ilhan irem

Kuş cıvıltısından korkan firavun!

Eski zamanların çadır tiyatrosu kumpanyaları gibi, bir gözbağcı şehir şehir dolaşıyor.

Kendi dev aynasında büyüklenmeye devam eden sihirbaz eskisi artık kanıksanmış numaraları tekrarlayarak ibret gösterilerini sürdürüyor.

Yıllar önce başlayan çıkışsız yolculuğu hızla trajikomik bir sona doğru sürükleniyor.

Firavunun sahte umutlar yaratarak kurduğu ucube piramidin çatırtılarla çöküşüdür izlenen…

Ki, yıkıntıların altından yine ışıl ışıl, gidenlerin son bir çırpınışla bir kez daha istismar etmek için bayrağına ve çoktan yok ettikleri değerlerine sarılmaya çalıştıkları cumhuriyetin güzelliği çıkıyor.

Neler oldu, neler bitti ve biz neler anladık.

Şu oldu;

Aydınlıkta özgürce boyveremenin ezikliğiyle kavrulan çöl ahalisi, asırlık provalar sonunda, ülkeyi damardan yakalayıp geniş kapsamlı bir takunya darbesi gerçekleştirdi.

Ellerine geçirdikleri güzelliğinve hür hayatın değerleri onların ölçülerine göre çok büyük, çok doluydu.

Çocukluğunu, gençliğini, hürriyetini yaşayamamanın komplekslerine hapsolmuş bir öfke dalgasıyla, kendilerine büyük gelen her şeyi kendi ölçeklerine göre daraltmaya, derinliğinden ve doluluğundan rahatsız oldukları bütün değerlerin içini boşaltmaya giriştiler.

Dogma zindanlarındaki esaretlerini özgürlük sanrısıyla yüceltebilmek için, gerçekliklerine ayna tutan ne varsa görmemek ve yok saymak zorundaydılar.

Bu nedenle kendilerini ve yarattıkları garabeti gören, ülkenin aydınlık tarafındaki insanları yok saydılar, dışladılar, giderek tırmaman bir saldırganlıkla hakir gördüler.

Sahte demokrasinin güç peşine takılmaya teşne zayıf halkaları, yakın zamana kadar arkalarındaydı…

Çok iyi örgütlendiler ve neredeyse bir otomasyon programıyla, ülkenin harcını, doğasını, anlamını ve geleceğini harmanlayan güzelliklerinden yok edebildiklerini yok ettiler. Edemediklerinin içini boşalttılar.

Sağduyu sahibi insanlar her gün bir başka vahamete şaşırırken, hiçbir şeye şaşırmamak yavaş yavaş günün olağan akışında zamanın ruhu adını almaya başladı.

Eziklerin efendisi, gerçek olan hiçbir şey söylemeden yarattığı orgazmik hitabet histerisi içinde kendi gibi olanları bitmeyen hipnoz uykularında etkisi altına aldı.

Kötücül yansımalarını yüzlerine vuran ne varsa bir bir sildiler hayattan… Sildiklerini zannettiler.

Aşk, vicdan, bilim, sanat, hepsini kendilerine benzettiler.

Güçlerinin yetmediği diğer yüceliklerin içini de vantuz gibi emerek boşalttılar.

Kendilerine uygun bir tarih… kurtuluş savaşı ve içi boşaltılmış bir bayrak edebiyatı peydahladılar.

İçinde ‘utanmak’ kelimesi olmayan yeni bir lisan yarattılar.

Kuralsızlığın kural olduğu bir devlet düzeni oluşturarak, tapındıkları kralın bütün hayatı belirlediği bir cinnet ülkesine kul oldular.

Sonrası onlar için hazin !

Birbirlerine düştükleri anda, karanlığın içindeki irinler ve rezaletler bir bir dökülmeye başladı ortalığa.

Şimdi pis kokular içinde bağırmaya, içini boşalttıkları değerleri istismar etmeye, giderayak bayrağa sarılmaya çalıştıkları görülüyor ibretle.

Fezleke, adalet, mahkeme, kayıtlar, yurtiçinde, yurtdışında doğruları haykıranlar…

Beyhuda bir çabayla, korkunç yüzlerini gösteren bütün aynaları kırıyorlar.

Hayal alemindeki kral, çıkışı olmayan büyük bir paradoksa kilitlenmiş durumda.

İki hayati konuyu göremiyor asla;

Birincisi; Geçtiğimiz Haziran ayından beri kral çıplak. Öncelikle bunun farkında değil.

Ayrıca kendisini ve insanları özgürleştirmekten başka hiçbir çıkar yolu olmadığını da görmüyor.

Ama artık istese de bunu yapamaz. Çünkü gün özgürleştikçe karanlıklar hayatın ekranlarında daha çok görünür olacak. Sosyal paylaşımların kökünü kazıma hevesi, buzdağının görünen kısmından çok daha dev boyutlardaki çirkinlikleri perdeleme niyeti.

Kartaldan, kanaryadan, mavi kuşlardan ürken, kuş cıvıltılarından ve çocuklardan korkan bir firavun.

Aradan sıvışmak için haince karıştırmayı deneyecek hırsızlar sokakları, caddeleri…

Oysa bilmiyorlar ki, deniz bitti.

Artık yüzde doksan dokuzla bile çıksalar sandıktan, her şey için çok geç.

Korku eşiği aşıldı toplumun.

İçeri tıktıkları, dışarıda unuttukları, aydınlık kıyılarda yok saydıkları, ülkenin diğer yarısı anlamsızlıkları hiçleyecek büyük bir diriliş içinde şimdi.

Kurdukları sahte dünya, sadece karanlık hayallerinde yaşattıkları bir ikbal halusinasyonuydu.

Aydınlık yüreklere kabus gibi çöken saltanat hayalleri bitiyor.

Daha uzun süre kabullenmeyecekler ama, yarattıkları cehennemin son kullanma tarihi geldi.

Firavunun, dokusunda hiçbir vicdan ve sevgi kırıntısı bulunmayan ucube piramidi çöküyor.

Asla o plastik dünyayı tanımadık ve onların ülkesinin vatandaşları olmadık hiç.

Şimdi ışıklar bir bir yandıkça tekrar, gölgeler kağıttan hayalleriyle birlikte uzayıp gidecekler.

Kendi kazdıkları kuyuya düşenler gün ve geceyi daha da karartmak isteseler de;

Bu ülkenin aydınlık yüzleri bulaştırılmak istenen katran karası hayatı asla kabul etmeyecek…

Hapsedilmek istenen bir kuşun yerine bembeyaz milyonlarcası kanatlanacak.

Işık ve sevgiyle…

İlhan İREM - 23 Mart 2014 - Odatv

Son Yazılar