dusmana alet olan gerici beyinsizler nihat genc

‘Düşmana alet olmuş gerici beyinsizler!’

Başlıktaki veciz cümle Atatürk’e aittir,

Sinan Meydan’a göre, Atatürk’ün ağzından küfür çıkmamıştır ama küfre en yakın sözü de budur.

Sinan Meydan, Atatürk’e en ağır küfürleri eden ve Türklüğümden istifa ediyorum diyen vatan haini Mustafa Sabri’nin mezarıyla Eklemedin İhsanoğlu’nun babasının mezarı Mısır’da yan yanadır, diyor.

Biz de 68’liliğiyle övünen Kılıçdaroğlu’na başka şeyler söyleyelim, Bahçeli’de yedi TİP’li gencin öldürüldüğü günlerde aynı sokakta oturan ünlü CIA ajanı Ruzi Nazar ve ajanlığını deşifre edip MHP’den ayrılan Enver Altaylı’yı yakinen çok iyi tanıyan Taha Akyol bey’e bir soruversinler.  Orta-Doğu’da İngiliz sömürgesi şeyhleri rahatsız eden Baas’ı ve ‘bağlantısızlar hareketi’ni ve onun lideri Abdülnasır Cemal’i devirmek için hem ülkemizde hem Orta-Doğu’da on yıllarca görev yapan ‘yeşil kuşak’ın saha ajanı Ruzi Nazar’ın ‘dost’ repertuvarunda, Ekmeleddin Bey’in ismi geçiyor mu, geçmiyor mu?

Biz de ‘ağaç kavuğundan’ çıkmadık, ülkemizde İslamcı ve milliyetçi akımların 70’li yıllarda İsrail Amerika dostu ve milli sosyalist Baas hareketi karşıtlığına nasıl sokulduğunu günbegün içinde yaşamış CANLI TANIK’ıyım. Bu ‘yeşil kuşak’ projesine desteğin  istihbaratımızın Orta-Doğu politikası haline getirilmesi… yani, 70’lerin sonundan 90’lı yıllara kadar Suriye’yi rahatsız etmek için ta o günlerde ‘Müslüman Kardeşler’ teşkilatı MİT tarafından kullanılmış korunmuş, mudur, yani sayın Kılıçdaroğlu, halk arasında bir deyim vardır: ‘siz giderken biz dönüyorduk.’

‘Bir lider olarak cumhurbaşkanlığı konusunda büyük bir risk alıyorum’ diyorsunuz, evet, ama, bu, ÇOK ÇOK BÜYÜK BİR RİSK.

Bu bir gazetecilik sorusudur, soruyor ve geri çekiliyorum.

Şimdi ‘muzip’ ‘eğlenceli’ konulara geçebilirim.

Birgün bakir ve güzel bir Hristiyan kızı, kiliseye gidip Meryemana’ya yalvarmaya başlar, Ah Meryemana, yardım edin, sevdiğim adamı sen tanıyorsun, bizim yan sokakta, saçları sarı. O adamı bana yalnız siz bulup getirebilirsiniz…

Derken. o sırada, perde arkasına gizlenmiş kilisenin zangocu, saklandığı yerden usulca seslenir: O adam senin olmayacak, senin olmayacak…

 Kızcağız duyduğu sesle şok olur, gözü birden Meryem’in kucağındaki çocuğa ilişir, o sesin Meryem’in kucağındaki çocuktan geldiğini sanır ve hemen çocuğu tersler:

-Sen sus, annen konuşsun.

Kılıçdaroğlu, siz Ekmeleddin ismini cilalayıp yere göğe koyamayan övgüler düzerken birden kendimi tutamayıp sizi tersledim, bir sus, o ismi size fısıldayanlar konuşsun.

Muzip ikizler şakasını yaşamayan yoktur, hem ortaokul hem Ankara yıllarında aynı yumurta ikizi arkadaşlarım oldu, bazen ‘muzip ikiz şakası’ yaparlardı, birbirlerinin yerine geçerler, hayır, Hami olan ben, Hayır Sami ben, diye. Hatta birbirlerinin yerine imtihana girerler..

İkizler şaka yapacak çağa gelmeden henüz birkaç aylıkken anneleri onları karıştırmamak için işaret kurdelalar koyar, koluna, ayağına, saçına, aman karışmasınlar.

Kılıçdaroğlu, siyaset diye bize MUZİP İKİZ ŞAKASI, yapıyor, ha Tayyip ha Ekmeleddin ne fark ediyor?

Sayın Kılıçdaroğlu, bari Ekmeleddin bey’e bir kurdela takın da birkaç ay sonra karıştırmayalım.

Sayın Balbay da Kılıçdaroğlu korosuna katılıverdi, Ekmeleddin açıklaması dün ODA TV’ye düşüverdi, biz, bölgedeki orta-doğu’daki siyasi karışıklıklar için Ekmeleddin isminde karar kıldık, gibi bir cümle sarfediverdi.

Orta-Doğu’dan binbir gece masalları.  Ekmeleddin ismini, kılıcı ve şövalye nişanlarıyla korumakta olan bütün CHP milletvekillerine, batıdan Almanya’dan bir Grimm masalı anlatmak istiyorum.

Tilki bir kaz sürüsü görür, çok çok sevinir, Allahım bir kaz sürüsü. Üstelik önümde. Tam yerine tam zamanında gelmişim demiş. (tam yerine tam zamanında milletvekili olmuşsunuz.)

Ve önündeki kaz sürüsüne doğru tilki bağırmış: Hepinizi tek tek yutacağım, lütfen panik yapmadan sıraya girin…

Kazlar, çok korkmuş, hemen sıraya girmişler. İlk sıradaki kaz, ‘tilki kardeş, birazdan bizi yutacaksınız, afiyet olsun, ancak birkaç dakika zaman bağışlayın da hepimiz son dualarımızı yapalım’.

Tilki, ne demek, tabii, ben sabırlıyım, beklerim.

 Birinci kaz, duaya başlamış…bitmiş. İkinci kaz duaya başlamış. Üçüncü kaz duaya başlamış. dördüncü kaz duaya başlamış. onbirinci kaz duaya başlamış… Yetmişinci kaz duaya başlamış… (Musul duaya başlamış. İstanbul duaya başlamış… MHP duaya başlamış, CHP duaya başlamış.)

Masal yazarı Grimm Kardeşler, bu ‘masalın sonuna’ son cümle olarak şunu yazmışlar:

Yani masalcının son sözü:

‘KAZLARIN DUASI BİTİNCE MASALA DEVAM EDERİZ…’

Hadi konuşma yasağı getirilip ‘ağzına gem vurulan milletvekillerine’ bir hediye masalımız daha.

Masalımızın adı: DÜZENBAZ KUŞ, Grimm masalı.

 Çok temiz çok dürüst çok masum bir adam kiliseye dua etmeye gider, ‘Tanrım çocuğum çok iyi bir insan olsun istiyorum, ne yapayım’ der, perde arkasına saklanmış zangoç (papazın ayakişlerini yapan) gizlice seslenir: Düzenbaz olsun, düzenbaz olsun.

Adam Tanrı’nın fikrini almış, (Kılıçdaroğlu da sivil kurumların fikrini danışıp almış ya.) kiliseden çıkıp çocuğunu iyi bir düzenbaz yapmak için sorup soruşturmaya başlar. Bir ‘düzenbazlık’ hocası arıyorum, oğlumu, iyi bir düzenbaz yapmalı, der.

 Bir düzenbaz hoca bulunur, düzenbaz hocası, hiç şüphen olmasın bir-iki yıl içinde çocuğunuzu iyi bir düzenbaz yapacağım, hatta geldiğinde onu tanıyamayacaksın, bile.

 Gerçekten adam bir yıl sonra Düzenbaz’ın dükkanına gitmiş, çocuğunu tanıyamamış.

 Kafesin içinde bir kuş, ‘baba beni tanımadın mı?’ diye konuşur.

Adam kuş’a yönelir, baba benim, der, adam kuş’u kafesinden çıkarır, bağrına basar.

 Kuş, ‘baba ‘kuş’ halime sakın aldanma, çok iyi düzenbaz oldum’.

 ‘Baba ben artık her kılığa girebiliyorum, mesela şimdi sen beni (uyarlıyorum) belediye başkanı olarak sat, parayı alalım, sonra ben tekrar kuş’a döner sana gelirim.’ Demiş..

 Adam kuş’unu belediye başkanı olarak satmış, sonra kuş, alıcıyı kandırmış, dönmüş gelmiş.

 Bir zaman geçmiş, kuş, baba, sen beni ‘cumhurbaşkanı adayı’ olarak sat, sonra yine döner gelirim, demiş. Kuş, cumhurbaşkanı adayı kılığına girmiş, adam satmış, çok para kazanmış, kuş sonra, alıcıyı kandırıp tekrar kuş kılığında babasına geri döner.

 Adam bu ‘düzenbaz’ kuştan ve onun kazandırdıklarından çok memnun kalmış.

 Bir zaman sonra çok para nasıl kazanırız, diye düşünmüşler, kuş, babasına, baba, ayda yılda bir belediye başkanı bir cumhurbaşkanlığı adayı olunuyor, bunları geç, hergün kazanabilmek için, biz ‘yarış atı’ işine girelim. Yarış atı hergün koşar, hergün kazanır.

Baba, kuş’unu yarış atı yapıp satar…

Gel zaman git zaman, yarış atı, tekrar kuş olup, geri dönmez.

Baba meraktan çatlayacak, Arap atı’nı sattığı adama gider. Oğlunu görür, ki, oğlu hala ‘yarışıyor’. ‘Oğlum, neden kuş olup öte öte geri dönmedin…’ der…

Oğlu, baba ötmeye öteceğim de bu seferki alıcı çok yaman çıktı, beni alır almaz, ağzıma GEM vurdu.

 Sevgili CHP’li milletvekilleri, eskilerin bir lafı vardır: Gözün senin sürekli yanıltıyorsa, o gözü çıkart…

 Bir daha anladık ki insan vekil olunca sadece parti rozeti değil bir de CAM GÖZ takıyormuş.

 Nerden okuduğumu unuttum, ama notlarıma almışım, bir masal, masalın adı da BELEŞ ÜLKENİN MASALI…

Metaforu çok yüksek bir masal.

 Masalcı şöyle anlatır, bir ülke gördüm, der, ekmekler ağaçlarda asılı. Göğe yükselen balıklar gördüm. Deresinden bal akıyor. İki sivrisinek köprü inşa ediyor. Bir güvercin kurdu kovalıyor. İki fare bir papazı takdis ediyor. Bir ülke gördüm, bir sümüklüböcek aslanı öldürüyor.

Son cümlesi masalın, bir ülke gördüm, tavuklar meclisi toplamış üüüüürüürrrüü diye bağırıyor.

Tuhaf sonucu olmayan bir masal bu masaldan nasıl bir ders çıkartmalı, dedim ve masalın başlığı ‘Beleş Ülke’ beni uyardı, bir ülkenin her şeyi beleşse, orada, herkes hiç olmadık işleri boyundan büyük işleri yapıyor görünür…

Beleş ülke işte.

Bu beleş ülkede Tayyip Osmanlı’yı kuruyordu, hesap karıştı, şimdi elli yıldır OSMANLI rüyaları gören bir başkasını CHP cumhurbaşkanı yapıyor. Dereleri bal akıyor. Tavşanlar arslan kovalıyor… Saygıyla.

Nihat GENÇ - 21 Haziran 2014 - Odatv

Son Yazılar