kuresel cete

Silahlı Panorama!

"Türkçe karşılığı varken yabancı terim kullanmayalım" haklı görüşünde olan canlara peşinen cevap vereyim:

Panorama Latinceye Batı Asya'nın köklü lisanı Aramice'den geçmiştir. Fano ve Ramo kökenlidir. Günümüz Türkçesinde kullandığımız Fani buradan gelir. Ramo, halen bugün Arapça'da kullanılan Rami sözcüğüdür ve "bırakılan", "terk edilen" demektir. Fano-Ramo (Panorama) yaşanılan, Fani olup geride bıraktığımız genel görüntü anlamındadır. Bu sözcük günümüz Türkçesinde "manzara" olarak tedavüldedir.

VİCDANI CÜZDANA SATMAK!

Korunma ve savunma amaçlı silahlanmak anlaşılabilir bir husustur. Ancak petrol, doğalgaz, su, değerli madenler, tarım ve pazar uğruna toplumları savaştırmak, savaşları durdurmak yerine kan üzerinden getirim tamahı gütmek vicdanı cüzdana satmaktır. Vicdansız cüzdan politikalarında Batı hayli öndedir. Bölgemiz kan ve barut içinde boğulurken, bu ülkeler milyarlarca dolar değerinde silah satışı yapmakta ve bunun adına utanmadan "Big Business" demektedirler. Dünyanın yıllık silah ve askeri levazım için ödediği miktar 1,6 trilyon dolardır. En büyük özel şirketlerin silah satışından elde ettiği gelir yarım trilyon dolara merdiven dayamıştır.

MERKEL VE SİLAH!

"İsrail'in kendini savunma hakkı vardır" diyerek katliamlara yeşil ışık yakan şansölye Merkel'in Almanyası, 1,1 milyar Avro ile Ortadoğu ülkelerine en çok silah satan ülkeler arasında üst sıralarda yer almaktadır. Savaşlarda en çok acı çeken kadın ve çocuklar, paramparça edilen hayaller, kadın suretinde olan Merkel ve türevlerinin umurunda olmaz. Buzlu beyni sadece silah satışından sağlanan rakamlara odaklıdır. Soğukkanlı hayvan familyasından olan silah üretici ve satıcıları için daha çok savaş, daha çok kar demektir. Bu tabakanın "barış" için yaptığı çağrılar, "daha huzurlu bir dünya için" yapılan toplantılar sadece kan emici gudubet suratlarını perdeleyen maskedir.

ERDOĞAN DA AKAN KANA ORTAK!

"İsrail terör devleti" propagandasıyla yandaşlarını uyutmaya devam eden Erdoğan hükümeti bile, TÜİK raporuna binaen, İsrail terörüne 11 milyon dolar silah ve mühimmat ile katkıda bulunmuştur. İnsan denilen mahlûkun ortaya koyduğu bir başka garabet şudur ki, bu sektörden evine ekmek götüren "emekçiler" savaş ve yıkımlara "ne yapalım ekmek parası" gerekçesiyle katkıda bulunur. Bilahare evinde birasını yudumlar veya kanlı paranın sofrasından nemalanırken enkaz altından çıkarılan parçalanmış çocuk fotoğrafları karşısında duygulanır, "ya haram" diye iç geçirir. Sonra o enkazı yaratan fabrikalara, yeni ölüm makineleri üretmek için koşar.

Savaş ve terörden en çok zarar eden ülkeler, silah üretmeyen genelde Arap ülkeleri, özelde Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'dir. Savaş ve güvenlik unsurlarının egemen olduğu Suriye örneğinde, devlet, imkânlarını karar bağladığı ekonomik ve altyapı yatırımları için kullanamamaktadır.

EN ÇOK SUUDİLER PARA HARCIYOR!

Petrol zengini Körfez ülkeleri arasında silaha en çok yatırım yapan ülke Suudi hanedanlığıdır. Suudi Hanedanlığı Nükleer dâhil her türlü silaha ulaşmak için müthiş paralar ödemektedir. Suudi Hanedanlığın Nükleer silah sahibi Pakistan ile özel ilişkilere sahiptir. Suudi faaliyetleri Pakistan'da revaçtadır. Onlarca Pakistanlı bilim adamı Suudi laboratuvarlarında biyolojik ve Nükleer silah üretimi için çalışmalar sürdürmektedir. Pakistan'dan hazır Nükleer bombalar için yürüttüğü gizli diplomatik ilişkiler sır değil. Son dört sene içinde Suudi hanedanlığın silah için sadece ABD'ye ödediği miktar 90 milyar dolar kadardır. Suriye, Irak, Yemen ve daha nice ülkede savaşan terör gruplarına giden ağır silah ve füzelerin büyük çoğunluğu Suudi ve Katar kaynaklıdır.

Buna karşılık, İsrail, hem ordusu için ihtiyacı olan silah üretimi yapmakta hem de milyarlarca dolar değerinde silah ihraç etmektedir. Ayrıca ABD, İsrail'e ekstra ihtiyacı olan silahı düşük faizli ve çok uzun vadeli kredilerle temin etmekte ve yardım amaçlı geri ödenmemek kaydıyla yılda 3 milyar dolar vermektedir. Silah sanayisi ve buna bağlı çalışan bütün askeri ve özel mahfiller çılgınca üretirken savaş ve yıkımlardan ülke olarak nemalanmaya devam ediyorlar. ABD eski başkanı Theodore Roosevelt'in meşhur sözüdür: "Her türlü savaşı selamlarım. Bu ülkenin (ABD) her on senede bir savaşa ihtiyacı var. Eğer bu savaşları ülke dışında yaşamazsa, kendi ülkesinde yaşamak zorunda kalır".

"Önce can sonra patlıcan" diyen bu silah ve savaştan nemalanan zihniyet, ölenlerin patlı-can olmadığını tatlı-can olduğunu ne zaman anlayacak? Anlaması mümkün mü? Anlamamakta ısrarlıysa nasıl anlatmalı?

Mehmet YUVA - 30 Temmuz 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul