mehmet yuva225

Diyarbakır Kongresi ve Suriye Kürtleri!

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde

sol elleri havada “kahrolsun Emperyalizm”, “kahrolsun faşizm”, “ağalığa, bezirgânlığa, yobazlığa ve her türlü sömürüye son” diye haykıran on binlerin yurdu Diyar-ı Bekir adında bir nadide tarihi kentimiz varmış. Şehrin medeniyet timsali Dicle gümbür gümbür ve temiz akarmış. ABD, AB ve İsrail menşeili ve destekli Türkiye hükümetleri faşist, mezhepçi ve ötekinin varlığına tahammülsüzlük sergileyen politikaların mimarı olmuş. Kendisinin müsebbip olduğu hırsızlığın, yolsuzluğun, hukuksuzluğun faturasını her daim bu zulme başkaldıranlara kesmiş. Devrim kesintiye uğramış. 1980 faşist cuntası ve sonrası dönemde kökleri bu vatanın toprağında olan sol ve sağ katledilmiş, hadım edilmiş. Yeşil sermaye, yeşil siyaset, yeşil zihniyet şahlanmış. Mezhepçilik, tarikatçılık ve etnik siyaset prim yapmaya başlamış. Zalim mazlumun hamisi olmuş. Hak ve hukuk tanımayanlar mağdurların sözcüsü olmuş. “Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar ülkesi olamaz” diyene inat, “bu ülkeyi onların hâkimiyetine teslim edeceğiz” demiş. Kime hizmet ettiği malum Büyük Ortadoğu projelerinde Diyar-ı Bekir merkez yapacaklarmış!

Devrimci yatağı Diyar-i Bekir, “Demokratik İslami (!)” Kongresine ev sahipliği yapmış. Mehmet Ali Güller ve Orhan Bursalı Kongre sürecini ve arzulananı çok doğru tespit etmişler.

‘Demokratik İslam’

Siyasi modaya uyulmuş, Diyar-ı Bekir’deki kongreye ‘demokratik İslam’ denilmiş. Bunlar, İslam’ın demokratik zihniyetini temsil ediyorsa, dışarıda kalanlar herhalde anti-demokratik veya henüz demokratlaşamamış İslam’ın temsilcisi olmalı. Kongre, bölgede ağırlıklı olarak Gülen cemaati, AKP’yi köprü olarak kullanan din bezirgânları, sol ve laik kimlikli siyasi hareketlere karşı inşa edilen Hüdapar (Türkiye Hizbullahı), tarikat Şeyhleri, yeni ruhban sınıfı Meleler, geleceği okuyabilen üfürükçü Şıhlar ile “Tek ulus, tek bayrak, tek dil” zırvalıktır diyen ve din aracının etkisini en nihayet keşfeden Öcalan’ın talebi üzerine yapılmış.

Öcalan halifeliğe soyunuyor!

Halifelik moda. Öcalan da halifeliğe soyunmuş. Din ticareti ve siyaseti getirim sağlamış. Bu sektörü ihmal etmeye gelmez. Yeni kurtuluş reçetesi Ümmet-i İslam Birliği. İslam ümmetini Kürdistan coğrafyasında birleştirecekmiş. Bu ümmet çok uluslu, çok bayraklı, çok dilli olacakmış. Her Şıh veya Mele dergâhına kendi bayrağını dikebilecekmiş. Kendi lisanında eğitim yapacak, kendi ümmetini yaratabilecekmiş. Böylece Kürdistan bayrağındaki bahar renkleri sosyal hayata da yansıyacak ve böylece İlahi cenneti Kürdistan’da tesis edeceklermiş. Orada temsil edilen zihniyet çoğulcu demokratik İslam ümmetini değil ancak yeni Muaviye ümmetini inşa edebilir.

Devlet kuramamışlardır!

Türkiye’de birileri her gelişmeyi Suriye’nin Kuzeyi ile bağlayabilir. Özerklik veya kanton açıklamaları ile geçici siyasi bir mastürbasyon sağlayabilir. Kürdistan sınırlarını konjonktüre uygun her daim değiştirebilir. Hatay ve Lazkiye için tatlı hoş rüyalar görebilir. Salih Müslim istediği ile görüşebilir, her gün bildirgeler yayınlayabilir. Halaylar çekilir, devrim törenleri düzenlenebilir. ABD’ye mesajlar İsrail’e heyetler gönderilebilir. Ancak, otorite boşluğu ve geçici fırsatları siyasi ranta dönüştürmek, Suriye Kürtlerinin ahlakı ve terbiyesi ile bağdaşmaz. Bu olguların hiç biri tarihte devlet kuramamıştır. Kurulanlar devlet değil taşeron memurların yaşadığı binalar olmuştur. Suriye Kürtleri taşeron ve memur olmayı zül kabul eder. ABD, İsrail Barzani, AKP veya AB ile anlaşarak vatan belledikleri Suriye’ye ihanet etmeyeceklerdir. Harami, talancı ve hukuk tanımayan kuvvetlere tetikçi olmayacaktır.

Suriye Kürtleri laiklik yanlısı!

Suriye Kürtlerinin ezici çoğunluğu İslami Ümmet Çorbası değil, laik, cumhuriyet ve demokratik hukuk devleti arzular. Şüphesiz bunun dışında davranmak isteyenler olacaktır. Ancak Kuzey Suriye çok farklı etnik ve mezheplerin Suriye kimliğinde varlık buldukları bir coğrafyadır. Suriye Milli kimliği, Suriye bayrağı ve ortak dili egemen değilse o bölge onlarca yıl sürecek tahripkâr çatışmaların önünü açar. Bu siyasi yeni durum Kürtlere ne devlet ne de millet olma sürecini yaşatır. Ve bu süreç onlara vatan, huzur ve yar olmuş Suriye’yi param parça eder. Suriye’nin demokrasi ve özgürlükler sahasında sağlıklı bir karneye sahip olmadığı aşikâr. Yapılması gerekenlerin yapılmış olandan çok daha fazla olduğu hakikatini kimse inkâr edemez. Ancak, “Suriye Kürtlerinin kimliği bile olmadı, hak ve hukuktan mahrum yaşadılar” inancı büyük bir yalan ve palavradan ibarettir.

Suriye ordusu kaybederse bölgeye el fatiha!

Kürtleri aklıselim davranmaya ve raydan çıkmamaya zorlayacak en etkili hakikat Suriye devleti ve ordusunun sahada sağlayacağı başarı ve ilerleme ile alakalıdır. Suriye ve ordusu dağıtılırsa o zaman sadece Suriye için değil bütün bölge için el-Fatiha okunur. Ancak, Suriye var oldukça, bölgenin bölücü ve gerici projelerle tehdit edilmesinin önünde en önemli engel faktörü olacaktır. Ayrıca, Suriye, bölgemizdeki etnik ve mezhep sorunlarını çözecek, projeleri üretecek en önemli aktörlerin başında olacaktır. Bu tespit çok kimse için ayakları havada kalmış bir iddia olarak telakki edilebilir. Önümüzdeki dönemler bu tarihin yazılımına şahitlik edecektir.  

Mehmet YUVA - 14 Mayıs 2014 - Aydınlık

Son Yazılar