umit zileli225

Bunlar daha iyi günlerimiz!..

Ben oradaydım...

Bayrak direği, elimi uzatsam tutabileceğim kadar yakındı sanki... Sınırın diğer yakasında toplanmış, kara giysili, deri ceketli adamlar, sloganlar atıyor, tehditler savuruyor, ellerindeki taşları, tuğlaları üzerinde bulunduğumuz binanın damına doğru fırlatıyorlardı... Bir yandan kendimi korumaya çalışıyor, diğer yandan elimdeki mikrofona olan biteni anlatmaya çabalıyordum. Kameraman arkadaşım, benden beter durumdaydı; koruması gereken kocaman bir kamerası vardı omzunda...

Bunaltıcı sıcak yüzünden tere batmış, dikkatle karşıdaki çıldırmış grubu izliyorduk. Az sonra tarihi bir ana tanık olacağımızı bilmiyorduk ama elle tutulabilecek denli gergin ortam, kötü bir şeyler yaşanacağının işaretini veriyordu...

-14 Ağustos 1996... Kıbrıs'ta, Rum kesimi ile KKTC sınırında, bir binanın çatısında 50 civarında gazeteci, Rum kesiminden gelen motosikletli grupların sınır delme girişimini izliyorduk...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni devlet olarak kabul etmeyen Rumlar, bazı Avrupa ülkelerinden destek vermeye gelen motosikletli gruplarla birlikte sınırı geçecek ve Girne'ye gidip Türk bayrağını indireceklerdi... Eylemin amacı buydu.

Sonunda harekete geçtiler... Türk tarafının uyarılarını umursamadan sınıra iyice yaklaştılar. Aralarından biri, kapkara giysili bir adam aniden fırladı, koştu ve sınırı aşıp, bayrak direğine tırmanmaya başladı... Arkadaşları sevinç gösterileriyle direğe tırmanan kişiye destek veriyordu... Türk tarafında ise adeta bir ölüm sessizliği vardı; bir de o anı görüntüleyen kameraların vızıltısı, fotoğraf makinelerinin deklanşör sesleri...

Siyahlı adam neredeyse tepeye ulaşmak üzereydi... Birkaç saniye sonra Türk bayrağını dalgalandığı yerden söküp alacaktı... İşte o anda tek bir el silah sesi duyuldu... Direkteki adam, bir an dondu... Sonra sanki ağır çekimdeymişçesine elini boğazına götürdü ve aşağıya doğru savruldu... Eylem sona ermişti... Kara giysili adamlar arkadaşlarını da alıp sınırın diğer tarafına doğru kaçarcasına uzaklaştılar...

-Türk bayrağı, o direkte dalgalanmaya devam ediyordu...

Tahrik!

Diyarbakır'da Cumartesi günü yaşananlarla hiç benzeşmiyor değil mi?!..

1996'daki direk, sınırda, saldırıya açık bir direkti... Halbuki Diyarbakır'daki, 2. Hava Kuvvet Komutanlığı'nın bahçesindeki bayrak direğiydi. Kıbrıs'taki siyahlı adam, sınırı kolayca geçip, görünürde savunmasız bir bayrak direğine tırmanmıştı... Diyarbakır'daki siyahlı terörist ise, arkadaşları nöbetçi kulübesini taşlarken, komutanlığın bahçesine girmiş, direğe tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti...

-Utanca bakın!..

Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamaları beni zerre kadar ilgilendirmiyor; büyük bir zillet içinde, yalnızca sayıklama halinde bir TSK yönetiminin milletle bir ilgisi, bağı kalmamıştır. Ancaak, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı olacak muhteremin, grup toplantısındaki sözleri, bu ülkenin nasıl bir kabile anlayışıyla yönetildiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu... Aynı konuşmanın içinde önce askere yüklendi:

"Çıkacak birisi garnizonun duvarlarını aşacak, Türk bayrağını indirecek, görevliler de seyredecek. Neymiş, çözüm sürecini sekteye uğratmayalım. O bayrağı indirene gereğini yapacaksın. Herhalde ben Ankara'dan gelip de bayrağı indireni indirmeyeceğim..."

Bu sözlerden yalnızca beş dakika sonra da şunları söyledi:

"Eğer o maşa, o sırada vurulsaydı terör örgütü ve HDP kitleleri tahrik edecekti..." Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'na bakın Allah aşkına; Mısır'daki sağır sultan bile askerin parmağını bile kımıldatmaması için kesin emir aldığını biliyor. HDP'nin tahrikte bulunacağı masalına gelince; Başbakan grupta konuşma yaptığı sıralarda onlar, Lice'de PKK bayrağı ile Apo posteri altında grup toplantısı yapıyordu, iyi mi!.. İstanbul'da Türk bayraklarıyla sokağa dökülen on binlerin önünü ise Başbakan'ın destancıları TOMA'lar ve gazlarla kesti...

-Tahrik asıl budur işte!..

Batan devlet!

Gelelim sonuca; bilin ki bunlar daha iyi günlerimiz!.. Böyle bir yönetimle çok değil, şu önümüzdeki aylarda yaşayacaklarımız bugünlere rahmet okutacak!.. Yanı başımızda Tayyip Bey ve şürekâsının büyütüp bugünlere getirdiği Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli yobazlar Musul'u ele geçirdi. Konsolosumuzun ellerinde esir olduğu haberleri geliyor... Düş işleri bakanı ortada yok!.. Güneydoğu gitti gider, hükümetin Şırnak valisi "Abdullah Öcalan'ı takdir etmekle" meşgul... Devlet bir gemi değildir, bir anda batmaz... Bir proje eşliğinde işte böyle 12-13 senede batırılır...

-O zaman millet de kalmaz!!!

Ümit ZİLELİ - 12 Haziran 2014 - Aydınlık

Son Yazılar