boykot yeter artik225

B.k dükkanı!

Anadolu’da hiçbir anne çocuklarının bir günde bir bakışta aşık olduğuna inanmaz,

aksine, oğlumuza büyü yapıldı diye büyücülere koşarlar, okunmuş sular, muskalar…

Türkiye Kılıçdaroğlu’nun Ekmeleddin Bey’e bir görüşte aşkını konuşuyor. Kılıçdaroğlu bir bakışta kara sevdaya tutuldu, siyasi gündem bu aşkın zelzelesiyle sarsılıyor.

Ekmeleddin Bey Yozgatlı, Cemil Çiçek Yozgatlı, Taha Akyol Yozgatlı, Haşim Kılıç Yozgatlı, halkımız, bu işin arkasında da bir ‘Çapanoğlu’ mutlaka var, diyor.

Kılıçdaroğlu’na ‘okunmuş sular’ içirildiğine annem gibi yüzde yüz eminim, aşık olduğu adama bakın, kitabı: Osmanlı’da bilim, Selçuklu olsa sesimi çıkartmazdım, ama Osmanlı’da ‘bilim’ yok, Osmanlı’nın bilimi: müneccimlik, Hurufilik (harflerle hesap), cincilik, muskacılık, gırla gidiyor.

Kılıçdaroğlu henüz Ekmeleddin Bey’in ismini büyülenmiş gibi yere göğe medhiyelerle anlatmadan bir zaman önce, eski ANAP’lılar eski DYP’liler ve ortalıkta işi bitmiş kokuşmuş ne kadar siyasetçi var, hepsiyle oturup konuşmuşlar. Bir ‘merkez sağ’ hesabı.. Gulbayaniler yine politik arenada görünmeye başlandı bile. Eski menkıbelerdendir, şeyhlerini uçuran müridler uydurmuştur, kadın çocuğunu hocaya gönderir ve hep aç gelir, bir gün hocanın kapısını çalar, ki, hoca oturmuş koca tavuğu götürüyor, kadın, sen tavuklar yiyorsun benim oğlum aç, der, hoca, tavuğun kemiklerini bir araya toplar, okur üfler ve tavuk canlanır, şunu demek ister, ben yiyorum çünkü ben tavuğun kemiklerinden tavuğa can verecek bir ilahi gizemli gücün sahibiyim, yanisi, yiyip yiyip soyanlar yiğidi kuru soğana muhtaç edenler vatan millet Sakarya şairleri yine sahaya indiler ve ilk işleri gizli raporlarla CHP’nize okunmuş sular içirip aklını başından aldılar ve yenmiş kuzuların kemiklerinden gizemli ilahi güçle yeniden yoktan var ettiler.

Ekmeleddin Bey’e oy vermek çözüm sürecine oy vermek değil mi, yarın adam, bana oy verdiniz daha ne diyorsunuz demeyecek mi, CHP tavukları pişirmiş hacıyı da pazara göndermiş, sağ’ı hiç mi tanımıyorsunuz, CHP’si MHP’si seçmenine engizisyon işkencesini kurmuş seçmenini iki bacağından ayırıyor, bunlar sağcıdır  bunları tanıyın da büyüyün, bunlar da her yol var, seksen yıl köylüm köylüm diye diye köylerden tulum oy aldılar. Otuz bin köyün on bini tamamen boşaldıktan sonra oy alacakları  yer kalmayıp siyaset sahnesinden çekildiler. Benim demokrat köylümü Almanya’ya çöpçü Ankara-İstanbu’la kapıcı-odacı yapan bunlardır. Tarlaları boşaltan tohumlarınızı toprağınızdan çalan, serbest piyasadır. Ucuzdur diye dünyanın hormonlu GDO’lu mallarını Türkiye’de pazarlayan bunlardır, bankaları soyarken suçüstü yakalanan bunlardır, satacak elde avuçta bir şey kalmayınca Avrupa’ya giriyoruz yalanıyla Türkiye’yi otuz yıl meşgul edip enerjisini çalan bunlardır. Cemaatler'i gizli ceplerinde taşıyan bunlardır, hukuku yargısı akademisinin içini boşaltıp Türkiye’yi kurumsuz dirayetsiz işte gördünüz Balyoz sürecinde savunmasız bırakan bunlardır ve Türkiye hukuku medyası akademisiyle işgal olduktan sonra korkup tırsıp bir kenara çekilen bunlardır.

Herkes önce savaşın adını koymalı, bu savaş direnen halkımıza zorla çözümü bir ne idüğü malum adayı ‘dayatma’ ‘kabul ettirme’ savaşıdır, CHP MHP cenderesini kurdu artık sadık kalacağımız bir benliğimiz kalmıyor, seçmenine şantaj yapanların bu seçimlerde mutlaka ‘cezalandırılması’ şarttır, (güya muhalefet) yazarları daha ilk günden bizlere kapayın çenenizi diyor ve haplanın ve Tayyip’e dalın, vazifeniz budur ey Atatürkçüler diyor, kör müsünüz Ekmeleddin perdesiyle cemaati yeniden iktidara taşıyorlar, işte tahliye olan subaylarınızın hepsini kızak görevlere çekip sabırla Ekmeleddin’in cumhurbaşkanlığını bekliyorlar, sonrası gelsin yüksek yargılara atamalar, açılsın önleri, ey seçmenoğlu seçmen, Türkiye halkına acı veren şüpheleriyle dalga geçen üstüne hiçbir minnacık açıklama dahi yapmayan CHP ve MHP’nin bu alışılmadık ‘derin aşkı’ ne anlama geliyor. ‘Lanet olsun’ deyip yine gidip rezillik iflas hırsızlık ve gizli işbirliği kemiklerine işlemiş bu sağcı insanlara oy vermek ne anlama geliyor. Ey gençler siz de izleyin olup biteni, gözü kapalı CHP MHP koalisyonuna oy verin diyenlerin hepsi size niye sormadı. Sizi adam seçmen insan yerine koymadı, görün yakalayın tezgahı, bitsin bu el altlarından siyaset yapmalar, bitsin bu gizli kapalı kapılar ardından siyasetler. Bitsin bu kör gözüne parmak siyasetler, bitsin bu tartışılmayan eleştirilmeyen susturulan gırtlağı sıkılan siyasetler.

Ekmeleddin bey’in şansı yok mu, çok, AKP’li kitlelerde, Tayyip başbakanlıktan ayrılırsa parti dağılır algısını yerleştirirse, pekala yüzde ellilere oturur. Üstüne, bir de, ben Tayyip’in ağbisiyim, Tayyip Bey’e itirazım yok, bir ağbi kardeş gül gibi geçinip gideriz’i az da olsa yerleştirdi mi, gelsin sana hacıbabaya gidelim baştan sar yeni dönem.

18. asrın başlarında çok naif çocuksu icadcılar vardı, keşfettikleri şeye keşfettikleri an, sorgusuz sualsiz taparlardı, o an keşfettikleri şeyi hiç tartışmadan önyargıyla ve dogmayla savunurlardı, bu bilim adamlarından kalmadı, çünkü keşfettiğin şeyi artık bilim camiası ve bilimsel dergiler bir eleştire ve değerlendirmeden geçirmek zorunda. Pastör mikrobu bulduğunda, karanlıkta bir gaz lambası yakar ve ışığın huzmesinde süzülen oynaşan tozları halka gösterir, işte mikroplar bize bu kadar yakın ve her tarafta diye ciddi bir panik yaratır. İnsanlar birkaç yıl ağız ve burunlarını bezle kapatıp sokağa çıkar. Bilimsel keşif doğrudur ama eksiktir, tozlar mikrop taşıyıcıdır ama insan bedeni bu kadar korkulacak kadar savunmasız değildir.

Kılıçdaroğlu, keşfinin heyecanıyla herkesi susturdu, "kapayın çenenizi, riski alan benim, kararı verdim" deyip, bir de seçmenine şantaj yapmaya başladı ve bir gün geçmeden, bizleri Tayyipçilikle suçlamayan kalmadı, ki, Sarıgül vakasında da Tayyipçilikle suçlanıp susturulduk.

Emin Çölaşan Uğur Dündar bir günde kendilerini bu büyüleyici keşfin ‘peşin hükmü’ dogması içinde buldular, yetmedi Çölaşan bizlerden gözlerimizi yumup Tayyip’e saldırmamız emrini verdi ki, onun istediği bizler eski Müslümcüler gibi her gün haplanıp Tayyip’e dalalım, aramızdaki kardeşçe işbölümünde bize düşen vazife de, psikopatça Tayyip’e dalmak... Yürüyün aslan Atatürkçüler, gün Ekmeleddin’i Çankaya’ya taşıma günü.

Sanat ve politikada ‘eş’ olmak üstün bir performans ve gösteri işidir, Anadolu’da bile karı-koca düğünlerde aile saadetini gösterir, sanatçılar kırmızı halıda eşlerine sarılıp poz verirler ki, sıkı bir ‘tiyatral’ gösteridir, sonra gelsin dedikodular -çok yakıştılar-, Allah bir yastıkta kocatsın, daha şimdiden bizden ‘efendi’ olmamızı Kılıçdaroğlu-Ekmeleddin saadetini bozmamızı istiyorlar.

Benim lafım hazır, bir insan kaçmak istediği şeyden bir türlü kaçamıyorsa o kaçamadığı şey, onun özüdür, yani sağcılık Kürkçü dükkanı deyimiyle, anlatılan şeyin ta kendisidir.

Ebu Suud’dan beri hepimiz sağcıyız bunda şaşılacak bir taraf yok, Cumhuriyetle köylerde bir imam-öğretmen dengesiyle bir şeyler kırılıyor gibiydi, olmadı, seksen yıldır Türkiye sağın esaretinde yaşıyor, okumuş kitlelerini ya sürüyor ya aşağılıyor ya kodese tıkıyor, sendikaları bitiren sendikaların mallarına birikimine el koyanlar kim, tazminatları sigortaları sıfırlayan işgüvenliğini hayattan çıkartan kim, ve hala mimari sanat üretim marka sportif başarısı sıfır.

Cumhuriyet yeni bir ‘dil’ inşa etmeye çalıştı, eh işte, 70’li yıllarda gençler de yeni bir ‘dil’e gayret etti, boğuldu. Yıl 2014 sağ vatan millet Sakarya deyip hala malı üstelik şimdi CHP’siyle götürüyor, seksen yıldır sağ dini kitabı ahlakı milli servetleri götürmedi mi, ve hala her AP’li her ANAP’lı mahallenizdeki o en büyük apartmanların sahibi değil mi, sol yeni bir dil’dir, vatan kelimesine koşut ve aynı zamanlı, eşitlik ve bölüşüm’ü koyar, hukuk’u ve insan haklarını ve insanlık kazanımlarını koyar, ne çabuk unuttunuz, sağ için bu bizim uğruna canımızı koyduğumuz değerlerin adı seksen senedir sadece ‘gomünistliktir’.

Diyelim Ekmeleddin bey cumhurbaşkanı oldu, bu CHP için en hazin kendi eliyle bir hüsran değil mi, peşinden genel seçimlerde, demek ki sağcı aday kazanıyor deyip CHP’nin aday kadroları tıka basa sağcı doldurulmayacak mı, hatta muzaffer Cumhurbaşkanı Ekmeleddin Bey’in kontenjanından otuz kırk milletvekili CHP’ye girmeyecek mi? CHP kendini inkar ediyor, kendi parti programı kendi tarihi ve omurgasına kendisi meydan okuyor, Allahım ne karanlık macerası bol dehşet günlere geldik.

Üstüne, Taha Akyol ve Mümtazer Türköne Ekmeleddin Bey’in kuyruğundan ayrılmıyor, cemaat TV’leri izleyin Ekmeleddin diye sevinçten canları çıkıyor, kurtarıcıları geliyor, yani sahte digital belgelerin henüz yakalanamayan cinleri Ekmeleddin’in Osmanlı Bilimi’nin aydınlığıyla büyük dönüşe hazırlanıyor.

Ekmeleddin Bey’in şu saçma sapan mıy mıy açılış konuşmasını eleştiren bir kişicik de mi yok koca özgürlükçü çağdaş laik denilen kesimlerin yayın organlarında… Türkiye son yedi senede neler yaşadı, hukuk akademi medya gasp edildi, işgal edildi ve genelkurmay başkanlarınız dahi yaka paça içeri alındı, bu büyük bir deprem yüzlerce yıl unutulmayacak sert travmalar yarattı. Bir Cumhurbaşkanı adayı, sanki bu ülkede yaşamıyormuş gibi, bu  yedi seneyi nerdeydi de görmedi, tek yaptığı hemşerisi Haşim Kılıç’a selam çakmak oldu. Bir Cumhurbaşkanı adayı, medya akademi ve hukuk işbirliğiyle yaşanan bu dehşet günlerini sigortalayacak sistemin zaaflarını gösterip vidalarını sıkacak, halkını ve mağdurları güvence altına alacak birkaç cümle edebilmeyi niye bilmez, gördük ki rüya aleminde yaşayan sadece Ekmeleddin bey değil, kuyruğuna takılmayan Sözcüsü Yeniçağcısı kalmadı.

Seçim sloganına ‘ekmek’ adını koydu, bu bizim bildiğimiz ekmek değil, çocukken kendisine ‘ekmek’ diyorlarmış, hatırasıymış, bu çocukluk göndermeleri, hangi alemlerde yaşadığını hepimize yeterince anlatıyor, aklında bir çocukluğu bir de gözünü diktiği Cumhurbaşkanlığı köşkü. Bu psikolojik motifler hayra alamet değildir. Narsist eğilimlerdir. Narsistlerin çevresi insansızdır, sadece çocuklukları ve gözlerini diktikleri yer vardır, narsistler, etraflarındaki her şeyi nesne meta görür, insan yoktur. Ülkemizde bir çok narsist siyasi gördük, zenginliğini particiliğe kullanıp başbakan olmak isteyen, şimdi narsist kişilikler gözlerini daha yukarı köşk’e dikti, köşk, narsistlerin inziva yerine dönüverdi. Bir narsist tapınağı olarak Çankaya Köşkü’ün yüksek rakımı bu karışık günlerde gözden kaçmasın, kuvayı milliyeciler artık narsistlere neşeli milli marşların trampetlerini çalar bu kör hallere nasıl geldi.

Gençler sağcılığı bilmez, DP’sinden AP’sine Çiller’ine kadar Mossad ve CIA emniyet ve MİT’in içine kökleştirerek yerleştiren bunlardır. Soğuk savaş’ın dışında kalmaya çalışan Bağlantısızlar’a karşı güneyimizde Adana üstlerini kuran çekiç güçleri getiren ve bugünkü Orta-Doğu mezarlığına girizgah yapanlar bunlardır. Ve durmaksızın Allah vatan bayrak, vatan millet Sakarya pazarlayan insanlardır, siz seksen yıldır, tazminat sigorta işgüvenliği demeye kalktığınızda sizi sürdüler ve ortadan kaldırdılar, tarlaları faili meçhulle dolduran bunlardır, Susurluk bunlardır, kurşun atan da yiyen de şereflileri bunlardır, Türkiye’yi beş cente muhtaç eden bunlardır, bakanlıkları bankaları aile şirketlerine döndüren bunlardır, siyaseti ‘hemşehri’ yakınlarıyle inşa eden bunlardır, DGM hakimleriyle bir slogan atana ömür boyu ceza veren bunlardır, Sebahattin Alisinden Nazımlara Aziz Nesinlere bizim Odatv’nin Barışlarına kadar fahiş bedellerle imhaya katliama ortadan kaldırılmaya karar veren bunlardır. İsmet İnönü biz ortanın soluyuz diyerek CHP’de yeni bir dönem açtı ve Ecevit o sloganın ardından geldi, şimdi Kılıçdaroğlu, biz ortanın sağıyız demeye utanarak ama Ekmeleddin ismiyle mahcupça tam da bunu söylüyor, yeni bir dönem başlatıyor, sağın seksen yıllık rezaletlerini örtüp baş tacı ediyor, direktif alıyor, gizli hesap yapıyor, seçmeninin direncini kendi eliyle paramparça eden tek lider türü olarak tarihe geçiyor.

Daha “somut betimleyelim(!)” iyi anlaşılsın, gençler çok eski belediye helalarını bilmez, bugünkülerle hiçbir benzerliği yoktur, sekiz-dokuz yaşlarımdan hatırlıyorum, kısmet, on yıl kadar önce bir Orta Anadolu kasabasında bir benzeri buldum, fotoğraflamak istedim, bana manyak mısın dediler, kolumdan çekip çıkarttılar, oysa o helalar bir dönemin suratıydı, hela ağzına kadar küme küme sıra sıra tam bir bok tarlası, ne klozet var ne hela deliği ne su. Böyle bir sahneyle bir de üç-dört yıl önce bir DYP kongresinde Atatürk spor salonunda karşılaştım, hela tıka basa doldurulmuş, adım atmanız mümkün değil, gözümün önünde doğulu bir ağa geldi, içeri giremiyor, adamları metal parlağı siyah takım elbiseleriyle, bokları ayaklarıyla kazıyıp kenara doğru yapış yapış topak topak sürmeye çalıştı, mümkün değil, ağa kaydı ve göt üstü düşüyordu. Üç adamı koluna girdi, bokların içinde buz üstünde Rus dansçılar gibi dans ede ede hela kapısına doğru gitmeye çalıştı, nafile.

Mecburen hela kapısına döndüler ve tam hela kapısında yapılmamış bir yer bulup keşifleriyle zılgıt çekip, afiyetli bir suratla kapıyı kapattılar ve ağa çömeldi… Gençler, sağ, bu bok dükkanıdır, Tayyip’in becerisi bu gübrenin imalatına girişip bu gübreden 12 yıldır sucuk yapıp kongre miting piyasaya sunuyor.

Bunun sulanacak nesi var, bunun CHP’lilerin ağzının suyunu akıtacak neresi var. Anladığımız kadarıyla  Ekmeleddin bey de bu gübreden yeni bir kıvam tutturacak.

Anladım ki bu son 12 yıllık Tayyip iktidarı hafızalardan bir de eski ve bitmek bilmeyen sağcı seksen yılın rezilliklerini herkese unutturmuş, Demireller Kenanlar hafızadan silinmiş, Özal’a saygıdeğer ihtiram içinde Özal ağbi diyenleri şimdi iktidara kaybolmuş hafızasıyla CHP taşıyor.

Türkmen’in oğlu hastalanmış Ankara’ya gelmiş, Samanpazarı’ndan ucuza yiyor ucuza kalıyor, bir gün yolu Çankaya tarafına düşmüş, bir lokantaya girmiş, bir hesap gelmiş önüne, aboo. Garsona, Ulus’ta bunun on katı ucuz, bu nedir, demiş. Garson, efendim, burası lüks lokanta, Türkmen anlamak istemiyor, anlamak işine de gelmiyor, ne löküsü, ben löküs fener mi yedim. Lokantanın sahibi gelmiş, efendim burası ‘turistik’ lokanta, Türkmen, ne turistiği ben buraya gezmeye mi geldim. Lokanta patronu, efendim, sizin anlayacağınız, burası çalgılı müzikli yerdir, Türkmen, ne müziği ben müzik mi yedim. Bakmışlar ki bir türlü Türkmen’e dert anlatamıyorlar, patron, yahu bizde yeni başlayan Haymanalı bir komi vardı, getirin onu o konuşsun. Haymanalı komi gelir Türkmen’in karşısına geçer: ‘Emmi seni kazıkladılar’ der, Türkmen: Hah şöyle de, ne yediğimizi bilelim.

CHP’li MHP’li seçmene ne yediğini kimse anlatmıyor.

Yüzde kırk, elli, oy deyince CHP’nin ağzının suyu akıyor, Ekmeleddin Bey’in yüzde kırkbeşi aşıp yüzde elli alacağı o mutlu ‘Atatürkçü, çağdaş…’ günleri bekliyorlar…

Türkmen köylüsü birden çok zengin olmuş, hanımıyla kapılarının eşiğinde oturuyorlarmış, önlerinden bir traktör geçmiş, Türkmen bir hevesle koşup traktör almış, bir zaman sonra, önlerinden biçerdöver geçmiş, Türkmen koşup biçerdöver almış. Önlerinden kamyon geçmiş, Türkmen koşup kamyon almış.

Bir zaman sonra yine eşikte oturuyor karı koca, önlerinden tren geçmiş, trene bakmışlar, sonra adam vagonları saymaya başlamış, yirmi, otuz, kırk, kırkbeş…

Hanımı birden kocasının yüzüne bakmış.

Kocası: Ne bakıyorsun yüzüme koca kara treni alacak değilim ya.

Karısı: Ne bileyim, kırktan sonrasını pek hevesli saydın.

CHP’lilerin aklı gitti yüzde kırktan sonrasını çok hevesli sayıyorlar.

Ekmeleddin Bey’in mıymıy bir dirhem duayla siyaset için karıştırılmış iki dirhem kuru osuruk konuşmaları bizi kesmez, ağırımızı ateşimizi hiç dindirmez, biz bu lafları seksen yıldır biliyoruz, görmüyor musunuz son yedi yıl Türkiye’nin hukukunu medyasını akademisini havaya uçurdular, Ekmeleddin Bey’in canını sıkan tek vurgusu yok, kankası hemşehrisi ve pazarlayıcısı Taha Akyol bey, Yargıtay’ın belgesiz hukuksuz delilsiz kararı çıkıp her bir subaya 250 yıl ceza verildiği gün ‘işte hukuk bu, altına imzamı atıyorum’ diye sevinç çığlıkları atmasının üstünden daha altı ay geçmedi, hatırlayın o günleri ne soğuklar ne kahpe bıçaklar yedik.

Adam dağlı, soğuğu rüzgarı ciğerlerine yiye yiye kasabaya iniyor, kemiklerine kadar titriyor, derken kasabada bir kahveye sığınır, etrafta bastonlarıyla ihtiyarlar elleri tesbihli yarı uykulu, ortalarında küllenmiş bir ateş. Dağlı, bu küllenmiş ateş beni ısıtmaz deyip ateş harlasın diye üfürür, ki, kahve kül toz duman altında kalır, ihtiyarlar rahatsız ama misafire de bozuk laf etmez, ihtiyarın biri misafire manalı manalı nerelisin hemşehrim, der.

Dağlı: nereli olduğumu anlayamadınız mı, dağlıyam, soğuk kemiklerime girdi, bu küllenmiş oda ateşi beni ısıtmaz.

Biz daha özgür daha harlı odunu bol dağ ateşi istiyoruz, bu üç ölçek Ebu Suud iki ölçek Vahdeddin karışımı, kafası tahayyülü gübresi birikimi bakiyesi Osmanlı’da kalmış bu adamlarla bizim yediğimiz sert hain ters soğukların hiç ilgisi yok.

Kardeşlerim, kendini aldatan herkesi aldatır.

Adını hak eden bir yaşamımız olsun.

İyi bir miras diye bir şey var, en güzel miras doğru fikirdir.

Bizim yeni bir eşitlik bölüşüm tazminat sigorta insan hakları diyen yeni bir ‘dilimiz’ var. Dünyaya kapitalizme insanlığa karşı bir ‘manifestomuz’ var.

Türk sağı hayatının hiçbir zamanında bizi fikirle eleştiriyle muhatap etmedi, kapımıza hep polis koydu, emniyeti nezareti jobu cezaevini ve gaz fişeklerini.

Çağımızın en büyük dil filozoflarından Wittgenstein’in şu sözleri ilk gençlik yıllarımdan beri beynime kazınmıştır: Yaşamda gördüğünüz sorunları çözmenin yolu, sorunu ortadan kaldıracak bir tarzda yaşamaktır.’

Bizler ilk günden beri sen ben hayatlarımızla kime oy verdiğimizi dosta düşmana gösteriyoruz, şimdi bir cumhurbaşkanlığı seçimiyle mi bu sanal mahşer sınavında kendimizi ıspatlayacağız.

Unutmayın, gördükleri rüyayı düşünce sanan bir neslin çocuklarıyız, şimdi bu hayra alamet rüyalarla yola çıkan CHP.

Türkiye artık azgın İslamcılar’ın azgın sağcıların arzularını taşıyamayacağı kadar kırılgan, bu çaresiz ülkenin bizden beklediği yeni bir ‘Dil’dir… Artık siyasetin neresine gitseniz etrafımız üç taraflı casuslarla kesilmiş. Dikilen ihanet tohumları çoktan Köşk’ü sardı.

Modern insan tiksinti duyan insandır, beğenmediğini söyleyen insandır, seçiminde özgür insandır, eleştiren insandır, sıkıcı ve gereksiz bulduklarından kaçan cinciyle müneccimle, işi olmayan insandır.

Kadıya birgün bir derin hoca gelir, şikayeti vardır, fevkalade bir Arapçayla konuşur konuşur… Kadı, anlamadığı bu dili dinler ve adama saygı göstermek ister, mübaşiri çağırır, evladım, hocamıza bir kahve söyle, dua için yanlış yere gelmiş, sonra da caminin yolunu göster.

Sevgili CHP’liler Ekmeleddin hocanızı çok mu sevdiniz, hocanıza bir kahve söyleyin, sonra da dua için Eyüp Sultan’ın yolunu gösterin.

 Bizim Türkiye’ye karşı büyük bir yeminimiz var.

 İçimizde büyük bir deklarasyon çoktan hazırlandı.

Biz, şimdi içinde az buçuk konuşmaya çalıştığımız özgür yerleri seksen yılda tırnaklarımızla kazıya kazıya geldik, Sabahattin Ali’den Aziz Nesinler’e ODA TV’ye kaç yüzyılda geldik, unutmayın…

Toros’un dağlısı, harman için elinde murç aylardır kayaları kırıyor, bir avuç yer açabilmek için canı çıkıyor, yorgunluktan bitmiş… Aşağıdan Çukurova’dan bir yakını gelir, yahu der, burada bir avuç yer için elde murç aylardır taş kırıyorsun, bırakın burayı, aşağısı her taraf HARMAN yeri.

Sağın yeri İslamcılar’ın yeri HARMAN yeri. O bağışlanmış verili tayinle torpille adamıyla dağıtılan makamlara sen ben hepimiz dünden razı olsaydık çoktan oturur, biz de vatan millet Sakarya saadetiyle vatan kurtarırdık. Geçin bunları, biz hayata dünyaya başka bir delik başka bir pencere açmak için varız. Başka ormanlara başka tarlalara giden patikaları geçitleri, özgürlüğümüzden zırnık taviz vermeden, işte görüyorsunuz kafalara murç sesleriyle ince ince açıyoruz…

Ve şaşırıyorum, yolumuzun uzun olduğunu bildiğimiz halde aklınızı başınızdan alan bu sabırsızlık nedir? Öyle bir sabırsızlık ki hileye tezgaha ne yapayım yani’ye başka çaremiz yok’a, el altından siyaset’e dayatmaya yine çaresizlikle RAZI oluyoruz.

Eskiden kavurucu sıcaklarda Çukurova’nın sineği bol ve çok çeşitli olurdu. Atlara eşeklere ineklere musallat olurdu. Hayvanların karınlarını jilet gibi kesip kanatırdı. Bu yüzden hayvanların beline bez bağlanırdı… Yine de hayvan acıdan kıvranıp debelenip dururdu, sağa sola delirmişçe çifte sallardı.

İşte o günlerde bir atlıyla bir eşekli arka arkaya gidiyor, iki hayvanın da kuyruksokumuna at sinekleri yuva yapmış hayvanlar nasıl debeleniyor ortalık toz duman, acıları katlanır gibi değil.

Atlı, arkasındaki eşekliye, ‘eşeğin nalları yeni mi’, demiş, eşekli, yeni, demiş, sonra, tekrar ‘mıhları’ yeni mi, demiş, eşekli ‘mıhları da’ yeni demiş…

Eşekli, niye sordun, demiş…

Atlı: Yol çok uzun, hayvanların kuyruksokumundaki gübrelere at sinekleri yuva yaptı, bu hayvanlar daha çok debeleneceğiz.

Özgür seçim yoksa oy’u moy’u bırakın, gerçeğimizi bilelim:

Kuyruksokumumuza yuva yapmışlar, yol uzun, daha çok debeleneceğiz.

Nihat GENÇ - 14 Temmuz 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul