adnan menderes iki tumenle suriyeye girer225

Menderes İsrail’i Suriye’ye karşı nasıl savundu?

Cihat Baban, Politika Galerisi adlı kitabında Adnan Menderes ile ilgili bir anısını anlatır.

Adnan Menderes, bir İtalya seyahatinde Roma’daki Türk Büyükelçiliği’nde verilen bir resepsiyona katılır. Resepsiyona Suriye’nin Roma Büyükelçisi de davetlidir. Gerisini şöyle anlatır Cihat Baban:

“...Tam o sırada kısa boylu bir başka zat, bir başka diplomat, Menderes’e sokuldu, elini sıktı. Arap şivesiyle kendini Türkçe takdim etti:

“Ben, Suriye Büyükelçisi...”

Menderes, memnun olduğu yanıtını verdi. Büyükelçi alışılmış komplimanlara başladı:

‘Efendim, Türkiye Suriye’nin büyük biraderidir. Biz Türkleri kardeş biliriz. Türkiye olmasa biz korunmaktan yoksun kalırız efendim!... Her şey çok iyi, kardeşlik çok iyi... Fakat, ama velakin efendim, aramızda şu İsrail sorunu olmasa...’

Efendimli konuşma uzadıkça Menderes kızıyordu. Önceki elçiden hırsını alamadığı için öfkesi zaten boğazında düğümlenmişti. Bir de Suriye elçisi gelip İsrail’den söz etmez mi?.. İşte bu son cümle Menderes’i orada, bizim önümüzde çileden çıkarmaya yetti.

‘Ne İsrail sorunu?’ diye buz gibi bir sesle sordu.

Öteki, hiçbir şeyin farkında olmadan, “Zat-ı alinizce malum efendim, Türkiye’nin İsrail’e olan müzahereti...

Menderes’in sesi birdenbire yükseldi: ‘Sen,’ dedi, ‘bunu söylemek için mi buraya geldin?.. Ne olmuş İsrail’le ilişki kurmuşsak?.. Ticareti yapan siz, onlara gizli hayvan satan siz, silah satan siz... Sonra ‘ah efendim şu İsrail sorunu olmasa!’ Yeter artık, sade siz misiniz bu dünyada akıllı?..’

Başbakan’ın yüzü, izgileri adamakıllı gerilmişti. Elçi renkten renge giriyor, ‘bağışlayınız, bağışlayınız’ diye kekeliyordu. Menderes söyledikçe kızıyor, kızdıkça bağırıyordu:

‘Siz misiniz sadece bu dünyada akıllı? Hem her haltı işleyeceksiniz, hem de dostluğunuzu açık artırmaya çıkaracaksınız. Benim, Suriye diye tanıdığım devlet yok. Bu kafada giderseniz fena olacak.’

‘Efendim, bağışlayınız, bendeniz hiçbir şey söylememiş olayım.’

‘Sus!.. Efendilerine söyle, iki tümenle o Suriye’ye girer, altınızı üstünüze getiririm.

Menderes’in gözü hiçbir şey görmeyecek haldeydi. Köymen onu öfke sarhoşluğundan uyarmak için öksürüyor, ben frağının kenarını çekiyordum. Dinlemiyordu... Adam, ipnotize edilmiş tavşan gibi olduğu yerde mıhlanıp kalmıştı.

‘Bak şunlara be!.. Boylarına bakmadan bir de akıl öğretmeye kalkıyorlar. Ne olmuş İsrail’le ilişkilerimiz olmuşsa? Biz açıktan, doğrudan İsrail’le ilişki kurmuşuz, siz gizli yapıyorsunuz. Bir de bize akıl vermeye kalkarsınız. Elinizdeki silahı onalara satan siz değil misiniz?’

‘Vallahi efendim...’

Adam baktı ki Menderes’i zaptetmek olanaksız. Doğu terbiyesiyle, selam vermeden arka arka giderek bizden uzaklaştı; ortadan kayboldu gitti. Galiba hemen de büyükelçiliği terketti.”

CALİGULA SENDROMU!

İlginç olan Menderes ile Tayyip Erdoğan’ın Suriye düşmanlığı değil. Büyük bir olasılıkla bu bir rastlantı, ama ilginç olan Tayyip Erdoğan’ın da tıpkı Menderes gibi Avrupa Birliği ülkelerine, özellikle de Amerikalılara saygıda hiç kusur etmezken, küçük gördüğü ülkelerin temsilcileri karşısında aslan kesilmesi.

Diplomasi hak getire...

Aklın ruha tutsak olmasının güzel bir örneğidir yukarıdaki anı. Kendisini asla “Başbakanlıktan” aşağıda bir konumda görmeye tahammül edemeyen Menderes’in hırçınlığı, zavallılığının önüne geçmiştir. En başlarda silik bir milletvekili iken ve utangaç ve sıkılgan mizacıyla kimsenin dikkatini dahi çekmeyen bir kişilikken, bir anda Türkiye’nin en tepesine oturduğunda her iki “mizacını” da terk edemeyerek, kendi vahim sonucunu hazırlamıştır.

Peki bu hırçın “mizaç” bu ülkeyi nereye götürür? Açıkça söyleyeyim, hızla kaosa sürükler. Bir noktadan sonra insanların tahammül sınırları, tıpkı Büyük Haziran Direnişi’nde olduğu gibi patlama noktasına gelir ve halk hareketini Tayyip Erdoğan’ın kendisine yakıştırılan “karizması” da önleyemez.

Şu anda bulunduğumuz nokta budur. Tayyip Erdoğan’ın “durursa düşeceği” Amok koşusuna daha fazla gücü yetmeyecektir. Muhalefet diye bir korkusu bulunmayan Tayyip Erdoğan, tıpkı Roma İmparatoru Caligula gibi aynalardan ve Jüpiter’den korkmaya başladığını söyleyebiliriz artık. Korkmaktadır, zira karşısında görebildiği, savaşacağı ve tedbirlerini alabileceği bir “düşman” yoktur. Düşman artık kendisidir ve kendisiyle yaptığı bu savaşı kim kazanırsa kazansın, bu Recep Tayyip Erdoğan olmayacaktır.

Mümtaz İDİL - 20 Mayıs 2014 - Odatv

Son Yazılar