tolga yarman 

Zurnanın Zart Dediği Noktadayız, Ne Ki, Türkiye Sahipsiz Değildir!

Bugünlerin en güncel konuları Cumhurbaşkanlığı seçimleri derken,

yıllarca duvarların ötesinde özgürlüklerinden mahrum edilen asker, sivil, bürokrat, gazeteci, milletvekili, suçlarının ne olduklarını dahi bilemeden yıllarca özgürlüklerinden ve hayatlarından olurlarken; AYM’nin almış olduğu bir karar gereği, Ergenekon Davası kapsamında olanların tamamı serbest bırakıldılar. Oysa Gündemin önünde Başbakan Erdoğan’ın korumasıyla beslendiği iddia edilen uluslararası dinci terör örgütü IŞİD’in Ordadoğu’da ve özellikle Irak’ta yaptığı insan kıyımı konuşuluyordu. IŞİD’e bir türlü, “terör örgütü” demeye dili dönmeyen Erdoğan’ın, Irak bölgesinde ve Musul Elçilik görevlilerimizle birlikte sayıları 100’ü geçen kaçırılan vatandaşlarımız için kılı bile kıpırdamıyor. Oysa Almanya, aynı örgüt tarafından kaçırılan 50 işçi vatandaşını, hemen ertesi günü o canilerin elinden Devlet sorumluluğu içerisinde almayı başarmıştı.

Türkiye Başbakanı, bedavadan “Tek Adam” olma yolunu açacağını hayal eden Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış, ilden ile devlet kasasından kendi propagandasını yapma derdine düşmüş… Aynı nedenle yurtdışı seferlerine de çıkan Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı bir çok Avrupa devleti içtenlikle, “sokaklarımıza huzursuzluk veriyorsun” diye istememektedir.

Türkiye, içeride yaşadığı huzurluk ve ayrımcılıkta ustalaştığı Başbakanı aracılığıyla artık dış ülkelere de bu “ayrımcılığı ve huzursuzluğu” ihraç eden bir ülke konumuna geçerek, tarihteki yerini alacaktır.

TÜRKİYE'DE TEK VESAYET PENTAGON'DUR!

- “Türkiye’de askerî vesayet bitti”, diye zafer çığlıkları atanlar, kör gözlerini artık açıp, görmelidirler ki, Türkiye’de, bir tek vesayet vardır, o da Pentagon (ABD Genel Kurmayı) vesayetidir ve bu vesayet, el hak aralıksız, devam etmektedir.

-  Bu satırların yazarı, amerikan aleyhtarlığı hiç yapmamıştır. Tersine, Batı’nın, başta da, ABD’nin en bıçkın ve en cennet bilim tornalarından çekilerek yetişmiştir; buralarda, hocalarından başlayarak, arkadaşlarına, giderek meslekdaşlarına ve öğrencilerine varıncaya değin, engin bir yelpazede, ebedî dostlukları vardır. Bu ne kadar böyleyse, epeydir bölgede yuvalanmış ve şunca yıldır, şunca milyon insanın kanını içerek, yaşayagiden savaş makinasının parçası olmayı, Amerikalı Dostları’na da haykırdığı şekilde, dibine kadar reddetmektedir. Büyük Atatürk’ün işaret ettiği gibi, savaş eğer savunma için değilse, cinayettir. Bölgemizdeki savaş ise, kim ne derse desin, düpedüz petol savaşıdır.

-  Ülkemizin, saymakla kolay bitmez  sorunları vardır...İşte, gelir dağılımındaki adaletsizlik sorunu, işsizlik sorunu, kürt sorunu, enerji sorunu... Devam edeyim, yok İrak’ın yalan dolanla işgaliydi, BOP’tu, açılımdı, saçılımdı, Yeni Osmanlıcılık’tı, Arap Baharı’ydı, yamacımızdaki Suriye yangınıydı, giderek, mezhep savaşı çıkartılmak istenmesiydi, hatta bunun maalesef, önemli ölçüde kotarılmış olmasıydı, derken, aklınıza artık, hangi temel sorun geliyorsa, bunların hepsinden daha önemli olanı, TEMSİLİYET BUNALIMIDIR.  Seçim sistemimiz katiyen adil değildir. Üçte birlik oy oranları ile üçte ikilik parlamento çoğunlukları elde olunabilmektedir ve bunun adına kör kör parmağım gözüne, “halk iradesi” denebilmektedir. İstanbul’dan, Ankara’dan başlayarak, hemen bütün kentlerimizde, yerel yönetim seçimlerinde, bu seçimler, “iki turlu” yapılmadığı için, tam bir kumar anlayışıyla, dörtte birlik, her hal-u karda yarının hayli altındaki oy oranlarıyla, belediye başkanları seçilebilmektedir... Bu çerçevede, güya iktidara seçilmiş bir azınlık, konumunu kalıcılaştırabilmek üzere, karşısındaki en az, öteki bir yarıyı, “milli irade”, yaygarası altında, yok saymaya, giderek imha etmeye, girişmekten kaçınmamaktadır. Genel seçimde yüzde on barajı bir faciadır. Partilerin içlerinde demokrasinin “d” si yoktur. Hasbel kader yonetime gelmiş olanlar, mevcut il ve ilçe yönetimlerini, bir çırpıda görevden almakta; buraları, atamalarla doldurmaktadırlar. Atananlar, kendilerini, ilçelerden başlayarak yapılan kongrelerde, seçecek olanları döşemekte; döşenenler, kendilerini döşeyenleri, seçmekte... Döşedikleri suretiyle, saygıdeğer istisnaları saymazsak, seçilenler, kendilerini atayanları, gidip büyük kongrelerde sözüm ona seçmekte  ve deveran böyle sürüp gitmektedir. Böyle bir çerçevede, liderlerin, çoğunlukla, astığı astık, kestiği kestiktir.. Hani “meydanlardan seçilerek bir tek onlar gelmektedir”, denilebilir.

-  Bu ne kadar böyleyse de, lider sayısı, dördü beşi geçmeyince, bunların, ayrıca geniş örgüt yapılanmalarına oturuyor olmamaları sebebiyle, dış odaklara yular kaptırmaları çok olağan olup; o odaklar bu dört, bilemediniz beş özneyi, manipüle etmek suretiyle, ülkemiz gibi 80 milyonluk bir nüfusa merdiven dayamış bir ülkeyi, parmaklarında, fırıl fırıl oynatabilmektedirler.

-  Bakarsınız, partilerin tabanlarında bıçkının bıçkını emektarlar dururken; parti liderleri, bunların tümünü es geçebilerek, partilerinin tabelalarının altından geçmemiş, hatta başka partilerin tabelalaları altında dolaşmış, söz konusu partilerde, demek ki, zinhar tabanı olmayan, nice eşhası, parti yönetimlerine, giderek, milletvekili kadrolarına doldurabilmektedirler.

- Geçende bir partinin en üst düzeyde bir yöneticisine sormaktan kendimi alamadım: Allaşkına, bu partiyi kim yönetiyor?, dedim. “Lobiler, Hocam!”, dedi, bütün samimiyetiyle, sağ olsun... Lobiler demek, sonuçta “dış güçler”, demektir.

-  Ne oldu şimdi: Partilerimizin tabanları, has evlatları, fena halde ve sür git, aldatılmaktadırlar.  

- “Demokrasi” naraları atanlar; aslında, şu hinin hini; partilerin tabanlarından başlayarak, toplumumuzu aldatma sözde özgürlüğünü; tam bir demokrasi katliyle, kurumsallaştırmaya  yeltenenlerdir.

- Bunları, partilerin tabanlarıyla birlikte, hastalığı tabii, hisseden halkımız, boyunlarına dolanmış, dış odakların yularlarından çekip, içimizden kovmayı, inanıyorum, bilecektir. Bilhassa, yakın tarihimiz; üstüne esaret gömleği geçirilmek istenen halkımızın, bunu nasıl yırttığının, destanlarıyla doludur.

-  Bu çerçevede, Onlar’a buradan haykırıyorum: Canımıza yettiniz... Alın tımarınızı, verin atımızı!.. Çekilin artık çakı gibi birikimlerin, yürekli yiğitlerin, ülkemizi ve bölgemizi, aydınlıklara taşıma yolunda, ayaklarına habire pranga olmaktan...

*** *** ***

Uzatmadan, günümüze geliyorum.

-  Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, yol boyu çok vebali vardır. Paralel devletin de mimarı odur,  Ergenekon’un Savcısı da...  Ordu’ya kumpas, 12 Eylül Anayasa Referandumu uzantısında, yargının, maatessüf istenildiği gibi, şekillendirilmesiyle başlamıştır. O tarihte, Sandık’ta sağladığı başarı ne denli dikkate değerse de, sonuçta stratejik ketenpereye getirildiği gün gibi ortadadır.

- Tayyip Erdoğan, sonuçta, vebali ne kadar hacimli olursa olsun, her faninin haysiyetini  ezdirmesinin bir sınırı olup, bir süredir, boyunduruktan kurtulma çırpınışları sergilemeye başlamıştır. Bu olgu, kendisinden, sergileyegeldiği cürümlerin hesabının sorulmayacağı anlamına gelmez.

-  Vakıa şu ki, Tayyip Erdoğan’ı; yok BOP Eşbaşkanı idi, yok Esat’ti, Esed oldu, Suriye’ye icbar edildi, yok, Kurecik Üssü idi, koca İran’ı açıktan tehdit etme noktasına sıkıştırıldı, ne oldu, yaptıklarıyla kaldı, ama yine de, yetmedi, ABD çoktan gözden çıkartmıştır.

-  Tayyip Erdoğan, günahı boynuna, ama namusla konuşmak gerekir, sıradan bir lider hiç değildir, çok inançlıdır, çok dirençlidir. Ve elhak, son yerel seçimin (20 Mart 2014), bir galibi, bir de mağlubu vardır. Galip, tek başına, Tayyip Erdoğan’dır, mağlup ise (ülkemizde, yanına almayı başardığı, zaten yanında olagelmiş), muhalefet partilerimiz ve AKP gövdesinden kopan, esasen yanındaki Pensilvanya saçağı ile birlikte, koca ABD Yönetimi’dir.

- Yerel Seçim öncesi, Pensilvanya ve muhalefet partilerimizin koalisyon gerçeği, o kadar açıktır ki, Pensilvanya saçağına ait olduğu bilinen yayın organları, “zınk” diye bir “U Dönüşü” ile, daha önce, kanlı bıçaklı oldukları, söz konusu muhalefet partilerinin sözcülerini övgülerle birlikte, sayfalarına, ekranlarına, taşımaya, koyuluvermişlerdir.

- Tayyip Erdoğan, bu süreçte; Devlet’in içinde, besbelli dış destekli olarak yuvalanmış, “delil imalat merkezlerinin”, giderek ilgili emniyet unsurlarının, yargı unsurlarının, bilerek bilmeyerek dahil oldukları örgütlü cürmü; bütünüyle; “paralel devlet” söylemini icat ederek, muhalefetin kucağına bırakmayı başarmış; o muhalefete ise, dikkate getirdiğim, esasen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin suç duyurusuyla, giderek işte, 18 Haziran 2014 tarihli, Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz Davası ile ilgili olarak verdiği, şamar vari bozma kararıyla, sübut bulmuş olan, örgütlü cürmün, heyhat, “deterjanı” rolüne atlayıvermiştir. İnanılr gibi değildir!.. Dış destekli, üstelik başta Silahlı Kuvvetlerimiz’e karşı,  örgütlü cürüm işleyenler, şimdilik, muhalefetin şemsiyesi altında olarak, rahatça nefes alabilmektedirler.

- Cumhurbaşkanlığı Seçimi, bundan önce, yerel seçimlerde olduğu gibi, tek başına Tayyip Erdoğan ve çatı adayı çıkaran, ABD güdümlü, muhalefet arasında geçecektir. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

-  Çatı Adayı çıkartan muhalefet partileri, bu çerçevede, tiyatrolarını dahi doğru düzgün oynayamamışlardır. Çeşitli ziyaretleri “tam kaşelidir” ve koskoca ulusumuzu, maatessüf aldatmaya yöneliktir...

-  Koskoca Cumhuriyet Türkiyesi’nin Partileri’nin, üst yönetimlerinin, az önce resmini çizdiğim demokrasi zaafiyetimizle, dış boyunduruk altında olması sonucu, okyanus aşırı rüzgârlarla önlerine gelen talimatı, maiyetteki, alelade, daire başkanlıkları imişlercesine, esas duruşta, uygulamaları, zurnanın zart dediği noktadır.

- Hepsinden çok içimi, şu kervanın başında, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve O’nun omuzdaşlarının, binbir çileyle kurdukları o dimdik, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bugünkü  yönetiminin olması, acıtıyor.

- Lamı cimi yoktur,  bu yönetim unsurları, başta (şahsına halisane bağladığımız umutları tutam tutam yele savuran) Sevgili Kemal Kılçdaroğlu olmak üzere, tarihe hesap vermekten kaçamayacaklardır.

CHP'YE ÇAĞRI :

-  Ey CHP, Ey Sevgili örgüt: İşgal altındasın! Bugünden tezi yok, olurdu olmazdı, toplanmalı, tartışmalı, toplayacağın kurultayda, şu sakil mazaraya, haddini bildirmelisin!.

-   Çatı, cumhurbaşkanı adayı çok değerli insanımız: Dürüst, derin müktesabatı olan herkes gibi sen de elbette çok saygıdeğersin, Ancak, sen söz konusu partilerin adayı değilsin. Buralarda yapılan sözde anketlerin hiç birinde adının tek bir harfi dahi telaffuz edilmedi. Senin de içinde bulunacağın adaylar arasında, söz konusu tabanlarda bir anket yapılsa, buradan, hiç bir biçimde sen çıkamazsın. Sen, lutfen kusura bakma, aklına gelmese de, gerçek şu ki,  Tayyip Erdoğan’a karşı, bizlerin kucağına bırakılmak istenen adaysın. Bugün sen ve Tayyip Erdoğan karşı karşıya kalsanız, Tayyip seni maydanlarda, arkanda hangi, hacimli müktesebat ve hangi güçlü medya unsurları olursa olsun, çıtır çıtır yer. Ama asıl olacak olan, senin açından daha da kötüdür. BDP+ HDP, “kapsayıcı” bir aday çıkartsa, ki olacak olan odur, ilk turda oylar yuvarlak, şöyle dağılır: Sen % 30’den az, BDP+HDP  % 30’dan fazla, Tayyip Erdoğan % 40’dan az. Bu durumda ikinci tura sen değil, BDP+HDP’nin adayı kalır ve Tayyip ABD’nin bugünkü Yönetimi’ni,  bir defa daha yener. “Helal olsun!” dedirtir, ayrıca, hemen herkese, Bu durmda, ikinci turda, muhakkak çıkar.

-  Bir şey daha söyleyeyim, çatı, cumhurbaşkanı adayı çok değerli insanımız: Cumhuriyet’in inançla bir sorunu hiç olmamıştır. Cumhuriyet’in sorunu, yobazlıkladır. Yobazlık, malum, karşındakine, tartışmayı, sorgulamayı, men ederek, “dediğim dedik” dediğini, dayatma cürmünün adıdır.  Her mecrada yobaz olur... En ummadık yerde, örneğin bilim dünyasında bile olur. “Cumhuriyetçi geçinenler” arasında da olur... O nedenle, “Cumhuriyet” derken, çarşaf yakan, İmam Hatip Mezunları’na farklı ölçütler uygulayan, Kuran Kursları’na kan kusturan, “laikçi yobazlardan” bahsetmiyorum... Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından bahsediyorum... O Cumhuriyet’in, inançla sorunu, o kadar yoktur ki, Diyanet İşleri Başkanlığı bir Cumhuriyet Kurumu’dur. Yalnız hangi Diyanet: Aklı naklin önüne çeken, inancın, egemeni payandalamasına karşı duran, inancı bir defa, şekilden ibaret hiç saymayan, hakkaniyetsizliğe, adaletsizliğe başkaldırı vecibelerinden, ayırmayı inançsızlık addeden Diyanet... O Cumuhuriyet’i bana iki cümlede tarif et, desen, “Yönetimde akıl, inançta akıl”, derim. Yönetimde akıl, “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir!” düsturunda vücut bulur. İnançta akıl ise, Diyanet’in, nakli, aklın önünde tutmasında, vücut bulur... Bu çerçevede, laiklik (bunun hala daha Türkçeleştirilememiş olması, bir aydın ayıbı olarak), bir “inanç barışıdır”. Söze yakışan Türkçe karşılık ise, “inançta akliliktir”. Bizim laikliğimiz, besbelli, Batı Laikliği zaten değildir. İmamlarımız, müezzinlerimiz, devletten maaş alırlar. Ezanlarımız, çanların çalma özgürlüğü yanı sıra, dinimizin temelidir. Şehitlik, bir devlet payesidir. Şehidin ailesi devletten maaş alır. Ve ne yazık ki, bu dediklerim, evet kabul ediyorum, başta bir aydın ayıbı olarak, yeterince çözümlenmez (analiz edilmez), konuşulmaz, telaffuz edilmez... Kurumsal boyutta çalışılmak hiç istenmez... Hatırlatmak isterim ki, bölgede, yıllardır dikkat çektiğim doğrultuda bir “mezhep savaşı” çıkarılmak istenmekedir ve bu amaç bugün itibariyle maatessüf, önemli ölçüde başarılmıştır... Korkum, ne biliyor musun: Seni cumurbaşkanlığına getirmek isteyen, büyük strategler (yanılmayı çok isterim, ama işte), bu süreçte emelleri için, piyonlaştırmak isteyenlerdir! Bu koşullarda görevi kabul edebilir misin? Yönetimdeki aklımızı, işte yazının girişinde anlattım, çalan, temsiliyet bunalımının hat safhada olduğu; inançtaki aklımızı ise, nakle karşı yok etmek isteyen, inancımızı bu bağlamda özünden boşaltıp, salt egemene biat aracına ve ona her koşulda rızacılığa dönüştürmeye kurgulanmış, şu sürecin, önüne koşulmak ister misin?.. Düşün lütfen!..

- BDP+HDP Yönetimleri! Üstünüze düşen sorumluluğu anlıyor musunuz! Bugüne kadar, o oldu, bu oldu, Ankara’nın yıllar içinde az vebali olmadı, doğru, ancak sen de az yalpalamadın.

Unutma ki, emperyalizmin kucağında milli kurtuluş savaşı olmaz!.. Bu olguyu artık ve muhakkak idrak etmiş olmalısın!..

- Yeri gelmişken belirteyim: Büyük bir devletin dostu olmak demek, O’nun maşası olmak demek değildir. Maiyet memuru olmaz, ancak ve elbette şahsiyetli ve güvenilir bir müttefik olabilirsiniz. Ne maşa, ne de bölgedeki canavar savaş makinesinin parçası olur, ancak etrafınıza her daim, üstelik kişilikli ve gerçekçi tavsiyelerde bulunarak, vazgeçilmez bir dost kalabilirsiniz.  

- Tayyip Kardeşim: Bugüne kadar hiç karşılaşmamış olsak da, tarafıma duyduğun saygıyı, “selamından”, biliyor olup, bana kulak vereceğine inanıyorum; bu çerçevede, sana bir hoca nasihati eyleyeceğim... Biliyorum, durumun çok yönlü, çok kritik. Aday olursan, evet seçilebilirsin. Şu ki, seni en çok düşündüren, yukarıya gitsen mi, kendini daha çok düzlüğe taşıyabilirsin, Başbakan kalsan mı? Aklından geçen şu olmalı: Yukarı gitsen, önümüzde ne olacağı pek belli değil, indirilip, evet, Yüce Divan’a sevkedilebilirsin. Başkanlık Sistemi tesis olunmadı. Her ne kadar yetkilerinle Hükumet’e, Başkan gibi davranmaya kalkışabilecek olsan da, Başbakan, biliyorsun, Basbakan’dır ve seni her an icradan uzak tutabilir. Yukarıdan, yani, sonunda (keşke yanılsam), indirileceksindir. Onun için, Başbakan kalıp, mücadelene devam etmen, hakkında, şimdilik en hayırlısı!.. Bu durumda, gel, düzgün, helal süt emmiş, her zerresine kadar bu toprakların çocuğu, aynı zamanda Dünya aydını, bir aday belirlemenin öncülüğünü yap! Çok var, öyle has insan, bu topraklarda... O zaten ilk turda, “cup” diye Köşk’e çıkar... Allah yardımcın olsun!..

MİLLETVEKİLLERİNE ÇAĞRI :

- Ey, her partiden milletvekilleri, durumumuz budur. Bu asil milletin, öyle ya da böyle, ama işte vekilleri olarak, şimdi ellerinizi vicdanlarınıza koyup, karşı karşıya olduğumuz muhasarayı kıracak, adımlar atma yükümlülüğündesiniz. Yolunuz açık olsun!.. Yalnız unutmayın, sizinle ya da sizsiz, Türkiye sahipsiz hiç değildir!..         

Tolga YARMAN - 22 Haziran 2014 - TekUlus.com

Son Yazılar