akyurek yilmazer hrant225

Belki 'Birgün' anlarsınız!

5 Şubat 2006, günlerden pazardı. Trabzon'da Santa Maria Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro katledildi.

Rahip Santoro öldürüldüğünde Trabzon Emniyet Müdürü Fethullah sicilli Ramazan Akyürek'ti. Azınlıklara da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı C Şubesi bakıyordu. Dönemin C Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer'di.

19 Ocak 2007'de Hrant Dink öldürüldü. "Tetikçi" Ogün Samast ve azmettiriciler Yasin Hayal ile Erhan Tuncel'di. Cemaat evlerinde yetişen Tuncel, Akyürek'in muhbiriydi.

Birgün gazetesi Hrant'ın vurulmasının ardından "Kardeşimizi vurdular" manşetini attı.

Ufuk Uras, Birgün'deki köşesinde cinayetin arkasında "Ne mutlu Türküm diyene" zihniyetinin olduğunu yazdı.

Oysa ne mutluydular ABD büyükelçisiyle kol kola "Hepimiz Ermeniyiz" yürüyüşünde.

"Ergenekon Caddesi" tabelasına gösterdikleri tepkiyi göstermediler "kardeşlerinin" katilinin "abilerine". "Katil devlet" sloganını dillerinden düşürmeyenlerin aklına, "Katil Cemaat" demek gelmemişti.

Birkaç ay sonra Malatya'da Zirve Yayınevi katliamı gerçekleşti.

Malatya Emniyet Müdürü Fethullahçı Ali Osman Kahya'ydı. Saldırının kilit ismi Emre Günaydın, Cemaat evlerinde yetişmişti. Birgün gazetesi ertesi gün "Katliam zinciri" manşetini attı. Olayın Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetleriyle ilişkili olduğunu belirtti.

Ama örgütün adını bir türlü koyamadı.

Öldürenin cemaatçi olduğu davaları soruşturanlar da cemaatçi olunca, örgüt bağlantısı bulunamadı. Sonradan Ergenekon diye bir örgüt uydurdular da cinayetler sahipsiz kalmadı.

Ergenekon, Balyoz gibi tertiplerle yüzlerce insan hapsedildi.

Hani şimdi Cemaat gazeteleri gözaltında basın açıklaması yapan polislere "işkence" yapıldığını iddia ediyor ya, yaşı 70'e merdiven dayamış asker emeklileri rahatsızlanıp GATA'ya kaldırılırken Fethullah Gülen "Orada bir gatakulli var" diyordu.

Cemaatçi polisler iftarda gelen yemeğin yağlı olmasından dünyanın en büyük mağduriyetlerini çıkarıyorlar ya, 68 yaşındaki yüksek tansiyon hastası Uçkun Geray 80 saatlik gözaltı süresinde ilaçlarını bile alamadı. Serbest bırakıldıktan hemen sonra böbreklerinin iflas ettiği anlaşıldı. Bir kaç ay içinde aramızdan ayrıldı.

Bunları neden mi anlatıyoruz.

Birgün gazetesi o hukuksuzluklara şahit olmadı. Kaç kişi öldü, kaç çocuk yetim kaldı umursamadı. Yaşananları devlet içi tasfiye olarak gördü. Kavgada taraf olmamanın verdiği umarsızlıkla vicdanını rahatlattı. "Ne şeriat ne darbe" dedi. Tıpkı Irak savaşında "Ne Sam ne Saddam", Suriye'de "Ne Sam ne Şam" diyip savaşlara, işgallere seyirci kaldığı gibi.

Yıllar geçti, tertip ortakları birbirine düştü. Yolsuzluk operasyonu sonrası kavga başladı.

Ergenekon, Balyoz esirleri tahliye oldu. O günlerde çok sayıda muhalif, AKP'nin yolsuzlukları örtmek için tahliyeleri gerçekleştirdiğini iddia etti. Muhalefet partileri tahliyeler için kılını kıpırdatmazken, çaba gösterenlere de başka "hesapları" olduğu gerekçesiyle saldırdılar.

Aynı sahneleri polis şeflerinin yargılanmasında görüyoruz.

Şimdi Aydınlık'ın geçmişi unuttuğunu iddia ediyorlar. "Rüya gördüğünü" söylüyorlar. Siz Ali Fuat Yılmazer'in, Yurt Atayün'ün ne haltlar karıştırdığını öğrenmek için bile Aydınlık'ın arşivine muhtaçsınız. Çünkü hiç yazmadınız ki gerçek suçluları. Unutacak bir hafızaya bile sahip olamadınız.

Siz köşelerinizde, sohbetlerinizde hâlâ 12 Eylül'ün cezaevi anılarını anlatırken, onlarca Aydınlıkçı hapislerdeydi. Bakmayın hapishane edebiyatı yapmadığımıza.

Unuttuk o günleri öyle mi?

Anladık iki tarafta suçlu, beraber planladılar, beraber hesap vermeliler. Neden aynı lafları eveleyip geveliyorsunuz. AKP'nin de suçlu olması Cemaat'i aklar mı? "Hepsi hesap versin" diyorsunuz. Bi zahmet parazitlik yapmayın da birinden hesap sorulmaya başlansın... Polislerin gözaltına alınmasıyla yolsuzluk operasyonunun üzeri örtlülüyormuş... F Tipi yargılanırsa yolsuzluk neden unutulsun. Bunadınız mı?

Ali Tatar'ı, Abdülkerim Kırca'yı umursamıyorsa "anti militarist" vicdanınız, bari Hrant Dink'ten utanın.

Murat ŞİMŞEK - 31 Temmuz 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul