sule perincek aydinlik225

Vatanımı severim, işçimi köylümü de... Ama madenciye duyarlığım başkadır!

-Başmühendis: “Durum çok kötü. Ben işçilerim için aşağı iniyorum.”

Bir daha çıkamadı.

-Maden mühendisi Mehmet Efe. Maden kazasında yaşamını yitiren işçi dedesiyle aynı adı taşıyordu. Mahallenin onuruydu. Ondan 47 yıl sonra maden işçilerini kurtarmak için aşağıya iniyor. Bir kez daha, bir kez daha ... en sonuncusundan geri dönemiyor.

Gazetelerin sayfaları özveri örnekleriyle dolu. Bir... üç... beş değil. Canı pahasına kurtarma öyküleriyle... O kadar “biz” ki... Ait olmakla onur duyduğum bir millet!

Sedyeyi kirletmek istemeyen Murat kadeşimin esas derdi satır arasında kalıyor:

-Yattığım yere benden sonra gelebilecek arkadaşlarımı düşündüm.

Çoğunun fotoğrafı bile yok!

-34 yaşında Selami Tizel her gidişinde eşiyle hellalleşiyor. 4 bin metre yerin altına giriyoruz, belli mi olur... diyor.

Her gün evden böyle çıkan madencilerim.

Çoğunun kimlikleri dışında fotoğrafı bile yok. Olanların da ya askerlik hatırası ya da düğün...

Gelin birlikte biraz dolaşalım. Gerçek fotoğraflar çekelim.

-Fatih Altaylı eski bir anıyı aktarıyor: Bir maden kazasından sonra Anadolu’nun bir kasabasındalar. Eşini az önce toprağa veren bir kadın, başbakanın yanına geliyor. Geride duran 18-19 yaşlarındaki delikanlıyı yanına çağırıyor. “Ne olur babasından boşalan kadroya, oğlumu alın... yoksa perişan oluruz...”

-İşsizlik oranı son 16 aydır sürekli yükseliyor. Gençlerde işsizlik TÜİK’in verilerine göre bile yüzde 17.

-İç talep düştü. İlk altı ayda iç pazarda büyüme sıfıra yakın olacak.

-Akit’in ana başlığı: “Gün dua günü. ... devletin zirvesi bölgeye giderek işçi aileleriyle kucaklaştı ve her türlü desteği seferber etti. Ülkenin dört bir yanında, mahsur kalan işçilerin kurtarılması için dualar edilip hatim ve mevlid programları düzenlenirken, bugünkü cuma namazı hutbelerinde şehitler için dua edilip gıyabi cenaze namazları kılınacak...”

Ver kurtul!

-Büyük madencilik endüstrisine sahip bir ülkede 2007’den bu yana, yani yedi yılda, maden kazalarında “fıtratında ölüm olan” altı madenci ölmüş.

-Eğer zehirlendi denirse daha az, boğularak öldü denirse daha çok tazminat ödemek zorunda kalırlarmış... Öyle mi...

-İş kazası riski bulunan iş kollarında işverene zorunlu hayat ve kaza sigortası yaptırma mükellefiyeti getirilebilir...

-İş kazalarında “taksirle öldürme” suçundan açılan davalarda verilecek cezaların alt sınırı iki yıl, üst sınırı 15. “Bilinçli taksir”den ise 22 buçuk yıl.

-Madenlerde denetime gidenlerin madenin derinliklerine inip inmedikleri hep bir soru işareti.

Kârdan bir kurs parası düşemezler!

- “Eğer bizim patronumuz oraya yaşam odası yapmış, bunu da gazetelere söylemişse, keşke bize de söyleseydi. Orası yemek yenilebilen, sağlık hizmetlerinden yararlanılabilen bir oda. Yukarıdan gelen kumanyalar orada durur. Orada oksijen filan yok. Onun için oraya ‘yaşam odası’ filan denemez. Orada oksijen olmadığını bildiğimiz için gitmedik. İyi ki de gitmedik, gitsek kesin ölürdük.”

-Her işçinin beline takması zorunlu olan maskeler, işçileri 45-50 dakika idare edebilirdi. Maskesini takmış ama burnunu klipslememiş işçiler gördük. Aklımıza, bu konuda eğitilmişler miydi sorusu geldi...

-Madendeki çalışmalar Zonguldak’tan giden TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu) tahlisiye ekibinin öncülüğünde sürdürüldü.

-“Olayın ardından ayağın içini tamamen boşaltıp ‘kaçamak’a geçtik. 19.30’a kadar hiçbir şeyimiz yoktu. Ama sonrasında hava kesildi. (...) Arkadaşlara dedim ki ‘hepimiz bu konveyör oluklarının içine yatacağız. Ağzımızı bu demirlere vereceğiz, bu demirlerden oksijen alacağız.’ (...) Bir kısmı beni dinlemeyip aşağılarda daha iyi yer buluruz diye gittiler, aşağıda monoksit daha yüksekti. Zonguldak’ta madencilik okulunda bunun kursunu da gördük. Bu sayede kurtulduk.”

Yalnızca iki üç sayfa çevirdim.

Sebep sonuç çıkıveriyor. Ver birini, ellerini sabunla çık! Depremden sonra öyle yapmışlarıdı. Lütfen hatırlayın!

Siz hiç madene indiniz mi?

Bir bilseniz nasıl zor yazıyorum zaten...

Siz hiç madene indiniz mi? O ayak denilen, en dipteki yere...

Ben indim.

Kaç gündür boğulacak gibi oluyorum. Derin soluyamıyorum.

13 Mayıs’tan bu yana o karanlık dipsiz kuyuda onlarla birlikteyim.

Vatanımı severim, işçimi köylümü de...

Ama madenciye duyarlığım başkadır.

Tekme sallayana da hıncım bir o kadar!

Büyüdükçe büyüyor!

15 Mayıs Perşembe günü Doğu Perinçek yazısına bir fotoğraf koymuştu. 1979 Temmuz’unda Zonguldak Kozlu maden ocağından yeni çıkmışız. Fotoğrafı unutmuşum.

Ben de madencilerle birlikte ön sırada oturmuşum.

Ama kendi yüzüme bakamıyorum. Hüzün ve acı! Bir tek ben biliyorum.

İşte o yumru hep şuracığımda.

Dayanamıyorum.

İşte o hiç aklımdan çıkmaz.

Haftaya anlatırım. Hem kendimi de biraz toparlarım.

Şule PERİNÇEK - 18 Mayıs 2014 - Aydınlık

Son Yazılar