mehmet yuva225

Putin’in Esad’a mesajı!

Yazımı kaleme alırken, Ulusal Kanal’da Haber Masası programına konuk olan

gazeteci yazar Nevval Sevindi; Erdoğan, tekelci hegemonya ve mutlak diktatör tamahını Devlet Başkanı seçilerek “Aynen komşu ülkeler İran’da, Irak’ta ve Suriye’de BAAS tipi yönetimlerde gördüğümüz iktidar tipini Türkiye’ye inşa etmek istiyor” deyince, bir la havla va la kuvvata çektim. O stüdyoda kimse de kalkıp Nevval Hanım’a, “Lafı ettiğin ülkeleri yakinen tanıyor musun? O ülkeler üzerine kaç araştırma yazısı yayımladın?” diye sormaz mı? Bu aydınlarımıza birileri, AKP’yi 12 Eylül referandumunda destekleyen “yetmez ama evet” tayfasından Adalet Ağaoğlu gibi diktatörlük ve totaliter uygulamalara örnek verilince, Doğu’yu Batı liberal aklı ile görme hastalığından kurtulmaları gerektiğini telkin etsin. Saç sarıya boyanınca Avrupalı ve demokrat olunmuyor. Annenizin yanında gördüğünüz her adam da babanız olmuyor. Komşu ülkeleri diktatörlüğe örnek verince cuk diye oturmuyor.

İş işten geçince pişman ol!

Adalet Ağaoğlu Hanımefendi “yetmez ama evet” dediği için çok pişmanmış. Bu “evet” ile büyük tahribatlara sebebiyet oldular. İnşallah pişmanlıklarını Allah kabul eder. Nevval Hanım da İran, Irak ve Suriye’yi Erdoğan’ın tamah ettiği mutlak diktatörlük rejimine örnek gösterdiği için de çok pişman olacak ama o zamana kadar da sadece Adalet Hanım gibi birçok kafayı karıştırmayı başarmış olacak. İran, Irak ve Suriye dostu Ulusal Kanal da canlı yayında yayımlanan bu sözlere itiraz etmediği ve sorgulamadığı için bu kafa karışıklığında pay sahibi olacak.

Makalemi yazarken Suriye’nin “vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır” ilkesine uygun davrandığı 1991 Madrid Barış Konferansı’nı Filistin’i çözen ve kafesleyen 1993 Oslo “barış” görüşmeleri ve Türkiye’yi çözen ve kafesleyen 2009 ve sonrası PKK ile yapılan Oslo “barış” görüşmeleri ile kıyaslamayı arzulamıştık. Ancak gündem o kadar önemli ve sıcak gelişmelere maruz kalıyor ki bu konuları mercek altına almak zorunda aklıyorsunuz.

Reichstag misali!

2 Nisan 2014 tarihinde Putin Esad’a bir mesaj iletir. Bu mesajın haberi ve muhtevası Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı 5156 sayılı Kanun’un 8. madde 1. fıkra bendi ve 4. fıkrası uyarınca tedbir uygulayarak içeriğine erişimi engellemiştir. Bu kanunu ve zikredilen madde ve fıkraları okuduğunuzda, bu yasaya binaen pornografik içerik arz eden sitelerin engellenmesi amaçlandığı açık olarak görülmektedir. Peki, Putin Esad’a “pornografik” anlatım içeren bir mesaj mı iletmiş? Komplo, kumpas, tuzak ve her türlü dalavere uzmanı olan bu karanlık zihniyet yasaları istismar ederek keyfi uygulamalar ile halkın haber alma özgürlüğünü nasıl kısıtlayabilir? Kısıtlar. Hukuku koruyup kollayan bir siyasi iktidar mevcut değilse, kendisine karşı olan her şey ve herkesi “paralel yapı” ve “içimizdeki hainler” olarak gösteren bir zihniyet varsa kısıtlar. Reichstag (Almanya Parlamentosu) yangınını çıkartıp yakan ve olayı komünist cadı avı için kullanan Hitler zihniyeti emsali, icraatlarınızı sorgulayan ve eleştirenlere her yol mubahtır derseniz, kısıtlar.

Savaş Moskova’ya gelse bile...

Putin’in mesajını Esad’a getiren Sergei Stepashin, Emperyal Ortodoks Filistin Toplumu Başkanı. Rusya ve Dünya Ortodoks toplulukları içinde çok etkili ve saygın bir siyasi-dini şahsiyet. Yanındaki özel heyetle 2 Nisan günü Başkanlık Sarayı’nda Esad tarafından kabul edilir. Yapılan resmi açıklamaya binaen Putin’in Suriye halkının kendi kaderini hiçbir dış müdahale olmadan bağımsız tayin etme hakkına sahip olduğunu ve terör gruplarının genelde Suriye’de özelde Kesep bölgesinde uyguladıkları terör ve vahşeti mahkûm ettiğini ifade etmişlerdir. Suriyeli yetkililer ve Rus heyeti ile yaptığımız mülakat neticesinde ulaştığımız en önemli bilgi şudur: Putin’in 2013’ün yazında ilan ettiği: “Savaş Moskova sokaklarına taşınsa da Suriye’nin yanında olmaya devam edeceğiz” ilkesel kararına Rusya’nın daha çok bağlandığı ve Suriye’nin savaşı kazanması için “bütün imkânlarını seferber edeceği ve bu tutumundan taviz vermeyeceği” yönündedir. Esad’ın Şam Üniversitesi minberinden yaptığı ve “zaferini” ilan ettiği konuşmayı biraz da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Savaşı Moskova sokaklarına intihar bombacıları ile taşıdılar. Ukrayna’yı patlattılar, Kafkaslar’ı, Balkanlar’ı, Orta-Asya’yı patlattılar. Kesep’i patlattılar. Halep vilayetini, binlerce yeni cani ve harimi sokarak yeniden patlattılar. Katar’ın milyarlarca dolarlık rüşvet teklifi, Abdullah Gül’ün Kırım Tatarı Mustafa Kırımoğlu’na verdiği Cumhuriyet Nişanı, Kırım hadisesi ve “Çeçen ve Türkmenleri” kullanma üslubu, kimyasal yalan ve binlerce işkence fotoğrafları ile Suriye’yi ve Suriye üzerinden Rusya’yı patlatmak istediler. Netice itibarıyla yakabildiler, yıkabildiler, talan ettiler, can aldılar, kan döküp yüreklerde acı yarattılar. Bölgeyi etnik ve mezhep çatışmalarına gebe yaptılar. Bölmek ve daha çok bölmek en usta oldukları alan. Ancak patlayan, ABD’nin ellerine tutuşturduğu dinamit oldu. Patlayan bu dinamitin taşeronlarda yarattığı tahribat, Suriye ve Rusya tam patladığında daha net ortaya çıkacaktır. Onların bir hesabı vardı. Ama, Allah’ın hesabını hesaba katmadılar.

Mehmet YUVA - 16 Nisan 2014 - Aydınlık

Son Yazılar