hifzi topuz adayim ekmeleddin degil

Adayım Ekmeleddin değil!

Yazdığı kitaplarla genç kuşaklara örnek olmasının yanı sıra

yol da gösteren araştırmacı, gazeteci, yazar Hıfzı Topuz’la Paris’te yaşamı ve yapıtlarından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine uzanan bir söyleşi yaptık

Araştırmacı-yazar-gazeteci Hıfzı Topuz, 1952’de Paris’e gelmiş ve çalışmalarına burada UNESCO’da devam etmiştir. Kendisi, usta şairimiz Nâzım Hikmet’in samimi dostlarındandır.

İşte Hıfzı Bey ile yaptığımız söyleşi :

Zeynep YAŞAR >>> Paris’e ilk gelişiniz nasıl oldu?

Hıfzı TOPUZ >>> Ben geldiğim zaman, 1952’de, Fransiz Komunist Partisi muhalefetteydi ve toplantıları oluyordu ben hep onlara katılırdım. Bütün sol gösterilere katıldım o dönemde Paris’te olan. Paris’e beni en çok bağlayan şeylerden biri sol özgürlüğüydü. Hiç bir yerde bulamamıştım, Türkiye’de her şey yasaktı. Burada istediğim kitabı okuyabiliyordum mesela. Türkiye’de o zamanlar özlemdi bunlar, Türkiye’de bulunamayan kitapları okuyup bunları nasıl Türkiye’ye iletebiliriz diye düşünüyorudum. Ben her zaman bağımsız solcu oldum, üye olanları kınamamakla beraber hep bağımsız olmayı tercih ettim.

Zeynep YAŞAR >>> Yıllarca UNESCO’da çalıştınız, peki bu serüveniniz nasıl başladı?

Hıfzı TOPUZ >>> UNESCO gazetecilik eğitimine çok önem veriyordu. Ben de UNESCO’da iletişimci olarak başladım, 1953 yılında, o zamanlar daha iletişimci lafı yoktu bile. 80 kişi arasından beni seçtiler, toplamda 25 yıl sürdü Unesco çalışmalarım. Benim çalıştığım departmanda gazetecilikten gelen yoktu o yüzden ben ilerleme fırsatı buldum tabi.

Zeynep YAŞAR >>> Afrika ile ilginiz nasıl başladı? Afrika’nın nerelerine gittiniz?

Hıfzı TOPUZ >>> UNESCO’da çalışırken, bizim bütün dünyada misyonlarımız vardı. Afrika’ya benim zaten özel bir ilgim vardı, başka bir uzman bulup yollayabilirdim ama ben de çok sevdiğim için Afrika’yı ve kültürlerini kendim gitmeyi tercih ettim her seferinde. Toplam 40 kere Afrika’ya gittim. Artık bir sevgi bağı oluştu. Muazzam bir maske kolleksiyonu yaptım bu yolculuklarım sırasında. Benim Afrikalılara karşı çocukluğumdan beri sempatim vardı. Evde dadılarım, haremağalarım falan vardı ben onlarla aile gibiydim, hiç bir zaman ayrımcılık yapmadım. Bizlere çok hayranlar. Mustafa Kemal’i ve Nâzım’ı sorarlar hemen. Her konuşmamda ben hep söylerim ben solcuyum ve Atatürk’çüyüm. Atatürk’e hayranımdır. Çok yere gittim. Senegal, Kongo. Kongo’da bir yıl kaldım mesela. “Kara Çığlık” kitabımı oralardan esinlerek yazdım. Ben o kitabımı çok severim.

Zeynep YAŞAR >>> Sizin tüm bunları anılarınız ile beraber taşımanız biz genç kuşaklara örnek olmanın yanı sıra, yol da gösteriyor. Yazılardaki temel amacınız nedir peki?

Hıfzı TOPUZ >>> Ben yazılarımda bir mesaj, özellikle sol mesaj iletirim. Hepsinde bu vardır. Mesela Mithat Paşa yazım, Türkiye’ye parlamenter rejimi getirmek için başına gelmeyen kalmıyor ya da Hatice Sultan yazımda, o zamandaki kadınlara bakış bugünkünden daha ileri diye yazdım. Daha batılılar. Özenme şeklinde tabi, aydınlanmaya kadar batılılaşma hep özenme şeklinde. Tevfik Fikret, nitekim aydınlanmayı getirdi diye yazdım.

Zeynep YAŞAR >>> Son kitabınız, Neyzen Tevfik?

Hıfzı TOPUZ >>> O da ilerici bir adam, Atatürk hayranıdır. Başkaldıran bir adamdır. Şimdilerde de hayatı hakkında derli toplu bir şeyler bulamadığımız Fikret Mualla hakkında çalışıyorum. O zamanın aydınlarının çektiği, sol entellektüellere karşı yapılanlar, onlar çektikleri açısından çok değerli insanlar. Bu yazılarımın meyvelerini ben de çok topluyorum tabi ki. Gerçekten hiç umulmadık şeyler geliyor başıma. Mesela ODTÜ’den onur ödülü verildi, Galatasaray’dan da. Ben hiç haketmiyorum dedim bu ödülleri, ben Taksim’deki Gezi Parkı’nın direnen gençlerine adıyorum bu ödülleri, benim değil.

Zeynep YAŞAR >>> Nâzım Hikmet ile de samimi arkadaşlığınız vardı. Tanışmanız nasıl oldu?

Hıfzı TOPUZ >>> Nâzım ile tanışmam 61-62 yıllarındaydı. Ne zaman Paris’e gelse hep beraberdik, çok samimi arkadaş olduk. Zaten çocukluğumdan beri tanır ve çok severdim. Nâzım’ın sesini banda almıştım, onun Havana röportajından döndüğü zaman. Şiirler okumuştu bana. Gayet sıcak, zarif bir insandı. Atatürk’ü çok severdi.Türkiye’yi ve Türk milletini çok severdi. Hatta yolda bile bir Türk gördüğünde sarılır, öperdi. Vatanından hiçbir zaman kopmamıştır. Gelmesine imkan yoktu ama hep çok özlemişti. Hatta küçük bir anı, benim oğlum o zamanlar 5 yaşında, Fransızca öğreniyordu burada tabii, Nâzım’a bir gün “Bonjour Mösyö” dedi, Nâzım hemen “Ne mösyösü oğlum, ben amca amca demişti.” Son karşılaşmamız, o Küba’ya gitti geldi, ben karşıladım Paris’te. Çok büyük heyecanla geldi Küba’dan. Bir saat kadar şiir okuyup, Havana’yı anlattı bana. Küba’da Fidel Castro ile görüşmüştü Nâzım. Castro, Nâzım’a “ben seni yaşlı başlı adam zannediyordum genç ve yakışıklı bir adammışsın” diyor, bana sevine sevine bunu anlatmıştı.

Zeynep YAŞAR >>> Peki Abidin Dino?

Hıfzı TOPUZ >>> Abidin Dino ile aynı yıl geldik Paris’e. Abidin, Nâzım ve ben samimi arkadaştık. Fransızlarla da samimi dostluklarımız vardı. Jacques Prevert, Yves Montand mesela.

Zeynep YAŞAR >>> Türkiye’nin şu anki durumu hakkında neler söylemek istersiniz? Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve çatı aday hakkında neler düşünüyorsunuz?

Hıfzı TOPUZ >>> Türkiye’de bir süreden beri ciddi bir gericilik havası söz konusu. Ortaçağ’a dönüş, hukuk yerine şeriat tehlikesi var. Bunlar bütün aydınların en büyük belasıdır bugün. Birbirimizi yemek yerine muhalefetin birleşmesi gerekir. Yöntem budur. Ekmeleddin İhsanoğlu benim adayım değildir. Benim adayım Metin Feyzioğlu’dur, Rıza Türmen’dir. Cumhuriyetçi, Atatürk’çü bir aday çıkarsınlar, sonuna kadar destekleyelim.

Söyleşi : Zeynep YAŞAR - 25 Haziran 2014 - Aydınlık Paris

Son Yazılar