besir atalay ocalan ile ayni dusunuyoruz

Açılım, Lice Olayları Ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi!

 Önce 2012 yılında fiilen 2013 yılı başında resmen başlayan açılım sürecine bakalım:

- 2012 Eylül ayında İmralı Cezaevi’ndeki Abdullah Öcalan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a mektup yazdı. Mektubun içeriği kamuoyuna hiç açıklanmadı.

- 2012 yılının sonlarında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Öcalan’la İmralı’daki Cezaevinde görüştü.

- Başbakan Erdoğan, 2012 yılı sonunda açılımın başladığını resmen açıkladı.

- Asker, PKK’ya karşı operasyon yapmaması için uyarıldı. Uyarıları dinlemese, operasyonu yapan komutanlara Silivri yolları bile açılabilirdi.

- İmralı’ya siyasi heyetler gitmeye başladı.

- PKK, silahlı güçlerinin sadece yüzde 15-20’sini sınır dışına çekerken, açılımdan yararlanarak dağ kadrosunu güçlendirmeye başladı.

- PKK, operasyon yapılmamasını fırsat bilerek, şehirlerde çok sayıda genci eğitti, merkezlere yerleştirdi. Adına “Öz Savunma Güçleri” dedikleri silahlı hücre yapılanmalarına ağırlık verdi. AKP’den buna itiraz yükselmedi.

- PKK, güvenlik güçlerinden boşalan sahada, kendi “devlet” mekanizması ve silahlı gücüyle halkı baskı altına aldı ve sahaya sürmeye başladı. Büyük çoğunluk, (Diyarbakırlı annelerin isyanına kadar) korkudan sesini çıkaramadı.

- Eylül 2013’te resmen çekilmeyi durdurduğunu açıklayan PKK’ya karşı, hükümet açılımı sürdürmeye devam etti.

Özetle AKP ve PKK bölgede devletin zayıflamasında ortak çıkar gördüğü için, açılım sürecine devam etti. Haziran Ayaklanmasındaki ortaklık da buna bir kanıttı. İlk başta “Gezi’de ulusalcılar var. Bir darbe girişimidir” diyerek Taksim’e çıkmayan PKK, halk hareketini bitirmek için MİT-Öcalan görüşmesinden sonra Taksim’e Öcalan posterleri ile girmişti. Hatırlanacağı üzere Öcalan da PKK’ya ve BDP’ye “Gezi Parkı’nı Ergenekonculara bırakmayın” diye talimat vermişti. PKK’nın Taksim’e gelmesiyle halk örgütle yan yana durmamak için Taksim’den çekildi ve AKP’nin ve Çevik Kuvvet’in önü açıldı.

Bu ortaklık, her ne kadar kavga görüntüsü de olsa günümüze kadar sürdü. Anlaşılan Lice’de de sürmeye devam ediyor.

Sırrı Süreyya Önder, İdris Balüken, Pervin Buldan her seferinde Öcalan ile AKP’nin yönetimindeki devletin görüşmelerinin olumlu gittiğini açıkladı. Hatta Sırrı Süreyya Önder, son açıklamalarında görüşmelerin devlet heyetinden çıkıp siyasi heyetlerin görüşmesine geçtiğini açıkladı. Yani bir kavga olmadığı aşikar.

Peki olan ne?

İhtimalleri sıralayalım:

- PKK, AKP ile birlikte Türkiye’yi parçalayacak olan önce özerklik, ardından da 4 parçanın birleşmesiyle Kürdistan hedefinden vazgeçmiş değil. Abdullah Öcalan’ın açığa çıkan konuşmaları bunun en büyük kanıtı. Öcalan BDP’lilere “Abdullah Öcalan bağımsızlık düşüncesinden vazgeçmedi” demişti. Ayrıca mesele, AKP sayesinde uluslararasılaştı. Emperyalist Batı merkezleri, bu konu üzerinden Türkiye’ye 100 sene önceki Sevr planını dayatıyor. Bu çerçevede güvenlik güçlerinin önüne militanlarını değil sempatizan veya örgütlediği halkı sürüyor. Olası müdahalede ölenler de, uluslar arası kamuoyunda baskı için kullanılacak. Yani olaya bir “Halk hareketi” görüntüsü katılacak.

- Diyarbakırlı annelerin eylemiyle halk nezdinde büyük darbe yiyen örgüt, bu hamleleriyle yeniden meşru zemin oluşturmaya çalışacak. Elbette yine en bildik metoduyla, kan üzerinden.

- Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Bu çerçevede, en kritik oylardan biri MHP tabanının oyları. PKK’nın AKP’ye destek vereceği çok açık. Bunu Öcalan zaten BDP’lilere söylemişti. PKK aynen 2010 referandumunda olduğu gibi, kavga ediyoruz görüntüsü vererek, aslında AKP’nin değirmenine su taşıyacak. Ancak çatışma, müdahale görüntüleriyle de, PKK eylemlerine tepki gösteren milliyetçi tabanın gazı alınacak ve Tayyip Erdoğan’a yönelik sempatiyi artıracak.

İlk aklıma gelenler bunlar.

Ancak bu olayı çözerken şu gerçeği göz önünde bulundurmadan değerlendirme yapmak yanlış sonuçlara götürebilir insanı.

Unutulmasın ki, AKP’nin 2002’den bu yana, Cumhuriyet’e ve devrimlere saldırırken en büyük müttefiki hep PKK olmuştur ve bundan sonra da PKK olmaya devam edecektir. Çünkü düşmanları ortaktır ve arkadaki destekçileri de Irak’ı kim işgal ettiyse, Suriye’yi kim karıştırıyorsa,  İran’ı ve Türkiye’yi kim hedefliyorsa odur.

Ceyhun BOZKURT - 08 Haziran 2014
http://ceyhunbozkurt.blogspot.com.tr/

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul