emrah maraso

Eyşandirdön’ün 1 Mayıs ‘tık’ı!

Aydınlıkçılarla Eyşandirdön’ün bölünmesi çok anlamlıdır.

Birleşmek tek başına bir olumluluk değil. Bazı dönemlerde birleşmek gericiliğin değirmenine su taşımak anlamına gelir. O nedenle Kadıköy-Taksim ayrışması son derece iyi olmuştur. 

Aydınlıkçı önder Hasan Yalçın bir yazısında “eylemi şanlı direnişe dönüştürme” bürolarından, Eyşandirdön’den bahsetmişti. Eyşandirdön, kitle eylemlerini “direnişe” ve “şanlı direnişe” dönüştüren birimlerdi. Zamanla Eyşandirdön, halk hareketi durağanken öne fırlayan ve hâkim sınıfın zor aygıtlarıyla yapılan her çatışmayı kutsayan “sol” çizgiyi de ifade eder hâle geldi. Birbirlerini aslında hiç sevmeyen sol örgütlerin belki de ortaklaştıkları yegâne konuydu Eyşandirdöncülük.

boyle halk hareketi olurmu taksim2014

1 Mayıs 2014’te, üstelik ülkedeki en büyük halk isyanının üzerinden 1 yıl dahi geçmemişken ve Taksim’de dönüştürülecek bir eylem yokken Eyşandirdön hortladı. Aklı heyecanına yenik düştü. Eyşandirdön’e göre Haziran İsyanı’nın öncülü 1 Mayıs 2013’tü. Mayıs’ta halk AKP’nin kapısını tıklatmış, Tayyip açmayınca da Haziran’da zorla içeri girmeye kalkışmıştı. Ama tıklatmak herşeyin başlangıcıydı. O “tık” olmasa, kahraman Eyşandirdön’ün o “peygamberce” öngörüsü ve ataklığı olmasa biz ne ederdik? Haziranlar nasıl gelirdi? Eyşandirdön Taksim için direnmese biz Kadıköy’de miting yapabilir miydik? Hiç kendimize bu soruları sormadık. Şapkayı önümüze koyup düşünmedik. Eyşandirdön’e bir kuru teşekkürü çok gördük ve cezamızı 1 Mayıs 2014’ü izleyen günlerde çekiyoruz.

Neden ama?

Böyle yapacağımız zaten Aydınlıkçılar tahliye olmadan hemen önce belliydi. AKP’yle pazarlık yapmış ve dışarı çıkmıştık. 2007’den beri Aydınlık ve Ulusal Kanal’da tertibe karşı yapılan yayınlar, Silivri’de yıkılan barikatlar, İstiklal’de yürütülen gençler, Ulus’ta yarılan çemberler ve hatta Aydınlık hareketi liderliğinin yürüttüğü mücadelenin hâkim sınıflar tarafından müebbetle tescillenmesi hiç önemli değildi. Pazarlık yapmıştık ya, o yüzden Taksim’e gelmek istemiyorduk. Korkuyorduk. Evet yanlış duymadınız, Eyşandirdön’ün renk skalasındaki kızıllara göre korkuyorduk.

Bir de biz kim oluyorduk ki Eyşandirdön’e turuncu diyorduk? Tamam, KESK başkanı olan PKK eksenindeki âkil adamın önderliğinde yürüyebilirlerdi ama bu onlara turuncu diyeceğimiz anlamına gelmiyordu! Eyşandirdön’ün “AKP’yle anlaştınız, işbirlikçisiniz” haykırışlarını ayakta alkışlamalı, DİSK Genel Sekreteri ve Halkevleri mensubu Arzu Çerkezoğlu’nun 1 Mayıs’tan iki gün önce Alman emperyalizminin Cumhurbaşkanı Gauck’la yaptığı demokrasi görüşmesini desteklemeli, âkil adamın önderi Apo’nun MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la olan muhabbetine ses çıkarmamalı, F-tipi kalemşörlerin desteğini görmezden gelmeli, TÜSİAD’la buluştukları özgürlük yolunun önünü açmalı, CHP’li liberallerle olan sessiz birlikteliklerine parmak arasından minik gülücüklerle bakmalı ve Haşim Kılıç’ın “hukukçu kimliği”ne dolaylı da olsa sahip çıkmalıydık. İşte bunları yaptığımız zaman Eyşandirdön’ün “tık”ı meydanlarda öyle bir yankılanacaktı ki duymayan kalmayacak ve halk Taksim’i zaptedecekti.

Yıkıldık...

Oysa olmadı, olamadı. Bunların hiçbirini yapmadık, üzüntümüz büyük. O “tık” cılız kaldı ve halk duyup Taksim’e çıkamadı. Bunun sorumlusu AKP olduğu kadar biz Aydınlıkçılardık... Orada “turuncular var”, “başıbozuklar var”, “emekçiler yok” demeyip Kadıköy’e çağrı yapmasaydık bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.

Halk hareketinin geri çekildiği ve ileriye atılmak için hazırlık yaptığı bir dönemde aklımızı peynir ekmekle yeseydik “kahraman direnişçi” olur, “siper yoldaşları” mızdan aferini kapar, “sol” teoricilerle tatlı tatlı birbirimize bakardık. Hiç olmadı “bu yaptığımız direnişin önemini belki bugün değil ama yarın kavrayacaksınız, o yüzden iyi yaptık iyi” diye örgütümüzün soru soranlarını ikna etmek için taklalar atardık. “Orada emekçi yoktu”, “tertip komitesi yoktu”, “siyasi hedef yoktu” eleştirisi getirenleri “Kadıköy’de halay çektiler ama biz nasıl direndik kanka”larla ikna etmeye çalışır fakat bir barikatı bile neden yıkamadığımızı sorgulamazdık. Böylece örgütümüzün içi rahatlardı. Zaten Aydınlıkçılar da AKP’yle anlaşmamış mıydı? Hâlâ neyi tartışıyorduk biz?!

Hezimet...

Eyşandirdön içine girdiği büyük bunalımı 1 Mayıs’ta aşmayı denedi. Ankara’da “Ortak Sol Aday” sonuçları “sol cephe” ve “birleşik muhalefet” gibi hayalleri de yerle bir edince asabileşti Eyşandirdön. Çünkü taraftarları bile kendi deyişleriyle “üç faşistten birine” oy vermişti.

AKP’ye karşı muhalefeti yalnızca F-Tipi’nin servis ettiği kasetler içinden yapan CHP başarı kazansaydı siz o zaman görmeliydiniz Eyşandirdön’ü. CHP büyüdükçe onlar da büyüyecekti, zaten Türkiye tarihinde hep böyle olmamış mıydı?

AKP’ye karşı(!) TÜSİAD’ın öne sürdüğü normalleşme talebinin arkasındaki emperyalist restorasyon önemli değildi. Bu restorasyonun AKP’yi ve onun programını tahkim etmesi de sorun değildi. “Hele bi Taksim’e çıkak gerisi kolay”dı, halk gelmese de olurdu. Bunun teorisini de yapardık, bir tane emekçi bile olmasa Taksim sıradan bir meydan değildi, efsunlanmıştı çünkü.

Taksim’e çıkmayacağımız belli oldu, bari orta yolcu geçinseydik daha “şık” olmaz mıydı? Biz Aydınlıkçılar “sosyalistler” cemaatinden sayılmazdık ama Eyşandirdön’e yönelik eleştirilerimizi hiç değilse balo daveti şıklığında yapabilirdik. Siyaseti, kitle çizgisini, halkın çıkarlarını, iktidarın güç gösterisi yapma hamlesini görmezden gelebilirdik. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin “normalleşme” bayrağını dalgalandıran düzeniçi muhalefetine eklemlenebilirdik. Kırıcı olmayabilirdik!

Aydınlıkçıların emin adımları!

Aydınlıkçılarla Eyşandirdön’ün bölünmesi çok anlamlıdır. Birleşmek tek başına bir olumluluk değil. Bazı dönemlerde birleşmek gericiliğin değirmenine su taşımak anlamına gelir. O nedenle Kadıköy- Taksim ayrışması son derece iyi olmuştur. Kimseyi itmiyoruz, süreci sağlıklı okuyan her devrimci doğru seçeneğin yanında yer alabilir, adım atabilir ve atmalıdır.

Aydınlıkçılar, lideriyle işçinin kürsüsündeydi.

Eyşandirdön ise âkilin yanında, koltuğunu kaybetmemek için PKK’lilere muhtaç olan ve Alman emperyalistleriyle demokrasi görüşmeleri yapan sendikacıların arkasındaydı.

Bu iki fotoğraf bile 1 Mayıs 2014’ü açıklamaya yetiyor.

Şimdi başta Eyşandirdön olmak üzere herkese soruyoruz:

Türkiye’nin devrimci geleceğini kiminle kuracaksınız?

Emekçilerle mi yoksa “Haziran’da AKP’yi ben kurtardım” diyen Apo’nun bölücüleri, TÜSİAD’ın normalleşmecileri, AKP’nin âkil adamlarıyla mı?

Emrah MARAŞO - 06 Mayıs 2014 - Aydınlık

eysandirdon emrah maraso2

eysandirdon emrah maraso1

Son Yazılar