ekmeleddin sekreteri anlatiyor

Ekmeleddin İhsanoğlu'nu bir de sekreterinden dinleyin!

Geçtiğimiz Cuma günü Kadıköy vapuruna ikindi sonrası bindiğimde, bir sürprizle karşılaşacağımı bilmiyordum.

Genelde vapurların açık bölmesinde oturmayı tercih ederim. Ama o gün yağmur yağdığı ve rüzgar olduğu için, ister istemez kapalı bölüme oturmak zorunda kaldım.

Pencere kenarındaydım. Karşımda orta yaşlarda fazlasıyla açık bir kadın oturuyordu, elinde bir kitap vardı. Vapur hareket ettiğinde Topkapı Sarayı’na, Gülhane Parkı’na, Saray Burnu tarafına, oradan Adalar’a filan bakıyordum.

Bir ara gözüm kadına ilişti. Bir de ne göreyim, o da bana bakıyor. Göz göze gelince gülümsedik.

“Ben sizi sanki tanıyor gibiyim,” dedi.

“Bilmem,” dedim. “Belki birine benzetiyorsunuzdur. Fakat simanız bana da tanıdık gelmiyor değil.”

“Hafızam oldukça güçlüdür. Dediğiniz gibi benzetmiş de olabilirim. Benim adım ...” dedi. Adını duyunca, bir yerlerden tanıdık geldi ama yine tam çıkaramadım. Elindeki kitabı gösterdi. “Bu benim yazdığım kitap, yeni baskısı çıktı bugün.”

Kitabı görünce tanıdım!

“Siz o muydunuz,” dedim şaşkınlıkla. “Biliyor musunuz sizinle ilk görüşmemiz de vapurda olmuştu.”

Adını vermeyeceğim, kitabından bahsetmeyeceğim, kitaplarının hangi yayınevlerinde yayınlandığından ve çalıştığı kurumdan da söz etmeyeceğim.

O kadın, çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu’nun sekreteriydi.

EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NUN SEKRETERİ!

Şimdi yıllar öncesine gideyim.

Türkiye Yazarlar Birliği’nin Gülhane Parkı’nda Şiir Festivali vardı. Sağdan soldan pek çok şair festivale katılmış, şairler şiir okumuş, plaketler verilmişti. Hatta Lale Müldür o gün okuduğu şiiri dinlemiyorlar diye dinleyenlere fırça atmış, şiiri tamamlamadan festivali terk etmişti.

Festivalden sonra katılımcılar vapurla boğaz turuna katılacaklardı. Ben bir gazetede yeni yetme muhabirim, haber yapıyorum, resim çekiyorum. Çok satan bir gazetede yazan Muammer abi, Havva diye başka bir muhabir arkadaş, Nurcu bir yayınevinin editörlerinden Ömer bey ve Ersin diye genç bir arkadaşla birlikte vapura bindik.

Bir yere henüz oturmuştuk ki, tam karşımıza fazlasıyla açık bir genç kadın oturdu. Kırmızı mini etekli kadın her şeyiyle dikkat çekiyordu. Vapura yanlışlıkla gelmiş turist gibiydi. Ömer Bey onu görür görmez, “buradan kalkalım şimdi bu kadınla konuşmak zorunda kalmayayım” diyerek yerinden kalktı, ileriye doğru yöneldi.

Ama kadın fark etti onu.

“Merhaba Ömer Bey, nasılsınız?” dedi.

“İyiyim teşekkür ederim,” diye karşılık verdi Ömer Bey. “Kusura bakmayın, ileride arkadaşların yanına gideceğiz. Görüşürüz.”

“Peki. Görüşürüz..” dedi kadın biraz bozularak.

Daha ileride bir yere oturduk. Muammer abi, “Kadına ayıp olmadı mı?” dedi.

EKMELEDDİN BEY KİTABIN YAYINI İÇİN NE ŞART KOYDU !

“Bu kadından açık olduğundan filan kaçmıyorum,” dedi Ömer Bey. “Bu kadın Ekmeledddin İhsanoğlu’nun sekreteri. Ekmeleddin Bey’in kitabı sol bir yayınevinden bizim yayınevine geldi. Görüşmeleri yapan bu kadın. Ekmeleddin Bey’in bize kitap verme şartlarından biri, bu kadının da kitaplarını yayınlamamız oldu. Kitapları hem güzel değil, hem de bize uygun değil. Edebi yanı da yok, satış şansı hiç yok. Yönetime bunu söyledim ama ‘Olsun, Ekmeleddin bey bu konuda ısrar ediyor hatırını kıramayız’ dediler. Dediklerine göre Ekmeleddin Bey çok değerliymiş, yayınevine de hatırı kırılamayacak bir belediye başkanı önermiş. Yani emir büyük yerdendi. Ekmeleddin Bey’in bir kitabı için, bu kadının üç kitabını yayınladık. Kitap satmadı, 100 kadar oraya buraya hediye gönderdik, gerisi hala depoda bekliyor.”

“Kitabını beğenmedin diye mi kadına mesafelisin?” dedi Muammer abi.

“Hayır, ama satmayan kitaplarının parasını peşin ödedik yönetimdeki bir abinin ısrarı yüzünden. Bu kadın ilk başlarda bana geliyordu, sonra hep o abinin odasına gitti. Kadın haftada bir iki gün taksiyle karşıdan geliyordu ve o abi arabasıyla evine götürüyordu. Aşırı makyajlı hali, açık kıyafeti, çok samimi olması rahatsız ediciydi. Böyle bir kadının içinde İslam geçen bir kurumda çalışması tuhaf. Şimdi konuşursak yine yeni bir kitabından bahsedecek, esir alacak. Kadın ne yazarsa yazsın kitabının basılacağından emin, hiç satmasa da parasını alacağını da biliyor. Bir editör olarak tahammül edemiyorum.”

Boğaz turunda yiyecekleri almak için gittiğimde o kadın önümdeydi. Selamlaştık, tanıştık ve konuşmaya başladık. Çalıştığı kurumdan, kitaplarından bahsetti.

“Öyle bir adam, kıyafetinizden rahatsız olmuyor mu?”

“Hayır, hiç rahatsız olmuyor. Kurumda en çok benimle ilgilenir. En çok beni sever. Aramızdan su sızmaz.”

O gün yiyecek sırasında ve sonrasında biraz sohbet ettik. İçinde İslam geçen bir kurumun başı olan bir adamın, ciğer gibi kırmızı elbise ve mini etek giyen, neredeyse her şeyi görünen bir kadını sağ kolu yapmasına şaşırmıştım. O kadın o gün vapurda hep yalnız kaldı, genelde mütedeyyin olan katılımcılar ondan uzak durdu.

EKMELEDDİN MISIROĞLU!

Şimdi gelelim bugüne..

Yıllar öncesine ait o anıyı hatırladıktan sonra sohbet kaçınılmazdı. Ekmeleddin Bey, hükümetin desteğiyle İKÖ Genel Sekreteri olduktan sonra ayrı kalmışlar ama bağları kopmamış. Geldiğinde görüşmüşler, gelmediğinde telefonla irtibatları devam etmiş.

“Ne diyorsunuz Ekmeleddin Bey’in CHP ve MHP tarafından Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine?”

“Çok tuhaf, Ekmeleddin Bey hem CHP’yi, hem de Cemaati hiç sevmezdi. MHP ise gündeminde bile yoktu. AKP’li olduğunu iyi biliyorum. Bildiğim kadarıyla Tayyip Bey ile araları her zaman iyi olmuştu. Yaşantı yönünden pek olmasa da, Osmanlıcı ve İslamcıdır. Normalde Mehmet Şevket Eygi gibi bir adamdır. Kadir Mısıroğlu gibi de diyebiliriz. Ben Ekmeleddin Bey’in hiç sevmediği ideolojiler tarafından aday gösterilmesine olduğu kadar, adaylığı kabul etmesine de şaşırdım. Onu çok iyi tanıdığım için şaşırıyorum.”

“Ama şu anda Anıtkabir’i ziyaret ediyor, Atatürk’ü bile övüyor. Muhalefetin umudu haline geldi. Seçilirse ne olur?”

“Kadir Mısıroğlu veya Mehmet Şevket Eygi nasıl cumhurbaşkanı olacaksa öyle olur. İlk başlarda muhalefetin bir iki hoşuna gidecek şeyler yapabilir belki. Ama CHP ha Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı adayı göstermiş, ha Ekmeleddin hocamı aday göstermiş bir şey fark etmeyecek bana kalırsa. ‘CHP bu milletin başına bela bir partidir, CHP demek dinsizlik demektir, Türklüğü yok etmek demektir’ diyen biriydi Ekmeleddin Hoca. Hatta İslam’ı, Osmanlı’yı ve bilimi yok ettiğini söylerdi. Büyük Cihattan Frenk Fodulluğuna kitabı İletişim Yayınları’ndan çıkmıştı, aynı kitabı İslamcı bir yayınevine Osmanlılar ve Bilim adıyla bastırdı. Asla CHP’li olamayacak bir Osmanlı hayranıdır. CHP’liler nasıl aday gösterdiler anlamış değilim. Gerçi her çevreyle görüşür, son bir iki yıldır Cemaatin önde gelenleriyle ve Zaman gazetesinden bazı yazarlarla görüşüyordu ama yine de ilginç.”

“Ekmeleddin Bey kazanırsa cumhurbaşkanı olacak, niye kabul etmesin ki?”  

“Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı olacak ve tarihe geçecek seçilirse. Muhalefete gelince, belki bütün muhalifler birleşecek eğer Tayyip Erdoğan kaybederse büyük bir moral kazanacak, 2015 seçimlerinde AKP’yi iktidardan edemezse bile belki geriletecek. Yani bir rüzgar yakalayabilirler.”

AKP’NİN GÜCÜ DİN DEĞİL, EKONOMİ!

“Böyle olacağını pek sanmıyorum ama Ekmeleddin Bey eğer cumhurbaşkanı seçilirse Tayyip Bey ne yapacaksa onu yapacaktır. Hatta CHP’nin daha da zayıflamasına, AKP’nin daha da güçlenmesine bile sebep olabilir. Peki, sen nasıl düşünüyorsun?”

“Ben de çok ihtimal vermiyorum. Ekmeleddin Bey, AKP’den oy alsın diye aday gösterilmiştir muhtemelen. Ama AKP’lilerden CHP için oy istemek, içki içmeye davet etmek gibi algılanıyor. AKP’nin dindar tabanı CHP’ye kindar, geri kalan büyük bölümü de ekonomik olarak bağlı. AKP’nin gücü sadece dini nedenlerden kaynaklanmıyor, asıl gücü ekonomik sebepler. Cemaat bile CHP’ye oy toplayamadı bu yüzden, aksine tabanının nerdeyse çoğunu kaybetti. Bunun dışında BDP-HDP tabanıyla, MHP tabanından bir bölümü Tayyip Erdoğan’a oy verir gibi geliyor. Türkiye’de beklenmedik zamanlarda sürprizler olabilir, ama bu ihtimali çok görmüyorum."

Bunları söylerken, vapur iskeleye yanaşıyordu.

Asiye GÜLDOĞAN - 07 Temmuz 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul