mafyokrasi dogu perincek225

“Yeni Ortaçağ”a hoş geldiniz!

Bugün sadece Türkiye değil, tüm dünyada “demokrasi” hiç olmadığı kadar tehlikede…

2. Dünya Savaşı’nın ardından yeniden tüm dünya için en büyük savaş tehdidi altında yaşıyoruz.

Sözde barışçı ABD Başkanı Barack Obama, Avrupa’daki G-8 Zirvesi’nde, Ukrayna’ya silah ve askeri uzmanlar göndereceklerini açıkladı. ABD’nin desteklediği Neo Nazi Kiev yönetimi, aynı yobazların Sivas Madımak’ta yaptığı gibi sendikacıları binalarda yakıyor, çocukların yattığı hastaneleri bombalıyor.

Lübnan yolu kesilen ABD, Suriye’ye de daha çok terörist ve silahı Türkiye üzerinden ulaştırma sözü verdi.

Uluslar arası gözlemcilerin, geçerli olarak nitelediği Suriye seçimlerini, ABD yönetimi “iğrenç ve rezalet” sıfatlarıyla tanımlıyor.

“Özgürlükler Ülkesi” Amerika, Suriye’de El Kaide, Ukrayna’da Neo Nazileri destekliyor/kullanıyor.

NSA’de önemli bir konumdayken, kaçarak Rusya’ya sığınan Amerikalı eski ajan Edward Snowden diyor ki, ‘Obama “Yes We Can” (Evet yapabiliriz) sloganıyla seçildi ama yaptığı “Yes We Scan” (Evet biz izleriz) oldu’.

NSA’nin Rusya’dan daha çok kendi vatandaşlarını gözetlediğini belirten Snowden, “Ben ne hainim ne kahraman, ben Amerikalıyım” diyor. Ülkesinin başta kendi insanları olmak üzere dünyayı George Orwell’in “1984” kitabına döndürdüğünü belirterek,

“Bugünden sonra dünyada doğacak bir bebeğin hiçbir mahremiyeti olmayacak” diyor.

“Demokrasinin beşiği” AB’de, aşırı sağ ve ırkçı partiler aynı Hitler gibi kritik bir yükselişe geçiyor.

İslamcı terörist kılıfındaki yabancı düşmanlığı Avrupa’da hiçbir zaman olmadığı kadar güçleniyor.

Ekonomik kriz yüzünden kaybettikleri refahlarını, göçmenlerin çaldığını düşünüyorlar.

Aynı Hitler’e oy veren milyonlarca Alman gibi.

Kapitalizm, üretimi ve piyasadaki değişim sistemini desteklemek yerine, finansal sermayeye yani tefecilere yenik düşmüş durumda.

Dünyayı finans kapital yönetiyor, her krizin faturası emekçilerin üzerine yıkılıyor.

Bu hem dünyada, hem Türkiye’de böyle.

Dikkat edin, bugünkü küresel krizin sahibi finans kapitalin güçlendiği 1980’lerden itibaren tüm dünyada ve Türkiye’de, “Yeni Ortaçağcılık” yükselişte.

Umberto Eco’nun “Gülün Adı” kitabıyla başlayan hurafeci akımlar, “Yeniçağ”, “Uzay Dinleri” türünden modern soslara bulansa da, insanlara sürekli bir gerçeklerden kaçış olanağı sunuyor.

Daha doğrusu, egemen güçler, insanların olanı biteni sorgulamamaları için bunu dayatıyor.

Hem Hristiyan, hem de İslam dünyasında tarikatlar öne çıkıyor.

1980’lerden beri ABD’de Evanjelistler, Yeni Muhafazakar Cheney cuntaları, İsrail’de Likud veya Şas gibi aşırı dinciler ve de elbette İslam dünyasında Taliban, El Kaide gibi sapkın tarikatler öne çıkıyor.

1980 faşist darbesinin içeriğine bakınız, orada ortaçağın en güçlü destekçisi Suudi destekli Rabıta’yı görürsünüz, tarikatların NATO eliyle kalkındırıldığını görürsünüz.

YENİ ORTAÇAĞ TÜRKİYE’DE YENİ OSMANLICILIK!

Türkiye’de Neo Osmanlıcığı kim desteklemiştir sizce? 2003 yılında ABD’nin İstinye’deki başkonsolosluğunda, isimleri belli 10 gazeteciye; “Yeni Osmanlıcılık” başlığı altında, “Türkiye ile ABD’nin ortak çıkarlarının nerede olduğuna” dair özel bir seminer verilmişti.

Üretim ve yönetim ilişkilerini ortaçağa taşımak isterseniz siz de Atatürk Cumhuriyeti’ni istemez, Osmanlı’nın o ilkel yapısına öykünürsünüz elbette.

Bakın bu kavramı Türkiye’de ilk ortaya atanlardan birisi olan Prof. Dr. Semih Koray, Soma faciasından sonra ne yazıyor?

“Taşeronluk ‘asri feodalizm’dir!

Emperyalist sistemin özellikle son otuz yıldır bütün dünyaya sanki bir doğa yasasıymış gibi dayattığı özelleştirmenin yol açtığı yıkımın göz göre göre katliama dönüşmesinin örneğidir, Soma. Taşeronluk, kapitalizmin ilk birikim dönemindeki vahşi biçiminden çok, kapitalizm öncesi ilişkilerin, çöken kapitalizm tarafından “asri feodalizm” olarak hortlatılmasıdır. İnsan hayatının, geçimini sağlamaktan katılacağı mitinge, vereceği oya kadar çıplak dayatmalarla ipotek altına alınmasıdır. Bu, feodal bağımlılık ilişkilerinin bir rant kaynağı olarak ihyasıdır. Ağalığın köylerden bütün ülke sathına ve toplumsal ilişkilere yayılmasıdır. Memleketi mülkü, milleti tebaası, kanunları buyruğu, devlet görevlilerini kahyası, güvenlik kuvvetlerini emireri, yurttaşları istediği gibi tokatlayabileceği yanaşmaları sanan siyaset ağaları, bu dönemin türedileridir.” (23.05.2014 Aydınlık)

Bu katliam gibi kazanın ardından dahi, taşeronluğu işçi simsarlığına dönüştürecek yasaları meclise getirmekten utanmayan muktedirler, varlıklarını bu “yeni ortaçağ”ın üzerine inşa ediyorlar.

Bakın Prof. Koray nasıl devam ediyor:

“Yeni Ortaçağ!

Bu yol aynı zamanda, çalışanları, verecekleri oydan, katılacakları mitinge, kime ne deyip ne demeyeceklerine kadar, her konuda bağımlı hale getirmenin etkili bir yöntemidir. Böylelikle işgücü piyasasının dışında, çalışanların özgürlük alanlarının alışverişin konusu haline getirildiği yeni “piyasa”lar kurulmuştur. İnsan hayatının alınıp satıldığı bu yeni “piyasa”larda, tüketim malı piyasalarının aksine ucuzluk da sağlanmıştır. Bu ilişkiler, emperyalist sistemin bütün dünyada hortlatmaya çalıştığı “Yeni Ortaçağ’ın” insan-insan ilişkileridir.” (23.05.2014 Aydınlık)

Sağ kesimden, ekonomi konusunda önemli başvuru adreslerinden İlhan Kesici de benzer bir noktaya işaret ediyor.

Aydınlık’tan Mustafa Pamukoğlu Kesici’ye soruyor (05.06.2014) :

“Önümüzde ciddi bir kriz bekliyoruz diyebilir miyiz?

İnsanları korkutmak istemem ama doğrusunu söylersek bu borç ve cari açıkla kriz kaçınılmaz. Devlet, şirketler, bireyler gerekli tedbiri almak durumunda. Bu sorunuza cevap vermek için öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu 1700'lerden itibaren tüm savaşlardan yenik çıktı. Horlanmış, kakılmış, yenik Osmanlı 1839-1923 arası yüz yıllık bir süre bunun sebeplerini aradı. Batı ya neden sürekli yeniliyoruz, neden bu kadar geri kaldık, sorularına cevap bulmak için kafa patlattı. Bunun sonucu Cumhuriyet İdeolojisini buldu. Bir kere buna sahip çıkmak zorundayız.

AKP'nin tek tip ideolojik anlayışı ve belirttiğimiz sebepler nedeniyle yüz yılda bulduğumuz bu ideoloji tehlikede. Öncelikle farklı görüşlere tahammül eden bir merkez sağ ve bir merkez sola ihtiyaç var. AKP bu anlayışla artık hareket edemez. Ekonomide tedbirler alınmadığı takdirde büyük tehlike bizi bekliyor. Bu nedenle çoklu görüşlere tahammüllü bir anlayış sergilememiz şart.”

Kesici de kendi bakış açısıyla bu yeni ortaçağ düzenini eleştiriyor.

BİR DİĞER ADI MAFYOKRASİ!

Dr. Doğu Perinçek ise “Mafyokrasi” (2004 Kaynak yayınları) kitabında çok daha net koyuyor:

“Vahşi kapitalizm, kapitalizmin belli tarihsel evresidir. Vahşi kapitalizm, işgücünün maliyetini düşüren kıyasıya rekabet düzendir. Vahşi kapitalizm, ağır sömürü koşullarını ifade etmekle birlikte, köylüyü feodal beye bağımlılıktan kurtardığı ve kaynakları kara göre paylaştırdığı için, bir ilerleme dönemidir. Bugünkü emperyalist sistem ise, kapitalizmin verimlilik mantığının çökmesiyle birlikte gaddarlaşmaktadır. Vahşi kapitalizm, kapitalizmin yükseliş dönemimin sistemidir. Bugünkü emperyalist sömürü ve zulüm ise, kapitalizmin çürüme ve çökem döneminin sistemidir. Vahşi kapitalizmin hakim sınıfı, sanayi burjuvazisidir. Bugünkü sistemin hakim sınıfı ise, artık dünya ölçeğinde mafyalaşmış olan mali sermayedir. (s. 23).

İnsanlık tarihinin gördüğü, en dar çıkarları temsil eden, en terörcü, en yalancı, en düzenbaz, en insanlık düşmanı rejim budur. Bu gerçek, sistemin kumandasındaki kitle iletişim mekanizması aracılığıyla perdelenmekte ve bütün insanlık bir budalalar toplumuna düşürülmektedir. (s. 54)”

Evet, çünkü bu sistem bir zulüm rejimidir.

Bunda hesap veren demokratik  devlet yoktur, kaba kuvvete dayalı bir mafya vardır.

Adalet yoktur, Engizisyon vardır: Ergenekon, Balyoz, 3 Temmuz vs.

Bunda Galileo’yu ezen, Bruno’yu yakan aydınlanma, bilim düşmanlığı mevcuttur.

Halka gerçekleri söyleyen sanata da düşmandır bu yeni ortaçağ.  

Ortaçağ derebeylerinin köylünün namusu dahil her şeyine el koyan düzeni gibi, açık ve fahiş hırsızlığı bile haklı gösteren bir düzendir.

Gezi Hareketiyle ortaya çıkan “Homo Novus”a, yani yeni insana, vatansever aydın akıma karşı düşmanlık vardır.

Çocukların daha küçücükken beyinlerinin yıkanması vardır.

Kadının köleleşmesi vardır.

Özgür birey değil kula kulluk vardır.

En önemlisi de emeğin köleleşmesi vardır.

Soma’da bu fotoğraf apaçık ortaya çıkmıştır.

Yeni Ortaçağ, gelişmiş Batılı ülkelerde, muhalefetin ezilmesi, gelişmekte olan ülkelerde emeğin köleleşmesi, ve en nihayetinde az gelişmiş coğrafyalarda insanların toplu olarak yok edilmesi yani savaş şeklinde tezahür ediyor.

Bizdeki sistem en önce emeğin köleleşmesidir.

1000 liraya çalışacak, hiçbir şeye itiraz edemeyecek insanlar sürüsü yaratılmasıdır.

Bu yazıya ilham veren twitterde bir AKP sempatizanının paylaşımı oldu.

Gezi olaylarından bir grup göstericinin fotoğrafının altına şunları yazmıştı: Allah’ın verdiği rızıklarınıza kanaat edin…

Yani İsyan etmeyin, razı olun…

Halbuki o rızkı Allah vermiyor, mafyokrasi veriyor, hep daha az veriyor ki, daha çok kar etsin.

Hatta kar da değil, tüm rantlarıyla, gelmişiyle geleceğiyle, toprağı dahil her şeye el koysun

Çürüyen, mafyalaşan finans kapital, bunun için “Yeni Ortaçağ”ı ayakta tutuyor.

Bunun için kardeşi kardeşe düşman edip, kırdırıyor.

Ama bu aslında emperyalizmin, üretim ve insanla çeliştiği, dingili kırık kapitalizmin son aşamasıdır.

Hüseyin VODİNALI - 06 Haziran 2014 - Odatv

Son Yazılar