oktay yildirim

Hep 'susun' diyorlar!

Akif Beki, 20 Mayıs günlü köşesinde, sürekli yaptığı gibi protestocuları eleştirdi.

Ona göre olan biteni sessizce karşılamak, “vakarlı olmak”tı. Sessizce…

Sonra İstanbul Müftüsü Rahmi Yarar açıkladı: “Ölenlerin ailesi bağırmasın cennete girme şansları olmaz…” Sanki acentası var da cennet biletlerini beyimiz kesiyor.

Bundan da sonra İsmailağa Cemaatine mensup mollalar örgütlü bir şekilde Soma’ya yayılarak halka aynı telkini yaptılar: “İsyan ederseniz şehitlik hakkını kaybedersiniz…”

Hatırlarsınız… Başbakan şehit cenazelerinde, Apo ile yaptığı pazarlıkları yüzüne çarpıp isyan edenlere hep aynı şeyi söylerdi: “Şehit cenazesinde ağlanmaz, sessiz olunur, vs…”

Sessiz olun ki, daha kolay binebilelim sırtınıza, ses çıkarmayın ki, öldürdüklerimizin yerine yenilerini daha kolay bulabilelim, susun ki, kalan kanlarınızı da emelim rahatça… Susun diyor hepsi birden… Sanki cennetin biletini kendileri kesiyor...

BİR UTANÇ KIYASLAMASI!

Sorsan, Kuzey Kore’ye “diktatörlük” derler. Yakınlarda bir apartman çöktü 100 kişi öldü. Bütün yetkililer halkın karşısına çıkıp özür diledi ve sorumluların hesabının sorulacağını açıkladı.

Güney Kore’de feribot battı 300 kayıp var. Ülkenin başbakanı çıktı halkının karşısına hüngür hüngür ağlayarak af diledi. “Feribotu ben sürmüyordum” demedi, bütün sorumluluğu üstlendi.

Tayyip Erdoğan ise Soma’da tamamen hükümetin kontrol ihmallerinden kaynaklanan sebepler yüzünden ölen 301 kişlinin arkasından “ölüm bu işin fıtratında var” dedi. Halk protesto mu ediyor, kendisi yumrukladı, danışmanı tekmeledi, polisleri gözaltına aldı, su ve gaz sıktı… Yandaşları küfretti hatta biri de Tayyip Erdoğan’ın Soma’dan sorumlu olmadığını kanıtlamak için “o sırada Soma’da değil Ankara’daydı” bile dedi…

VERDİKLERİNİ ALIYOR!

AKP-Cemaat kavgası ilk patladığında Tayyip Erdoğan “gözünüze dizinize dursun” dercesine soruyordu: “Ne istediniz de vermedik?”

O günlerin sorusuydu: “Ne istediler, ne verdin?”

Şimdi şimdi ortaya çıkıyor. AKP iktidara geldiğinde dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından çıkarılan, yurtdışındaki Gülen okullarına devlet desteği verilmesini öngören genelge iptal edildi. (Aydınlık, 20 Mayıs 2014)

HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ!

Yağcılık bu kez hükümete değil Amerika’ya yapılıyor. Tarih, 21 Mayıs 2014, STV Ana haber. Konuşan Entrance Relief isimli bir kuruluşun yetkilisi olduğu anlaşılan Osman Dülgeroğlu. Cemaatin Fethullah Gülen’in Soma’ya nasıl da yardım ettiğini ballandırarak anlatıyor. Ve röportajın zorunlu sorusu geliyor, o kadar zorunlu ki, bu soru, kulakluktan Başbakanlıkta basın açıklaması yapıldığı haberi veriliyor ama yine de bağlanılmıyor alınacak cevap için. Soru şu: “Amerika'nın tutumu nasıldı Soma faciasında…”

Yerlere göklere sığdırılamıyor Amerika’nın yardımlarını. Ne yapsınlar o soru bir çeşit zorunlu hizmet gibi… Hani devletin okuttuğu ve sonra memur yaptığı insanların göreve başladıktan sonra yaptıkları var ya… Onun gibi işte…

HAFTANIN SORUSU!

AKP’nin ta içinden geliyor bu soru, Başbakan’ın danışmanlarından Hüseyin Yayman soruyor: “Soma, hepimizin yüzüne fener tuttu. Gerçeklikle yüzleşmemizi sağladı. Soma’yı önemsizleştirmeye çalışan ‘kraldan çok kralcılara’ hatırlatalım, 301 insan hayatını kaybetti. Bundan daha önemli bir mesele olabilir mi?Basit düşünelim, aynı madeni yabancılar işlettiğinde neden kaza olmuyor?” (Vatan 22 Mayıs)

Bir de mesajı var: Bırakın komplo teorileri üretmeyi…

Haydi hayırlısı...

HAFTANIN DOĞRUSU!

“Medya hiç bu kadar kirliliğin içine batmamıştı. “Havuza” girdikten sonra tamamen manipülasyon amaçlı kullanılmaya başlandı. Mesela bir manşet atıyor: “Kim maden patronunu koruyor?”

Aslında kimsenin koruduğu filan yok. Ama “algı operasyonu” yapılıyor. Dikkatler sorumlu durumda olan hükümetten başka istikamete çevrilmek isteniyor.

Farklı bir örnek mi istersiniz? İşte Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki sözleri: “O malûm medya kuruluşları, o malûm siyasetçiler, malûm odaklar, 301 şehit üzerinden fırsat devşirmek için avuçlarını ovuşturdular. Madenden daha fazla şehidin çıkması için ahlâksızca temennide bulundular.”

Kim bu avuçlarını ovuşturanlar? Kim patronu himaye edenler? Kim madenden daha fazla ölü çıksın istiyor? Cevaba ne gerek; önemli olan zihinlere bir çengel atmak; büyük bir soru işareti yerleştirmek.”(Bugün, 22 Mayıs)

Ne kadar doğru değil mi? şaşırtıcı olan bunları Nazlı Ilıcak’ın söylüyor olması. Bir zamanlar nasıl da Ergenekon masalları anlatır Veli Küçük’ten girip Özel Harp’ten çıkardı… İtibar infazları, yargılamalar yapardı köşesinde… Bir şeyler oluyor Nazlı hanıma...

Oktay YILDIRIM - 25 Mayıs 2014 - Aydınlık

Son Yazılar