nihat genc soldaki sagci kafa ortaya cikti

Ekmeleddin ismi sol muhalefete sığınmış ‘sağcı kafayı’ açığa çıkarttı!

Zizek’in esprili bir sorusu vardır,

bir aile bireyleri hep birbirlerinin ağzına ediyorlarmış, soru, birbirlerine kötülük olarak daha ne yapabilirler?

Tabii önce birbirinin ağzına eden ‘aile’ye bakmak lazım, Türkiye’nin 1) (kazanılmış hakları) cumhuriyet değerlerine, 2) askerine, 3) toprak bütünlüğüne, 4) direnişine, 5) milli servetine, 6) hukukuna, 7) ahlaki değerlerine. Geçtiğimiz on yıl içinde amansız bir yıpratma, çökertme, imha, yok etme savaşı açıldı.

Bu amansız savaşın tarihte eşine rastlanmadık vahşilikte bir emperyalist ve yerli işbirlikçilerinin oyunu olduğu AŞİKAR’dır ve hepimizce kesinleşmiş ortak bilgidir.

Son on yılda gerçekleştirilen bu saldırıdan canı yanan, bu saldırıyı hisseden, bu saldırıya göğsünü siper eden, tesadüfen kendini bu saldırının ortasında bulan bir çok kimse, grup, topluluk, bu dönem içinde daha önce yüzyüze tanımadıkları değişik dünyalardan gelmiş insanlarla kendilerini aynı cephede buldular.

ÖZGÜRLÜĞÜN İLK GÜNÜ SİNSİ SAĞCILARLA DİRENİŞ SAFLARI PARÇALANMAYA BAŞLADI!

Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz davasını sonuçlandıran kararıyla Ekmeleddin isminin CHP tarafından cumhurbaşkanlığına sürülmesi aynı güne denk geldi.

Saflarını, direnişi cesareti ödediği bedellerle netleştirmiş Ergenekon-Balyoz sürecinde ‘muhalif cephe’, bir anda Ekmeleddin ismiyle darmadağınık hale geldi, sebebi çok basit, ‘içimizdeki sağcılar’…

Ve daha özgürlüğün ilk günü, bu sinsi sağcılarla direniş safları parçalanmaya başladı, bence de hayırlısı olmakta.

Batılı ajanlar bizim ‘yaralarımızdan’ şehvet duyarlar, yaralarımıza ‘dokunmak’ onların fantastik arzusudur. Daha önce Türkiye’de başörtüsü sorununa dokunarak akıl almaz bir toplumsal ayrışma noktası keşfetmişler ve mutluluktan yirmi yıl uçmuşlardır.

Son Akşam Yemeği’nde Yahuda İsa’yı satar, şakayla Yahudiler’e atfedilir, bir Yahudi Yahuda’nın niçin sattığını değil o gün bugün ‘kaça’ sattığını merak edermiş.

Bugün kaç ‘para’ya değil kronik hastalığımız yine ‘sağcılığa’ satılıyoruz.

Önce bu işgal ve acımasız imha döneminde yaşadıklarımızı başkalarının iyi anlaması lazım, bu on yıl dönemde, elde yok ayakta yok direnen muhalifler, BAŞKA BİR ŞEY oldu. Büyük bir TRAVMA herkesin zihninde köklü yaralar açtı.

Bu travma dünyaya bakışımızda çok köklü çok sert değişikliklerin kapısını araladı. Mesela, bu ahlaksız ve hukuksuz dönemde, ayakta kalmaya çalışan bir direnen ‘kurum’ aradık, medyasını, akademisini, eski Yargıtay başkanlarını aradık, nafile. Türkiye gidiyor yok oluyor, sahip çıkacak kimsesi yok mu diye haykırdık, nafile…

Yaşadığımız büyük TRAVMA bizleri hayal kırıklıklarıyla çelikleştirdi ve şu düşünceye getirdi, BU KARANLIK DÖNEM’de el uzatmayan, yardım etmeyen, direnişe katılmayan, karşı laf söylemeyen, KİMLER İSE, onlarla SİYASİ SOSYAL VE AHLAKİ yolculuğumuz sona ermiştir, bu saatten sonra, işbirliği, uzlaşma, ortak aday gibi laflar artık hepimizin midesini kaldırıyor.

(Bu imha ve işgal dönemi bir şeyi daha açığa çıkarttı, şimdi isim isim tane tane yazamıyoruz, çok şaşıracağınız isimler, adlarını ve içine düştükleri vahim insanlık durumlarını anlatacağımız günler pek yakındır, ruhsuz köksüz ilkesiz bilgisiz, zavallı bir güruhun tarihe dipnotları olacak.)

SAĞCILIĞIN VAHŞİ BİR HASTALIK OLDUĞUNU İHANETLERİNİ YAŞAYARAK TEŞHİS ETTİK!

Kabaca, bir çok sağ gelenekten gelen insanın ‘sol’ bir muhalefet dilini benimseyip geçmişlerini temize çekmeye çalıştıklarına Türkiye şahit oldu. Ama, cumhuriyetçi, Atatürkçü, bilmem neci başlıkları altında pek çok insanın da ‘gizlendiğini’ ‘tırsdığını’ bu vahşet yaşanırken ‘arazi’ olduğunu ve şimdi hortum kasırga geçmeye başladıktan sonra kafalarını yeniden çıkartmaya başladıklarına şahit oluyoruz.

Yani bu işgal döneminde ‘sağcılığın’, bildiğimizden daha amansız vahşi ve bulaşıcı bir hastalık olduğunu, ihanetlerini yaşayarak teşhis ettik.

Cemaat ve işbirlikçisi AKP ve Amerikan ajanlarının ortak düzenlediği bu vahşi saldırılar karşısında, ‘sağ gelenekten’ gelen hiçbir parti sivil kurum liderin ayakta kalamayışı tesadüf değildir, kalanlar da ‘sol geleneğin’ çatısı altındaki ‘örgütleri’ tercih etmişler ve buradan güç almaya güç vermeye çalışmışlardır.

Son on yıldaki saldırıların en büyük hezimeti, SAĞCI yapıların hiçbir varlık gösteremeyişidir. NET BİLGİ budur, ayrıntıları yakındır.

Bu ağır travmadan bugün çıkarttığımız ders, sağcılık, bu aleni ihanet ve casus tezgahlarına rağmen, öldürülemez yok edilemez yakılamaz söndürülemez derin ve vahim bir hastalık olarak halen içimizi yakıp kavuruyor.

Cemaat ve AKP’nin vahşi hukuksuz siyasetine karşı amansız bir savaş verirken, yakın tarihteki politik ilkesizlikleriyle bizleri ve toplumu bu cemaat ve AKP gibi yapılara muhtaç eden, bunların önünü açan, sağcılıktır, hala bu sağcı canavar o cahil kafasını yine çok bilmişçe sallıyor.

Türkiye’yi bu vahşi hukuksuzluğa sürükleyen işgal imha sürecini hazırlayanların merkez sağ geçmiş olduğunu bir an için unutmamız mümkün mü?

Yaşadığımız travma sağcı popülist politik söylemlerin bir ülkeyi nasıl felakete sürüklediğinin tartışılmaz şahididir.

Mesela Ekmeleddin ismini Halk TV ekranında parlatmaya çalışan eski bir sağcı bakan şunları söylüyor, ‘efendi’ bir kişilik(!)

Ne efendisi, geç bunları, artık bu sağcı ağzın kavramlarına itibar eden yok.

Mesela ‘devletin hukuku’ var diyor, geç bunları, sen geçtiğimiz on yıl içinde hukuk gözler önünde iğfal edilmişken saklanmış kaçmışsın, şimdi ‘hukuk’ diyorsun, bu ağızları artık bu topraklarda yiyen kalmadı, geç bunları.

Son on yılda korkudan sinmiş pırsmış kaçmışlar ve şimdi birden ‘efendi’ ‘hukuk’ gibi kelimelerin arkasına sığınıp konuşuyorlar.

İşte ‘sağcılık’ budur: her lafı her yerde eden her lafı her durumda kendince laf salatası eğip büken ilkesiz halkı kandıran insanlar, bunca tezgahtan sonra, işte sağcılık budur, bunca tezgahtan sonra hala utanmadan konuşabiliyorlar.

Bu imha ve işgal döneminde, yakın arkadaşlar arasında, en çok hangi konuyu konuşup müzakere ettiniz derseniz, size vereceğimiz cevap, TÜRKİYE MERKEZ SAĞ’ının ilkesizliği örgütsüzlüğü hantallığı çaresizliği, yani ASLINDA para ve devlet olmadan asla ayakta kalamayan bu sefil sağcılığın utanç dolu hezimetini konuştuk.

Bugün hangi siyasi parti hangi siyasi görüşle yola devam edersek edelim, AKLIMIZDAN ASLA ÇIKARTMAYACAĞIMIZ amansız gerçek budur: TÜRK SAĞ’ından hiçbir şey olmadı, hiçbir şey olmaz, tarihimizin en karanlık günlerinde ortalıklarda yoktular, paralarını gizlediler ve güç’e boyun eğdiler.

Cemaat ve AKP’yi hazırlayıp bugüne getiren bu fikirsiz ilkesiz örgütsüz korkak, siyaseti tam bir popülist politik bir oyuncak haline getiren, işte bu SAĞCILIK’tır.

Şimdi, ekranlara çıkıp, Ekmeleddin isminin altına imzamı atarım diyenlere tek tek bakıyorum, hepsi bir gün içinde tekrar o meşhur eski yüzlerini ortaya çıkarıp SAĞCI oluverdiler.

Maşallah, hoş geldiniz, sizi son altı-yedi yılda direniş muhalefet sol gibi kelimelerin altında mecburi ikamete tabii tuttuğumuz için, özür dileriz.

Sayelerinde cumhurbaşkanı seçimi, ilkesiz örgütsüz öngörüsüz ve tam bir popülist politik bir işbirliğine dönüştü.

Ekmeleddin Bey, İslam Konferansı örgütüne başkanlık yaptığı süre içinde, İslam dünyası tarihinin en büyük parçalanmalarına sebep oldu, ülkeler yıkıldı ve milyonlarca insan öldü.

Sebebi, işte bu ‘sağcılık’tır.

Sağcılık nedir? Mesela, emperyalizm teşhisi koyamaz, eşitlik ve bölüşmeyi hayatın en önüne asla koyamaz, eşitlik denince akıllarına fakirlere sosyal yardım gelir.

İdarei maslahatçıdır, genel geçer kavramlarla konuşur, yani iyidir, çalışkandır, zekidir, bizim arkadaştır, gibi övgüleri siyasette baş tacı yapar, eş dost hemşehri yakınım siyaseti yapar.

1980’lerde Amerikancıydılar, Baas’a karşı Amerikan’ın büyüttüğü İslamcı örgütleri ‘milliyetçilik’ adına destekliyorlardı, on yıl önce, cemaati, AKP’yi desteklemeye başladılar, o gün de bugün de değişmeyen gizli ortakları İsrail’dir, sonuç, ortalık mezhepten etnik milliyetçilikten geçilmiyor ve Orta-Doğu toprakları tarihinin en kanlı günlerini sayelerinde yaşıyor ve an itibariyle hepsi Amerikan ajanlarının oyuncağıdırlar.

Hiç şüpheniz olmasın, Ekmeleddin beyin muhtemel cumhurbaşkanlığında diyelim adı haine ve casusluğa çıkmış savcıların tekrar başyargıç olarak atanıp atanmamaları, yine ‘bizim adamdır’ ‘bizdendir’ ‘aslında iyi insandır’ laflarının yuvarlaklığına kalmıştır, yine dün dündür bugün bugündür olur.

Mesela bugünden, Ekmeleddin Bey’in, cumhurbaşkanı olduğu gün, başbakana, kardeşim sen açıkça ve aleni hırsızlık yaptın, dosyalar ses kayıtları burada, seni görevden alıyorum, deyip diyemeyeceği… Ekmeleddin Bey bugün halkın karşısına çıkıp, elimdeki yetkileri kullanıp bu ‘hırsızlık dosyalarını’ işleme sokacağım diyemez, çünkü ‘efendidir’, çünkü ‘çatışmadan’ yana değil ‘uyumludur’, sağcılığın çevir kazı yanmasın renkli renkli laf boldur.

Ve sağcılığın bitmeyen enerjisini palavradan alan bir devri daim makinesidir, hani kendi kendine çalışan. Böyle bir makine var mıdır? Olabilir? Bir kuyu düşünün dibi çok derin, mesela kuyuya buradan taş atıyorsunuz yer kabuğunun alt tarafı Yeni Zelanda’dan çıkıyor. Dünyayı ortasından geçen bir tünel gibi. Atalım taşı. Taş yer çekiminin gücüyle karşı delikten çıkar, ancak, orada da yer çekimiyle karşılaşır ve tekrar dünyanın merkezine hareket eder, ivmesiyle bu taraftan çıkarken, tekrar öbür tarafa. Kuyunun iki ucundan gider gelir, delebilirseniz dünyanın tam ortasında bir kuyuyla, sonsuza kadar bir enerji elde edersiniz.

KÖR KUYU!

Sağcılık işte kuyunun iki tarafında gidip gelen sonsuz ‘enerjidir’. Atın taşı kuyuya tekrar gelsin, hayat ilerlemez, hep aynı şey, hep aynı laf, hep aynı ‘oyun’ hep aynı ‘kurgu’ hep aynı ‘tuzak’, hayatı neşeleyen ve ilerleten bilgi devrim evrim asla yaşamaz, aynı KÖR KUYU.

Sol, BAŞKA BİR ŞEY’dir, aya güneşe benzemez, iyi, akıllı, kahraman diye övülen parlatılan insanlara inanmaz, sol ‘ilkesel’ insanlara inanır, tazminat, sigorta, eşitlik, bölüşüm, hukuk ve emperyalizm karşısında hayat evrilsin gelişsin diye ‘net’ tavrı olan ‘kurumların’ ‘ilkelerin’ peşinden gider.

Sol, şunu sorar, Soğuk Savaş yıllarında sen hangi cephede kimin adamıydın, Berlin Duvarı çöktü, İslam dünyası terörize edilip parçalandı, bugün sen kimin yanında hangi cephedeydin, dünya kaç kez yıkıldı dağıldı parçalandı ve üleşildi ve sağın cepheleri yönleri hiç değişmedi.

Bu yüzden Ekmeleddin Bey’in şimdi bir çok kendine Atatürkçü ve Cumhuriyetçi diyen insanın YAKİNİ çıkması, şaşılacak bir şey değildir.

Sağcılık bu ‘yakinimdir’in ideolojisidir.

Dikkat edin Ekmeleddin Bey geldiği makamlara etrafında konuşan insanlara ‘hep YAKİNİMDİR’ ‘TANIRIZ’ ‘EFENDİDİR’ ‘İYİ İNSANDIR’ diye uçuruyorlar, hatta MHP tarafında, yaşlılığından, bir Türk geleneği, ‘Ak Sakallı’ diyenler de var.

Hani şeyh uçmaz mürid uçurur fıkrası, şeyh müridini her hafta dergahına çağırıyormuş, müridi dergaha vardığında şeyhi bulamıyormuş, dergahtakiler şeyh uçtu diyorlar, ertesi hafta tekrar çağırıyormuş, tekrar geliyormuş şeyhi tekrar uçmuş dergahta bulamıyor, derken, şeyhi yine çağırmış evden koşarcasına çıkıp dergaha gidiyorken, kapı komşusu, yahu demiş, sen her hafta evden çıktıktan sonra senin eve bir AK SAKALLI geliyor, kimdir o?

İçimizden kendilerine cumhuriyetçi Atatürkçü diyenlerin evine bugünlerde AK SAKALLI birisi girip çıkmaya başlamış bile.

İslam dünyası bölünüp parçalanıp milyonlarca kadın çaresiz kamplarda yıkanacak su bile bulamazken, Türkiye, hukuku, askeri, medyası, kurumlarıyla yıkılıp parçalanırken, sağcılık budur, hep BİRİLERİNİ UÇURUR…

Şimdi bize KORO halinde cevap veriyorlar: EKMELEDDİN BEY YAKİNİMİZDİR.

Sol’un doğru sorusu şudur, eşitliğe yakın mı, hukuk’a yakın mı, yurttaşlığa yakın mı, bağımsızlığa yakın mı?

Eğer bu vazgeçilmez insanlık değerlerine ‘yakın isen’, bugüne kadar kimin yakınındaydın?

Nihat GENÇ - 25 Haziran 2014 - Odatv

Son Yazılar