılan bir gazetenin artık bittiğini ilan etti. Cumhuriyet gazetesi, galiba olağan sonunu yaşıyor. Neden?

Oyunu sürdürmek mümkün değil de, ondan. Bırakın elifi, kalemi görse mertek sanacak “yayın yönetmenleri ve koordinatörleri, hatta haber merkezi müdürleri”nin eline bizzat İlhan Selçuk tarafından bırakılan bir gazete, Türkiye’nin ilerici müktesebatından tümüyle çıktığını, son transferleriyle herkese ilan etti. Taraf-Radikal-Milliyet döküntülerinin elinde, bu gazetenin bir süre daha reklam gelirleri için “gerekli” o tuhaf 50 bin adetlik satış sınırında devam edebileceğini, yani birdenbire ortadan kalkmayacağını, ama 11 Ağustos sonrasında hızla da sönümleneceğini hep birlikte göreceğiz. Kuşkusuz, 11 Ağustos’tan itibaren siyasette ve medyada yaşanacak patlamaların nelere yol açabileceğini şimdiden öngörmek zor.

CUMHURİYET'İN BUGÜN TÜM KREDİSİ TÜKENDİ!

Uzun süredir herhangi bir haberciliğe imza atmadığı bilinen Cumhuriyet’in üst yönetimi, aslında bir şikeyi merkezi bir kararla açığa çıkardığı ve ortadan kaldırdığı için tebrik edilebilir. Geri ideolojilerin 40 yıllık merkezi olarak Murat Belge ve Birikim ekibinin palazlandırdığı “sivil toplumcu” Türk gericiliğinin son başarılarından biri diyelim. Bu yoldan artık geri dönüş yok. Türkiye devrimci sosyalistlerinin değil yalnızca, Türk aydınlanmasının aşkın çocuklarının da bu gölgeden kurtulmuş olması, sevindiricidir. Bu sadeleştirme, Türkiye ilericiliğini gereksiz yere meşgul eden bir meselenin halledilmesi olarak görülebilir.

Çoktandır “Hikmet Çetinkaya-İbrahim Yıldız mandırası” halini almış bir gazetenin toplu intiharına tanık oluyoruz. Bir formalite saymak belki daha doğrudur. Büyük depresyon yıllarının ertesinde, böyle bir son kimseyi şaşırtmamalıdır. Cumhuriyet, Woody Allen’in mezar taşına yazılmasını istediği notun tersine, “böyle bir sonu hak etmişti”.

Özellikle 12 Mart öncesinde Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, kısmen TİP ve Dev-Genç rüzgarlarıyla ilerici bir çizgiye oynayan gazeteyi, Türk ilericiliği hep akrabası saydı. Eleştirdi, ama yakını gördü. Oysa son yıllarındaki İlhan Selçuk bile o sularda değildi. Cumhuriyet, bugün artık tüm kredisini tüketmiş ve istediği noktaya gelmiş bulunuyor. Kadro sorununu çözdüğü de ortada: Yalçın Küçük Hocamızın o müthiş polemik kitabından (“İtirafçıların İtirafları - TKP Pişmanları”) ödünç alarak söylersek, Türkiyeli ve Türkiyeci devrimcilerin iyi yüreklerinden ötürü belki gereğinden fazla önemseyip prim verdiği Cumhuriyet’te, Hikmet Çetinkaya-İbrahim Yıldız ekibi, yıllar süren bir çabayla ve iki eski TKP pişmancısı Atilla Coşkun-Akın Atalay “ekibinden” Güray Öz’ü de bir süre devreye sokarak, tabii aynı çevreden Mustafa Balbay’ın desteğini ihmal etmeksizin, gazeteyi tümüyle ele geçirdi. Şimdi, bu yönetim, siyasal etkisizliğin yanı sıra, verimsiz gerçek satış rakamlarını durdurabilmek için son bir huruç harekatı deniyor. Ama bunu Taraf’a ve onun tiraj rakamlarına bakarak yapıyor. Türkiye aydınlanmasının ilerici değerlerini daha da ileri taşıyan, Türkiye’yi “tarihsel bir anomali” olarak görmeyi reddeden, dünyadaki ve Türkiye’deki sosyalist deneyimlere dostça yaklaşan bir çizgi kazınmakta, hatta bu çizgiden, ki İlhan Selçuk’un başarısını hazırlayan bir çizgidir, intikam alınmaktadır. Böyle özetlenebilecek bu son adımı, klasik Cumhuriyet okurunun yanıtsız bırakacağını düşünebilir miyiz?

Düşünebiliriz.

CHP'DE YOLUN SONUNDA!

Cumhuriyet, tıpkı “Birinci Cumhuriyet” gibi, kadrosu (yönetenler) ile okuru (yönetilenler) arasındaki sınırlar silinmiş bir bünyedir. Her iki öbeğin algı ve değerlendirme yetileri neredeyse eşitlenmiştir. Ama asıl tuhaf olan, herkesin bildiğini kimsenin söyleyememesidir: Cumhuriyet gazetesi,  “TKP Pişmanları” tarafından ve onların ellerinde sona erdirilen bir projedir.  Bitti. İlericilik nokta-i nazarından ve bir formalite olarak da bitti.

Tek başına değil tabii. Nitekim CHP de yolun sonunda. 11 Ağustos’tan itibaren ya yeniden kurulacak ve yüzünü Türkiye ilericiliğine dönecek ya da sönümlenecek. Aynı şeyi bir hukuk skandalıyla atıldığı cezaevinden paralı ve uysal bir ev kedisi olarak çıkmış, her tarafa gülücük ve özürler göndermeyi siyaset sanan Mustafa Balbay'lı Cumhuriyet  gazetesi için de söylemek zorundayız: 11 Ağustos’tan itibaren Balbay ve partili yandaşları, önlerine çıkacakları bir kitle bulamayabilir, ama Balbay’ın gazetesinin de beklenen okur artışını göremeyeceğini şimdiden söylemek gerekir. Okur bulabilirler de, o okurun Türkiye ilericiliği ile artık hiçbir ilişkisi kalmayacaktır. Sonuçta, Taraf bile epey bir satıyor. Taraf dış haberlerinden sorumlu Ceyda Karan, herhalde boşuna Cumhuriyet’e transfer edilmemiştir.

On yıllara yayılmış uzun operasyonlar dizisinin ardından yeni ve oldukça geri bir sahneyle yüz yüzeyiz. Sadece ticari başarı değil, geri planda daha soyut asıl amaç yatıyordu: Örneğin Radikal ve Taraf gazeteleri, Türk gericiliğinin ve büyük sermayenin bir ihtiyacına karşılık geliyordu; öyle kurgulanmıştı. Cumhuriyet formatını merkeze alarak Türk ilericiliğinin belini kırmayı, bu arada onu cumhuriyetçi, sosyalist, aşkın kemalist değerlerden tamamen uzaklaştırmayı hedef edinen, Türkiye’yi hep bir “anomali” olarak çizen birer nefret söylemiydi kurguladıkları. Başarılı oldular. Türk ilericiliğiyle son birkaç bağını da tümüyle koparmak istemeyen İlhan Selçuk’un buharlaşmış ilerici yönsemelerini bir süre ambalaj olarak kullanan Cumhuriyet, tamamen sahneden kaybolmadan hemen önce, bu gerici operasyonların belli başlı aktörleriyle ciddi ciddi feraha çıkacağına inanan insanların elindedir. Böyle bir “yönetici malzemesini” en iyi Stockholm Sendromu tanımlayabilir.

Stockholm Sendromu, karşıtına, hatta hayatına kastedene bile âşık rehinelerin ruh halidir. Cumhuriyet, içinden kendi müktesebatına uygun bir cumhurbaşkanı adayı çıkaramayan, bunun için üç-beş milletvekili bile bulamayan ve İslamcı bir adaya oynayan “Yeni CHP” ile aynı hastalığın pençesindedir. Karşıtlarının düşkünü olmuşlardır. Pişmancılık sendromu da diyebiliriz.

Bütün bunlar, normaldir.

CUMHURİYET, SSCB VE 1. CUMHURİYET GİBİ BİTTİ!

Erdoğan Cumhuriyeti, yani bir türlü ayakları üzerine oturtulamayan gerici İkinci Cumhuriyet, yıktığı Birinci Cumhuriyet’in ertesinde tüm partileri ve eski ilerici medyayı da adam etmek zorunda olduğunu biliyordu. Bu gelişmelerin hiçbirini, elbette ve her şeye rağmen Türk ilericiliğinin uzak bir akrabası olarak ölmüş İlhan Selçuk’un öngördüğünü söyleyemeyiz. İlhan Selçuk gazeteyi Atilla Coşkun, Akın Atalay, Hikmet Çetinkaya ve İbrahim Yıldız gibi kalemsiz Gorbiler ve onların adamlarının eline bizzat bırakmakla, aslında Birinci Cumhuriyet’in, SSCB’nin ve Yugoslavya’nın yaptığını yaptı: Yönetici kadrolar, kendilerini ve kurumlarını ortadan kaldıracak olanları beslediler ve onları kilit noktalara yerleştirdiler.  

Meseleyi enine boyuna analiz etmek zorundayız. Yapacağız da. Ama bütün bu yaşananlara bugüne kadar Ali Sirmen, Orhan Bursalı, Emre Kongar, hele hele Şükran Soner gibi isimlerden bir tepki geldiğine tanık olan var mı? Yıllardır olmayan “yayın kurulu”nun sürece müdahale etmesini kim bekleyebilirdi? Acıdır: Ergin Yıldızoğlu, Deniz Kavukçuoğlu gibi “sol sinyal” veren isimlerden yaşananlara yönelik tek bir tepki çıkmamıştır. Uzun süre önce Korkut Boratav ve İzzettin Önder hocalarımızın, yakınlarda da Mustafa Sönmez’in onurlu tutumlarını unutmamakta yarar var. Kalanlar? Tek dertleri aldıkları üç kuruş “telif” ve köşelerini korumak olan ve elbette İbrahim Yıldız, Hikmet Çetinkaya, Hakan Kara gibi yazı ve haber yoksunu, üstelik her türlü gericiliğe teşne isimlerin elinde (“zamane Gorbileri”) oyuncak olmayı kabullenenlerin sonu iyi görünmüyor.

Cumhuriyet gazetesi bitmişti. Tıpkı SSCB veya TC ya da Birinci Cumhuriyet gibi bitmişti ve bir ilan edilmediği kalmıştı. O da yapıldı.

Demek ki, Cumhuriyet’in herkese solculuk dersi veren tek tük “köşecileri” de, en az okurları kadar bu muameleyi hak etmiş bulunuyor.

Fakat bir sorun var: Bu Can Dündar, Aydın Engin, Murat Sabuncu, Ceyda Karan ve hatta Özgür Mumcu gibi “yazıcılar” girdikleri her yeri bitirerek çıktılar.  Ama kendileri iyi kazandılar. Benzer bir kader Cumhuriyet’in son döneminde neden yaşanmasın? Biten veya bitirecekleri bir Cumhuriyet’e mi geldiler?

Bütün kartların yeniden karılacağı, sadece siyasette değil, medyada da yeni ve daha etkili ilerici atılımların yaşanacağı bir zamana giriyoruz.

Dolayısıyla, böyle bir ölümü hak eden Cumhuriyet için gereğinden fazla üzülenlere iyi düşünmelerini öneriyoruz.

“Pişmanlar” dedik. Bunlar, sadece eski, yani 70’lerdeki TKP’nin, daha doğrusu “Nabi Yağcı TKP’si”nin değil her yerin pişmanlarıdır, meslekleri budur; bunlar en çok ve en hırslı bir biçimde içinden çıktıkları direnci satarlar.

Kim gelecekti? Cumhuriyet’e, eski TKP’nin şanlı ve her gericiliğin “hık deyicisi” başpişmanlarından Aydın Engin, Taraf sorumlusu Ceyda Karan, Milliyet-Tempo bürokratı Murat Sabuncu, Radikal yazarı Özgür Mumcu veya nedense pek bir pohpohlanan İsmail Saymaz ile  Türk solunu bir türlü beğendiremediğimiz, Ergenekon rezaletine “o pek zamanlı kitabıyla” destek veren Ahmet Şık gibi isimler gelmeyecekti de, her nasılsa Cumhuriyet içinde kalmış tek tük gerçekten yazar niteliği taşıyan redaktörler veya dışarıdaki devrimci ve çalışkan gazeteciler mi gelecekti? Tıpkı CHP gibi: Ekmeleddin İhsanoğlu gelmeyecekti de Emine Ülker Tarhan veya Birgül Ayman Güler mi gelecekti?

Türkiye solu ve ilerici yayıncılığımız, hiç değilse bir konuda kendini rahatlamış hissedebilir: Cumhuriyet’le artık uğraşması gerekmeyecek.

Fakat “TKP Pişmanları”nın boğazladığı Cumhuriyet'in bu sönümlenme sürecini ayrıntılarıyla  analiz etmek yine de boynumuzun borcudur. Çünkü anlatılan, Türkiye’nin hikayesidir. Döneceğiz. Geçen yıl apansız, Akın Atalay-İbrahim Yıldız pervasızlığının ve bayağılığının açtığı yarayla uğraşırken kaybettiğimiz sevgili Uğur Hüküm’ümüzü anmak için de döneceğiz. Burada veya başka yerlerde...

Osman ÇUTSAY - 01 Ağustos 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul