ufuk soylemez225

Böyle başa, böyle tarak!

Borsalar, küçük ve orta ölçekli tasarrufların,

orta ve uzun vadeli yatırımlara dönüştürüldüğü sermaye piyasası kurumlarıdır.

Gelişmiş ekonomilerde en yaygın ve etkin sermaye piyasası kurumları borsalardır.

Ancak bizim borsamız bambaşka bir görüntüde maalesef.

Türk halkı, yıllardan beri neredeyse üçte ikisi yabancıların egemenliğinde ve kontrolünde olan borsaya, krizler, devalüasyonlar ve borsa manüplasyonlarıyla birikimlerinin önemli bir bölümünü yitirdiği ve riske attığı için, haklı olarak mesafeli duruyor ve ihtiyatla yaklaşıyor.

O zaman da meydan fırsatçı, aç gözlü manüplatör ve spekülatörlere kalıyor.

Uluslararası finansal piyasalarda yaşanan son dalgalanmanın üzerinden bir yıl geçti.

Geçen bu bir yıl içinde (Mayıs 2013 - Mayıs 2014), Borsa İstanbul (BİST) dünyada “en çok kaybeden ve kaybettiren” borsa oldu.

Moda tabiriyle “dünya piyasalarından negatif biçimde ayrıştı”

Reuters’a göre bir yıllık kayıp (BİST -100) yüzde 17’ye yaklaştı.

Hal böyleyken geçen hafta yaşanan bir gelişme, bizim genelde ekonominin gidişatını, özelde ise borsanın durumunu “kumarhane kapitalizmi” olarak nitelendirmemizi adeta teyit eder mahiyetteydi.

23 Mayıs 2014 tarihinde yapılan Türkiye’nin en büyük marinası olan, Kalamış Yat Limanı ihalesini, Koç Holding’e bağlı Tek-Art firması kazandı. Buraya kadar normal.

Ancak eş zamanlı olarak, borsada Sn. Mehmet Ali Yılmaz’a ait Tek-Art Turizm şirketinin hisseleri, ihaleyle hiçbir alakasının olmamasına rağmen, İstanbul Borsasında borsa deyimiyle “tavan” yaptı.

Tek-Art Turizm şirketinin hisseleri dakikalar mertebesinde hızla yükseldi, hisseler, %10’un üzerinde değer kazandı. 0.65 TL’den, 0.75 TL’ye fırladı.

Koç Grubuna ait olan ve ihaleyi kazanan Tek-Art firması ile borsaya kote olan M. Ali Yılmaz’a ait Tek-Art firması arasında isim benzerliği dışında bir alaka olmadığı anlaşılınca, bu kez %10’luk yükseliş aynı hızla yüzde 3’lere düştü.

Hisseye hücum, fırsatçılık, açgözlülük, kurnazlık vb. ne derseniz deyin. Ama işte o hisselere şirketin kime ait olduğunu dahi araştırmadan koşarak para yatıranların saiki, kumarhanede kumar oynayan kumarbazlardan hiç de farklı değildi esasında.

Bu bir rezalet ve skandaldı.

Ama 24 saat “borsa coştu, döviz düştü” diyerek papağan gibi yayın yapan “çıkarcı holding medyası” bu “kumarhane kapitalizmi” utancını, nedense görmedi, yazmadı, üzerine gitmedi. Amaçları belliydi çünkü, borsaya böyle bilinçsizce koşan - yine borsacı deyimiyle - “kerizleri ve kazları” ürkütmemek.

Bu ekonomik anlayış, bu borsa mantalitesi, bu kısa yoldan vurgun vurma açgözlülüğü ile Türkiye’nin, neden yıllardır sözde “gelişmekte olan” ve / fakat bir türlü “gelişemeyen” bir ekonomi olduğu açıkça görülüyor.

Böyle ekonomik mantalite ve politikalara, ancak böyle borsa ve uyanıklar yakışır doğrusu.

Ne demişler, böyle başa, böyle tarak...

Ufuk SÖYLEMEZ - 29 Mayıs 2014 - Aydınlık

Son Yazılar