cia secret warriors225

Cengiz Çandar’a sorun; söylesin!

Kaç gün oldu... 

Aç herhangi bir televizyon kanalını, herhangi bir gazetenin herhangi bir sayfasını; herkes her şeyi bilen adam/kadın, herkes bilirkişi ama çözemediler gitti;

O kurşun, nasıl oldu da Uğur Kurt’un tam da başına geldi?

Tetiği kim çekti!

*** *** ***

5 yıl kadar önceydi...

İran’daki “facebook devrimcileri(!)”nden Nida’yı öldüren kurşun; tam kalbine isabet etmişti!

“Baskıcı rejim(!)”e karşı ayaklanan/ayaklandırılan binlerce göstericinin arasından, işe bakın ki o kör kurşun -adrese teslim yollanmış gibi-  “hem kadın”, “hem devrimci”, “hem genç”,  “hem Nida”yı buluvermişti!

Adı bile “işlevsel”di, operasyonun hedefine vardığının delili, o günün manşetleriydi:

İran’ın “Nida”sı sustu!

Koca bir ülke ayaklansa başaramayacaktı belki; o tek kurşun “tasarlanan algı”yı bütün dünyaya yerleştirdi:

“Diktatör Ahmedinecad!”

*** *** ***

Kaç yazıda bir dönüyorum bu cümleye bilmem ama yeri:

“Tarih” dediğin hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi!

Erdoğan mesela, Esma’ya ağlarken bir anlığına Nida’yı getirseydi gözlerinin önüne, -ülkenin geleceği umurunda değil diyelim- kendi geleceğinin, menfaatlerinin, selametinin de “Gezi”den geçtiğini, siyasi yaşamına Ali İsmailleri, Ethemleri, Burak Canları, Berkinleri yaşatabildiği müddetçe devam şansı olduğunu görebilirdi.

Göremedi!

Dünya “cehennem bileti”ni keserken, “yetmez ama evet”çiler, “liberal”ler, “okyanus ötesi” yani eski yol arkadaşları hep bir ağızdan “yaşasın yeni kral”  provaları yaparken, hangi lider sonunu getirecek tetiğin çekilmesini ister, tetikçiden yana olur ki!

Olabilir mi?

Mevzubahis, meydanlarda Berkin’in annesini yuhalatabilmiş Erdoğan bile olsa -eğer intihara kalkışmadıysa- fazla mantıksız bir senaryo değil mi!

*** *** ***

hikmetyar tayyip ve cengiz candar

Şöyle mi yapsanız acaba;

Bir de Irak’tan, Afganistan’dan, Gürcistan’dan, Ukrayna’dan...

Ya da yorulmayın o kadar; Maraş’tan, Çorum’dan, Kazancı Yokuşu’ndan bakmayı deneyin Okmeydanı’na...

Bakalım “o”nu görebilecek misiniz?

1 Mayıs 1977’de, tam  “şartları olgunlaştırmak” lazım geldiğinde, Taksim’de Sular İdaresi binasındaydı. İlk kurşunu sıktı; sonrası can pazarı.

36 insanı ölüme hapsetmek üzere Kazancı Yokuşu’nu “o”  tıkadı.

İddia o ki “İntercontinental” otelinde konaklamıştı ama “kaydı”     bulunamadı;

İnek yedi zahir!

Sonra dağa kaçtı...

Yandı bitti kül oldu     velhasıl!

*** *** ***

19 Aralık 1978’te Kahramanmaraş’ta, 150 Alevi’nin katili varsayılanların bulunduğu Çiçek Sineması’na ilk bombayı o attı! Sonrası can pazarı; sorsan herkes kendi mahallesinin bekçiliğini yaptı!

*** *** ***

2 yıl sonra Çorum’da ortaya çıktı;

“Müslüman namusunu koru” diye “Cihad” bildirileri dağıttı!

Ve tahmin daha “sıcak”  bir imzası:

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta ilk kibriti  “o”  çaktı;

Sonrası kömür olsa keşke, insanlık, vicdansızlık, cehalet, nefret karası!

*** *** ***

Bugün ölümünün 34. Yıldönümü...

Hâlâ -güya- faili meçhul; Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’a da ilk kurşunu “o” sıktı çünkü!

Tıpkı, siyaseten siyah ile beyaz kadar ters olmalarına karşın Sazak’ın “mücadelesi”ni kaleminin var gücüyle destekleyen Abdi İpekçi’ye sıktığı gibi!

Efendim;

Biliyor musunuz     “katilleri”!

Görünüşe aldanmayın, Sazak’ın hatırası adına bir kere daha, biraz daha derin düşünün derim ben;;

Bildikleriniz “katil rolündekiler”den ibarettir belki;

Ben “o”nu soruyorum size!

*** *** ***
 
“Dekor”  niyetine gaz-yağ kuyruklarına mahkum edilmiş, kan gölü sokaklarında boğulmadan yaşamanın mücadelesini vermiş, evlat tabutları omuzlamış, darağacı gölgesinde sabahlamış, Başbakan’ı idam edilmiş bir toplum olarak çoktan bulup, kelepçelemiş olmanız gerekirdi ama madem görmenize yetmedi bunca acı, ağır tecrübe;

 Cengiz Çandar’a sorun öyleyse!

- Mustafa Kuseyri’ye o kurşunu kim sıktı?

Cevap hazır tabii:

- Kazaydı!

O zaman bir de şöyle     sormalı:

- Arkadaşınız Mustafa, karşınızda son nefesini verirken, şakağından     süzülen kanlar elinize, ayağınıza doğru yol alırken, panik içinde, acı içinde kıvranıyor olmanız     gereken o anda “ülkücülerin üzerine atalım”, bir de “kahrolsun faşizm”  yürüyüşü yapıp halkı iyice kamplaştıralım” aklını kim verdi?

“O” değil mi?

“O” da oradaydı!

*** *** ***

Dolayısıyla;

Herkes sussun; o cemevinin bahçesinde Uğur’un başına; Alevilerle-Sünnilerin, “devlet” ile   “vatandaş”ın arasına     “kurşun” sıkan o “profesyonel tetikçi”yi Çandar     ihbar etsin!

Selcan TAŞÇI - 27 Mayıs 2014 - Yeniçağ

Aşağıda Soner Yalçın'ın Cengiz Çandar ile ilgili yazısını okuyabilirsiniz.Tıklayın!
Soner YALÇIN - O fotoğrafın gerçek hikayesi!

İlgili Haber :

ugur kurt vurulma ani taniklari

Uğur Kurt’un ölümüyle ilgili önemli iddia!

Bir ce­na­ze­ye ka­tıl­mak için Ok­mey­da­nı Ce­me­vi’ne gi­den Uğur Kurt’un öl­dü­rül­me­siy­le il­gi­li ma­hal­le sa­ki­ni ta­nık­lar çok çar­pı­cı bil­gi­le­ri an­lat­tı.

Bugün gazetesinden Kamil Maman’ın haberine göre ce­me­vi­nin bu­lun­du­ğu ma­hal­le­de otur­du­ğu­nu söy­le­yen Yu­suf Gü­len, ce­me­vi­ne ateş eden po­lis­le ara­sın­da 20 met­re ol­du­ğu­nu söy­le­di.

ugur kurt olduren akrep polisler

ÖNCE CEMEVİNE SONRA HAVAYA!

Çok sa­yı­da ki­şi­nin ola­yı gör­dü­ğünü ama ad­li kay­nak­la­rın gör­gü ta­nık­la­rı­nın ifa­de­le­ri­ne baş­vur­ma­dı­ğı­nı be­lir­ten Gü­len özetle şunları anlattı: “Po­li­sin ateş aç­tı­ğı nok­ta­ya 20 met­re uzak­lık­tay­dım. So­kak­tan ses­ler gel­me­ye baş­la­yın­ca dı­şa­rı çık­tım. Po­lis, ce­me­vi­nin bu­lun­du­ğu cad­de­ye ara so­kak­tan zır­hlı araç­lar­la çık­mak üze­rey­ken kar­şı so­kak­tan 6-7 ki­şi­lik bir gös­te­ri­ci grup mo­lo­tof at­tı. Mo­lo­tof zırh­lı ara­cın üze­ri­ne dü­şün­ce ara­cın sol ön ta­ra­fı yan­ma­ya baş­la­dı. Ce­me­vi ta­ra­fın­da hiç­bir olay ve gös­te­ri­ci yok­tu. Sol kapıdan çıkan bir polis yanan araçla ilgilenirken aracın sağ tarafındaki kapısından başka bir polis çıktı. Bu kareli gömlekli polis direkt dört el cemevine doğru ateş etti. Sonra silahı kaldırarak havaya ateş etti. O anda ben de koşarak vurulan Uğur Kurt’a yardım etmek için cemevine indim. Tam cemevinin bahçesindeyken bu sefer de biber gazı attılar. O esnada cemevinden bir vatandaş koşarak ateş eden polislerin yanına giderek ‘Adamı öldürdünüz ne yapıyorsunuz’ diye bağırdı. Vatandaşlar da polislerin bulunduğu yöne doğru adamı öldürdünüz diye bağırarak gidince, zırhlı araçlar oradan uzaklaşıp gittiler. 51 yıldır burada oturuyorum. Öldürülen Uğur Kurt müdürlük yaptığım tekstil atölyesinde 7 yıl benimle birlikte çalıştı. Hiçbirimizin ifadesine başvurmadılar. Bu da ayrı bir komedi. Savcı neden görgü tanıklarını dinlemediğini anlamıyoruz.”

İFADEMİZ ALINMADI!

Teks­til atöl­ye­si sa­hi­bi Ha­san T. isim­li bir di­ğer es­naf da Uğur Kurt’un vu­rul­ma anı­nı şu ifa­de­ler­le an­lat­tı: “Si­la­hı­nı ateş­le­yen po­lis­le aram­da 5 met­re me­sa­fe var­dı. Si­la­hı­nı di­rekt ce­me­vi­ne doğ­rul­ta­rak ateş et­ti. Ce­me­vi­nin ol­du­ğu yer­de hiç­bir gös­te­ri­ci ve olay yok­tu. Olayın yaşandığı alan gösterilerin olmadığı bir yer. Polis araçtan inerek direk cemevinin bulunduğu noktaya tam karşımda ateş etti. Polisin ateş ettiği yerle benim tekstil atölyem arasında 5 metre mesafe vardı. Yaşananları çok sayıda kişi gördü ama savcı ya da adli makamlar hiçbirimizin ifadelerine bile başvurmadı.”

Sözcü - 27 Mayıs 2014

Son Yazılar