ufuk soylemez225

Kadının adı yok!

Bugün Birleşmiş Milletler tarafından da tanımlanmış Uluslararası Dünya Kadınlar Günü.

Esasında Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde daha iyi çalışma ve yaşam koşulları talebi ile 40.000 işçi bir tekstil fabrikasında greve başladı. Polisin işçilere yönelik saldırısı sırasında işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve çıkan yangınla fabrika önüne kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın emekçi feci bir şekilde yaşamını yitirdi.

1910 yılında 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Alman Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına karar verildi. BM Genel Kurulu ise 16 Aralık 1977 tarihinde, 8 Mart’ın Dünya Kadınlar günü olarak anılmasını kabul etti. Ülkemizde ilk kez 8 Mart Dünya Kadınlar günü 1921 yılında “Emekçi Kadınlar günü” anılmaya başlandı. İşte kısaca tarihçesini özetlemeye çalıştığım 8 Mart 2014 Dünya Emekçi Kadınlar gününde, Türk kadınının durumu maalesef yaşadığımız karşı - devrim sürecinde dramatik bir şekilde kötüleşmiş durumda.

Kadını kara çarşafa sokup, en az 3 çocuk doğurmaya teşvik edip, üretimden, eğitimden, sosyal yaşamdan ve uygar dünyadan soyutlamak isteyen “erkek egemen - gerici - yobaz” zihniyet bugün maalesef hortlamış durumda.

Cumhuriyetle birlikte, medeni kanun, tevhidi tedrisat kanunu, seçme ve seçilme hakları ile laiklik anlayışının erkeklerle eşit ve geniş hak ve özgürlüklere kavuşturduğu kadınlarımız için, bugün tehlike çanları çalıyor.

Türkiye’de kadına karşı doğrudan ve / veya aile içi şiddet AKP iktidarı döneminde hızla arttı. Yapılan araştırmalar, Türkiye genelinde kadınların neredeyse yarısının şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

Kız çocuklarının eğitiminin önüne konulan engeller yüzünden, kadınların okuma - yazma oranı da, okullaşma oranı da erkeklerin çok gerisinde kalıyor. Kadınların iş gücüne katılımı da giderek geriliyor.

Erkek nüfusunun %70’i çalışırken nüfusun yarısını teşkil eden kadınların ise ancak %25’i istihdam edilebiliyor. 12 milyonu aşkın kadın “ev kadını” statüsünde gösteriliyor ve “işsizlik” hesabına dahil edilmiyor, istihdama katılmaları için hiçbir çaba ve destek verilmiyor.

Kadınlar, ayrımcılık, aile içi şiddet, töre cinayetleri ve tecavüz ya da tacizler karşısında yalnız bırakılıyor. Ortaçağın feodal sosyo kültürel ve sosyo - ekonomik zihniyetinin yansıması olan “çocuk gelin” sorununa kayıtsız kalınıyor.

Geçen yerel seçimlerde 3000’e yakın Belediye Başkanı arasında sadece 26 kadın belediye başkanının (binde sekiz) olması işin başka bir boyutu.

18.607 mahalle muhtarından sadece 429 kişi (%2,3), 34.210 köy muhtarından ise sadece 65 tanesi (binde iki) kadın.

Herşeye rağmen direnen, evlatlarını yetiştiren, ailesine katkı sunan, eğitim ve iş yaşamını büyük bir özveriyle yürüten kadınlarımız elbette yok değil. “Kadının adının olmadığı” bu iklimde ve coğrafyada, Profesörlerin ve Doçentlerin yaklaşık üçte birini kadınlarımızın oluşturması “çölde vaha” misali bir umut ve gurur kaynağı hepimiz için.

Ama yüz elliyi aşkın rektörün içinde kadın sayısının 6-7’yi geçmemesi ayrı bir çelişki elbette ki. Kadın vali, kadın müsteşar, kadın Büyükelçilerin - tek tük istisnalar dışında - adı hiç yok. Tarımda istihdam ediliyor görünen kadınların tamamına yakını “ücretsiz aile işçiliği” yapıyorlar. İktidarın kadın hakları konusunda “türban istismarı” dışında yaptığı ve yapacağı bir şey ortada yok. Bu haliyle Türk kadınının iş dünyasına katılımı 148 ülke arasında 134ncü sırada kalıyor. (Küresel Rekabet endeksi)

OECD üyesi ülkelerde çalışan kadınların ortalaması %60’ların üzerindeyken, bu oran Türkiye’de %25 - 28 aralığına düşmüş durumda.

Dünya Ekonomi Forumu 2013 yılı Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre, 136 ülke arasında Türkiye maalesef 120nci sırada görünüyor.Okuma- yazma bilmeyenlerin %80’nini kadınlar oluşturuyor. Eğitimden - istihdama her konuda görüntü ve rakamların birbirinden farkı yok. Her şeye rağmen, Türk kadını medeni haklarını, mirasta eşitliği, seçme ve seçilme hakkını, öğrenim birliği yasasıyla eşit öğrenim haklarını Atatürk Cumhuriyeti sayesinde elde etmiş ve tüm zorluklara, baskı ve engellemelere rağmen ayakta kalma mücadelesini vermiştir. Kadınlarımızın eşit ve özgür bireyler olarak, sosyal güvenlik haklarını, ekonomik yaşama katılma haklarını, yönetime ve siyasete katılma haklarını ve elbette yaşam tarzlarını belirleme haklarını korumak için demokratik ve kararlı mücadelelerini ısrarla ve kararlılıkla sürdüreceklerine ve kazanımlarının geriye götürülmesine karşı mücadele edeceklerine inanıyorum. Türkiye’de “kadın sorunu yoktur ama erkek sorunu” vardır. Atatürk erkek egemen, kadının adının olmadığı toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların temelinde “kadınlara karşı ihmal ve kusurun” bulunduğunu, 1923 yılında söyleyerek, bu yakıcı gerçekle yüzyüze gelmemizi sağlamıştır. Kadın - erkek, özgür, bağımsız, uygar ve mutlu bir yaşam için, kadın hakları ve eşitliği için herşeye rağmen mücadeleye devam... Tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar gününü kutluyor, hepsine saygılarımı sunuyorum.

Tekirdağ’a çağrı!

Tekirdağ Milli Merkez Başkanı Sn. İlhan Ozan ve Tekirdağ Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sn. Nuran Ülker’in 8 Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle, bugün Tekirdağ’da düzenlemiş oldukları etkinliğe katılacağım. Tekirdağ Ticaret Odasında saat 14.00’de düzenlenecek bu etkinliğe, Tekirdağ’lı tüm Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve yurtsever yurttaşlarımızı bekliyoruz.

Ufuk SÖYLEMEZ - 08 Mart 2014 - Aydınlık

Son Yazılar