yalakalik geni bulundu225

CHP Yönetimi'nin misyonerce savunulması!

CHP Yönetimi'nin misyonerce savunulması, ya da CIA'nın sol gösterip sağ vurması hakkında son defa...

Bir süredir internet ortamında adına sık rastlanan bir "eğitimci" var: Zeki Sarıhan. Hazret en son, CHP'nin Ekmelüddîn İhsanoğlu adındaki İngiliz-ABD konsorsiyumundan ithal personelini niçin çatı aday diye gösterdiğine dair bir beyannname kaleme almış.

Bilimsel analiz yaptığı zannedilmesin; doğrudan doğruya, cehennemin yollarının iyi niyet taşlarıyle dolu olduğunu bilmeyen cahillere sesleniyor... Yani, daha önceki yıllarda liboşların servis ettiği, "vaktiyle tek parti döneminde mütredeyyin insanlar baskı altında tutuldu; AKP örgütü bunların yoğunlukta olduğu Anadolu'nun bir isyanıdır" şeklindeki nâmeyi ayniyle tekrar ediyor.

Sanırsınız ki Tarihçi Kitabevinden ve Kaynak Yayınları'ndan çıkan Kurtuluş Savaşı'na dair onca kitabı başkası yazmış... "Kılıçdaroğlu Neden İhsanoğlu'nu Aday Gösterdi" başlıklı ve yeryüzünde bir emperyalizm gerçeği olduğundan tamamen habersiz görünerek kaleme aldığı beyannamesinde aynen, "siyasi hayatta söz sahibi olmak isteyen hiçbir kuvvet, bundan sonra Türkiye taşrasının ekonomik ve politik gücünü ve onların yaşam tarzını hesaba katmaksızın iktidar olamaz" diyor...

Muhterem eğitimcinin CHP'de bir danışmanlık görevi olup olmadığını bilemiyorum. Çünkü olayımızı Tanzimat'tan itibaren ele alan yazısı, sadece CHP üst yönetiminin bir CIA'cı tercihini büyük cehd göstererek haklı kılmaya yönelik. Halkımızın en gerzek kesimlerini (ki, maalesef bir hayli de fazladır) ikna etmek üzere, hem Kılıçdaroğlu'nun memleket realitesi hakkında herkesten fazla bilgili olduğunu tebarüz ettiriyor ve hem de şöyle buyuruyor: Türkiye'de kapitalizmin gelişmesine paralel olarak Anadolu'nun kırsal kesiminden yükselen yeni muhafazakâr burjuvazi 2002'de yaptığı bir takım ittifaklarla ve Batı'ya da göz kırparak iktidara geldi." Yukarıda da söylediğim gibi özgür ve tam bağımsız bir Türkiye'nin, tamamen kendi iradesiyle karar veren kurumları, siyasî partileri var sayıyor. (Hatta burjuvazinin bir kalite atmak demek olduğunu bilemediği için zenginliğin burjuvazi için yeter şart olduğunu sanıyor).

Ayrıca sayın eğitimci-yazar kapitalizmin gelişmesini bir anlatıyor ki, pir anlatıyor. Sanırsınız bu mübarek kapitalizm İngiltere'de gelişiyor ve köleler ile işçileşmekte olan eski köylüler üzerine kurulan burjuvazi, Amerika kıtasının ardından gidip Hindistan'ı, Afrika'yı kolonileştirecek...

Yani emperyalist çok-uluslu şirketlerden bağımsız bir Anadolu millî burjuvazisi oluşmuş da, zamanla palazlanmış. Her nasılsa tam da seçimler öncesi, yani ancak 2002'de yaptığı ittifaklarla "batıya da göz kırparak" iktidara gelmiş...

Tercümesi: Anadolu burjuvazisi (AKP) sadece göz kırpmış, ABD de "peki o zaman; elimden bir şey gelmez, alın, iktidar sizindir" diye onaylamış...

AKP'ye, daha doğrusu Erdoğan'a yalakalık hususunda başta medya olmak üzere milletin nasıl yarıştığı herkesin malumudur. Ama CHP başkanını Türkiye'nin bir numaralı strateji uzmanı diye gösterme gayretindeki bu nevzuhur Kılıçdaroğlu yalakalığı, insanın sinir uçlarını zorluyor. Dolayısiyle hapislerde de yatmış olan bu arkadaşın gerçekten Türkiye'de mi yaşadığı hatta dünyalı olup olmadığı sorgulanmalı diye düşünüyorum.

SAFLAR GİDEREK KESKİNLEŞİYOR...

Ayrıca Eğitimci-Yazarımızın daha farklı misyonlarının da bulunduğu anlaşılıyor: (1) Ülkemizin nekadar acz içinde olduğunu gösterme zorunluğu çerçevesinde Türkiye'de sadece bir tek insanın, yani Ekmelüddîn İhsanoğlu'nun tüm şartları haiz olduğunu vurgulamak; (2) bunu yaparken de hem gerzeklerden anlayış beklemek, hem de muhaliflere yüklenmek. Bakın, konuyu bağlarken neler diyor. (Üzerinde tek tek düşünülmesi için siyahları ben yaptım):

"Türkiye cumhurbaşkanlığını hakkıyla yapabilecek abartısız, binlerce insan vardır. Fakat anlamak gerekir ki, bunların birçoğunun seçim kazanması mümkün değildir. Bu konuda kendilerine herhangi bir kusur da atfedilemez. Onları seçim kazanmaktan alıkoyan, içinde bulundukları organizasyonun halk kitleleri arasında bıraktığı izlenimdir. Seçmenlerin çoğunluğunu oluşturan Anadolu halkının kültürel ve duygusal olarak kendisini iktidarda hissetmek istemeleridir. Bu da biraz kendilerine benzeyen birinin aday gösterilmesini gerektirmektedir. Ekmelettin İhsanoğlu'nun Yozgat doğumlu, İslami İlimler hocası bir babanın oğlu olması, kendi kariyerinin İslam'la bağlantılı olması anlamlı bir rastlantıdır. Kemal Kılıçdaroğlu ekibi, bunun farkındadır fakat partisi içinde ona muhalefet edenler, kendilerini hâlâ 1930'lu yılların Meclisi'nde atamayla gelmiş, seçim bölgesine bile adım atmamış bir milletvekili sanmaktadırlar." [Yazısının bütünü okuduktan sonra Sayın "eğitimci"nin AKP, MHP, BDP ve FP dışındakileri nasıl tanımladığını düşüneceksiniz. Kriteri bu düzeyde olan birinin nasıl muhatap alınması gerektiğini de...]

Ne var ki Sayın Sarıhan'ın bu yazısı vesilesiyle Cumhurbaşkanlığı meselesinin ülkemizde keskin ayrışmalara gebe olacağını son kez anlamış olduk. Diğer yandan ABD'nin hiçbir şekilde Erdoğan'dan vazgeçmediğini ve AKP'nin kısa vadede bir kez daha kazandığını da... Üstelik Zeki Sarıhan'ın bizi yönlendirdiği iyiniyet taşlariyle döşenmiş cehennem yolu, aynı zamanda zihnin durduğu yeri de işaret ediyor. Dolayısiyle bundan böyle CIA-MI6 destekli bu "Çatımın Adayı" lehinde propaganda yapan klasik tırsıklar, gerzekler ve diplerindeki Emine Ülker Tarhan'ı bile göremeyecek kadar bakar-kör CHP'liler dışında her kim olursa olsun CIA'cıdır" demek artık bir vecibe haline gelmiştir. Ya da en azından ben öyle kabul edeceğim...

SON SÖZ :

Benim için zihnin durduğu yer, aynı zamanda bu "Kritik"lerin de sonunu ilân etti. Çünkü ikili anlamiyle düşünüldüğünde, hem eleştirilecek konu kalmadı (yani bundan sonraki aşama küfürdür), hem de memleketin durumu "kritik" sınırları aştı. Bir başka deyişle böylesi bir yüksek tansiyonla akılcı metinler ortaya koymak artık benim için mümkün görünmüyor. İşte, bütün bu nedenlerle, bugüne kadar bana katlanan değerli okurlara, üç kez araya giren birer haftalık kaçamaklar dışında 20 yıldan fazla bir süredir iş başından ayrılmadığımı hatırlatarak "zihnimi tatile çıkaracağım"ı bildirmek istiyorum.

Eylül'de, bir sevgili genç arkadaşı baş-göz ettikten sonraki dönemde, insan portrelerinin yanısıra çocuk gelinler, ensest, vb. gibi sorunlar ile klasik Marksizmin bir türlü dillendirilemeyen revizyon ihtiyacı arasındaki geniş yelpazede, yani sadece teorik çalışmaya (veya takılmaya) yöneleceğim. Tabii farklı bir logoyla...

Diğer yandan da itiraf edeyim ki, bu aperiyodik makalelere başladığım 2005 yılından beri internet üzerinden hiç şüphesiz ki üslûpları ve konulara hakimiyetleri bakımından beni çok aşan değerli yazarlar tanıdım. Bülent Esinoğlu, Kıymet Nadir Bindebir, Atilla Akar, Banu Avar gibi... Demem o ki, bu insanlar varken memleketin ve dünyanın genel gidişi üzerine yazmak bana düşmezdi. Bir yerde noktayı koyarak insana dair farklı konulara yönelmeliydim; başkalarından beklemeden. Üstelik bir de kitabımın ikinci cildinin bitirilerek ortaya konması meselesi var.

Herkese iyilikler ve zihin açıklığı diliyorum...

Cumhur AKSEL - 03 Temmuz 2014 - Baki Selamlar

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul