merkel cameron obama2

ABD Ve AB’nin Türk ve Türkiye düşmanlığı devam ediyor!

Emperyalizm bizim gibi ülkelere güç yetiremediği yerde,

zayıf düşürmek için başka yöntemlere başvurur. Coğrafya ve nüfus bakımından görece büyük ölçekli devletler emperyalizm açısından her zaman tehlikeli sayılmıştır. Ülkeler bölündükleri ölçüde emperyalizmin peyki haline gelmeleri kolaylaşır.

Emperyalizm karakteri itibariyle bölücüdür, yıkıcıdır. İşbirlikçileri vasıtasıyla yarı müstemleke haline getirdikleri Türkiye gibi ülkelere dahi tahammül göstermezler. Çünkü bu tür devletlerde direnme potansiyeli her zaman vardır. Devletlerin bağımsızlık isteklerini tamamen yok etmeleri mümkün olmadığına göre zayıf halka haline getirmek gerekiyor.

Türk milleti, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde başardığı İstiklal Harbi’nin neticesinde birleşikliğini sağlamış ve milletleşme yolunda azımsanmayacak mesafe kaydetmiştir. Eldeki insan malzemesiyle devrim içinde oluşturulan milletin bileşenleri, ortaçağ ilişkileri çözüldüğü oranda birbirine karışmıştır. Cumhuriyet devrimleriyle pekiştirilen Türk milleti vatanına son derece düşkündür.

ABD - İngiltere - Fransa Almanya dörtlüsü!

ABD’de sözde “Ermeni soykırımı” yalanı pek çok eyalette tanındı. Bunu Ermeni diasporasını üzerine atanlar yanılıyorlar. Neymiş efendim, çok güçlü olan Ermeni Lobisi o eyalette çok etkin olması nedeniyle başarılı olmuşlar! Çok yanlış bir anlayış ve ABD derin devletini aklamaya yarayan argümanlardır. ABD’nin devlet çıkarlarına ters düşmediği müddetçe bölücülük her açıdan desteklenir.

ABD’nin yanı sıra Alman devleti de 2005 Haziran ayında Parlamentolarında geçirdikleri yasa ile Türkleri soykırımcı olarak göstermeyi resmileştirdiler. Bununla da yetinmeyip bazı eyaletlerde ders kitaplarına dahi koydurdular. Uyumdan sıkça bahseden Alman politikacıları, suçluluk duygusu içinde, kendi kirli tarihlerinin bir parçasına ortak aradıkları görülüyor.

Almanya’da devlet/kilise ikilisi Türkiye üzerine tıpkı Alman Vakıfları gibi bilgi-işlem merkezi görevi ifa etmektedirler. Berlin derin devletinin şubeleri olan kiliseler Türklerin etnik ve dini farklılıklarını sürekli kaşımaktadır. Sözde “Ermeni soykırımı” yalanı için kamuoyu oluşturmasında birincil derecede Alman Kiliseleri rol oynamıştır. Katolik ve Protestan Kilise Akademileri Almanya’da ki Ermeni kurum ve kuruluşlarını mali ve manevi bakımdan düzenli olarak desteklerler.

ABD, İngiltere, Fransa, Almanya dörtlüsü bir Amerikan projesi olan, Yeni Dünya Düzeni’nin hayat bulmasında kader birliği yapmışlardır.

Türkiye’de Ermeni meselesi olmadığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bizim Ermenilerimiz, esas olarak herhangi bir baskıyla özel olarak karşı karşıya değillerdir. Türkiye halkının yaşadıkları sorunların benzerlerini Ermeni kardeşlerimizde yaşamaktadır.

Türkiye Ermenilerinin Batıdan bu yönde bir talepleri de olmamıştır. Barış içinde bir arada yaşayan halkları birbirine düşürmeye çalışan emperyalist Batı devletlerinin oyununu bozmak hepimize düşmektedir. Bizim adımıza proje üretmelerine kesinlikle müsaade edilmemeli ve elbirliğiyle böylesi girişimlerin önüne ortaklaşa set çekilmelidir.

Bizim Ermenilerimize büyük görev düşüyor. ABD/AB’nin oyununa gelmeyiniz! Ortak vatanımız Türkiye’ye karşı kullanılan sözde “Ermeni soykırımı” yalanına karşı kaya gibi durmalıyız.

Devlet/Kilise birlikteliği!

ABD emperyalizminin etkisinin en çok hissedildiği kapitalist ülkelerin başında Almanya gelmektedir.

Almanya’nın Baden Württemberg eyaleti Protestan Kilisesi’ne bağlı Bad Boll Akademisi 8 - 10 Haziran 2004 tarihinde düzenlediği “Ermenistan’da Hıristiyanlığın 1700 Yıllık Geçmişi” konulu sempozyumda konuşmacıların tümü, Türklerin, tarihte ilk defa Ermenilere “soykırım” uygulamasını başlattıklarını Hitler Almanya’sı karşılaştırmasıyla anlattılar.

Sempozyumda, Alman - Ermeni Derneği Başkanı Raffi Kantian “Soykırım” konulu konferansında Türkleri ağır suçlamalarla itham etti ve Almanya’ya “soykırım ortağı” yaratmaya çalıştı.

Sempozyumu düzenleyen Alman Protestan Kilisesi’nin gelir kaynakları incelenmeye değer. Alman devletinin bizzat topladığı kilise vergileriyle, Alman Dış İstihbarat Teşkilatı BND’nin kaynak aktarımının yanı sıra, Hitler döneminde yapılan bir anlaşma gereği kiliseye hibe edilen gayrimenkullerin gelirleri ile çalışmalar finanse edilmektedir. Alman Kiliseleri, Nazi Almanya’sı sırasında iyi bir sınav vermemiş ve onlar için kara bir sayfa olarak kalmıştır.

Alman devletinin hem Kürtçülüğe, hem de “siyasal İslamcılık” a kiliseler kanalıyla maddi destek akıttığı, bilinen bir gerçek. “İmralı süreci”nden sonra Apo çizgisine PKK’ye karşı “Berlin Kürtçülüğü”nün bayraktarlığını yapan NAVEND ve KOMKAR gibi oluşumların dergi, bildiri ve konser masraflarını Protestan Kilisesi’nin Pax CHristi örgütü karşılamakta. Kiliselerin aynı yoğunlukla “siyasi İslam”ada ilgi duymaları, Alman devletinin ülkedeki Türk azınlığını mümkün olduğu kadar fazla “etnik” ve “dinsel” dilimlere ayırma projesinin bir gereği”.

Almanya’da bulunan Ermeni dernekleri de Kilise Akademileri’nden en çok destek alan kuruluşların başında gelmektedir. Berlin’de faaliyette bulunan “Berlin Ermeni Cemaati” ise Türkiye kökenli bölücü örgütlerle iç içe çalışmakta ve desteklemektedir. Bu çevrelerin hepsi istisnasız sözde “Ermeni soykırımı” yalanını kabul etmekte ve desteklemektedir.

Bölücülükte sınır tanınmıyor!

ABD/AB emperyalistleri Türkiye’nin toprak bütünlüğünün bozulmasında “soykırım” tezlerini sadece bir koz olarak kullanmaktadırlar. Esas hedefleri “Büyük Kürdistan” hayallerini hayata geçirmek! ABD/AB emperyalistleri Kürtlerle, Ermenilerin yanı sıra Lazlara da el attılar. Lazların etnik köken olarak Türklerden ayrı olduklarını ispat için her yolu mubah sayıyorlar.

İngiliz ve Alman Kafkas uzmanlarının eserlerinde Doğu Karadeniz bölgesine resmen “Lazistan” deniyor. İngiliz Alan S. Kaye’e göre “Doğu Karadeniz” de beş ayrı halk yaşıyor: Türkler, Gürcüler, Hemşinliler, Poşa’lar ve Lazlar. Tabi Lazlar özel ilgi alanları içinde yer alıyor.

Alman Üniversiteleri, Türkiye’de yaşayan, Kürtler, Ermeniler, Keldaniler, Yezidiler, Süryaniler, Aleviler, Rumlar üzerine sayısız araştırmalar yapmakta ve bunu özendirmektedirler. Bu araştırma bilgileri ABD ile istişareli ve ortak bilgi alışverişi çerçevesinde yapılıyor.

Türk olma!

Batılı güçlerin hedefinde ki ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Tarihsel kinleri olduğu gibi, stratejik önemi bakımdan da her zaman emperyalistlerin dikkatini çekmiştir. Bütünlüğünü koruması o kuvvetleri rahatsız etmiş ve çıkarlarına uymamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında, Türk milleti kavramı farklı kökenden gelen kesimleri birleştirme yeteneğini dosta düşmana göstermiştir. İşte bu birlik ruhunun tarumar edilmesi gerekiyordu. Türkiye birleşikliğini devam ettirerek dünyaya da kötü örnek oluyordu! 21 yüzyıl Ulusal Kurtuluş çağı değil ulusal bölünmeler yüzyılı olmalıydı ve buna takoz koyanlar temizlenmeliydi.

1986 tarihli Alman devlet belgesi olan Tiedt Raporu’nun üçüncü maddesi şöyle: “Sürekli Türkiye’nin sorunlarını gündemde tutarak genç nesilleri hem Türkiye’ye kilitlemek, hem de Türkiye odaklı konularda Almanya’nın onların yanında olduğu hissini vermek.

Emperyalizmin Kemalizm düşmanlığı!

Emperyalizm Kemalizm düşmanıdır ve bunu işbirlikçileri vasıtasıyla Türkiye’de de sürdürmektedir.

ABD’li strateji uzmanları ve CIA’nın istasyon şefleri Türkiye’de esas engelin Kemalizm olduğunu sıklıkla dile getirmekten çekinmemişlerdir. AB’nin bir dönem Türkiye Elçiliği görevinde bulunan ünlü Karen Fog’da Atatürk’e olan kinlerini defalarca dile getirmiş ve bu yönde faaliyet içinde bulunmuştur.

Emperyalizmin sözcülerinden Reiner Albert, Almanya’nın Mannheim kentinde Katolik Teoloji Fakültesi’nde “dinler ve kültürler arası diyalog” dersleri verirken şöyle diyor: “Türklerin Almanya’ya uyum sağlayamamalarının en büyük sorumlusu, Türkiye’de aldıkları Kemalist eğitimdir. Farklılıklara karşı son derece hoşgörüsüz bir ideoloji olan Kemalizm insanları ister istemez, Almanya’ya karşı mesafeli, hatta düşman yapıyor”.

Sanıyoruz bu sözler Türkiye’de birilerini hatırlatıyor! Atatürk düşmanlığının ana karargâhı emperyalist merkezlerdir. Onlardan bağımsız Türkiye ve Atatürk düşmanlığı düşünülemez.

Sonuç :

1)Sözde “Ermeni soykırımı” yalanının ana hedefi, Kukla Kürdistan projesinin hayata geçirilmesidir.

2)Türk Milleti’nin asli unsurlarının ayrıştırılması ve birbirine düşürülmesi sürecinde, soykırım malzemesi piyasaya sürülerek sorunların karmaşık hale gelmesi amaçlanmaktadır.

3)Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası sınırları, yani Misak-ı Milli tartışılır hale getirilmek isteniyor. Lozan Antlaşması devre dışı bırakılmaya uğraşılıyor.

4)Türk Milleti diye bir ulusun olmadığı savı ispatlanmaya çalışılıyor.

5) Türk/Kürt çatışmasının altyapısı hazırlanırken, sorunlar Türkiye’nin önüne yığılarak boyun eğdirilmek isteniyor. Eğer, gelecek birkaç yıl içinde milli bir hükümet iş başına gelmez ise, Türkiye daha büyük tehlikelerle baş başa kalacaktır.

Murat İNCE - 07 Nisan 2014 - Aydınlık

Son Yazılar