bessam abdullah225

Suriye ‘devrim’ müftüsü!

Son üç senedir Suriye sahasında yaşadıklarımızı dışardan takip eden

Türk okurlarımızın detaylı olarak bilmesi zordur. Özellikle sahadaki isimler ve kimlikleri üzerinde kapsamlı bilgi sahibi olmaları da meşakkatli bir iştir. NATO ve ABD’yi Suriye’yi işgal etmeye davet edenleri geçmiş çalışmalarımızda ele almıştık. Bugün özellikle kendilerini “muhalefet” olarak ortaya koyanların, ülkemizi hangi şer-i hükümlere binaen nasıl yönetecekleri hakkında kendi ağızlarından aktarmak istiyoruz. Bu yazıda Abdul Munam Mustafa Hleyma, Abu Basir El-Tartusi lakabı ile maruf Suriye “devrim müftüsünü” masaya yatıracağız.

İnanç için zor kullanmak!

Suriye krizinin ilk günlerinden itibaren fetvaları ile “mücahit” taraftarları arasında önemli bir şahsiyet olarak kabul edildi. Kim olduğu bilinmeden kararları “şeriat devrim” yasaları olarak tatbik edildi. Suriye’nin sahil kenti Tartus’ta 3 Ekim 1959’da doğdu. Filistinli bir hanımla evli ve dört çocuk babası. Selefi bir ailede büyüdü. Çocukluğundan beri içinde yetiştiği “cihat” terbiyesi ile her daim övündü. Her fırsatta şu iki ana görüşü savunmuştur: İslam Allah’ın dini olup mutlaktır. Başka hiçbir din veya inanç İslam ile savaşamaz ve ona eş kılınamaz. Bu inancı mutlak kılmak ve benimsetmek için zor gereklidir ve kullanılmalıdır. 80’li yıllarda, Suriye “Müslüman” Kardeşler Örgütü içinde aktif olmuştur. Henüz 17 yaşındayken Tartus kentinin muhtelif semtlerinde duvarlara “cihat” şiarları yazarak, “öncü savaşçılar” hareketi içinde siyasi eylem hayatına atılmıştır.

Erdoğan’ın misyonuna benzer!

Abu Basir El-Tartusi, 1979’da Halep Topçu akademisinde aday subaylara karşı organize ettiği katliam ile adını duyuran Adnan Ukla’ya karşı derin bir hayranlık içindeydi. Bu “mücahit” önce Ürdün’e kaçtı. Ürdün İhvan hareketinin (Müslüman Kardeşler Örgütü) bugün Erdoğan hükümetin Suriye için üstlendiği misyonun bir benzerini yerine getiriyordu. 1981’de Afganistan’a geçti. Peşavar’da El-Kaide’nin ve Cihat fikrinin ruh babası olarak kabul edilen Abdullah Azzam ile tanıştı. 1987’de Ürdün’e döndü. Burada Abu Mas’ab El-Zerkavi’nin yanına yerleşti. Burada “demokrasi ilkeleri”, özür dilerim, tekfiri ilkeler üzerine bir kitap yazdı. Bundan dolayı Ürdün’den uzaklaştırıldı. Yemen’e gitti. Burada üç sene ikamet etti. Sonra önce Malezya’ya oradan Tayland’a gitti. Ardından küfür diyarı olarak telakki ettiği İngiltere’ye yerleşti. İngiltere için: “Burası küfür diyarıdır. Ancak burada Allah’ın dinini özgürce yayma imkânları mevcuttur. Bu olanakları, zalim ve müstebit yöneticilerden dolayı, Müslüman ülkelerde bulamadık” demiştir. Cezayir, Somali ve hatta Taliban için önemli bir merci olduktan sonra, Nisan 2012’de “cihat etmek” üzere Suriye’ye geldi.

‘Suriye-İran-Hizbullah yıkılmalı’

El-Tartusi Suriye’de ilk mezhepçi fetvaları veren kişidir. 20 Mart 2011’de İngiltere’de kurduğu ve “Suriye Rejimine İslami Muhalefet” unvanı ile açtığı Facebook elektronik haber sitesi üzerinden korkunç mezhep fetvaları yayınlamıştır. Mezhepler tarihi üzerine o kadar uzman ki (!), Suriye rejimine hakim olan tabakayı Karmat mezhebi mensupları olarak adlandırmaktadır. Karmat hareketi 9. yüzyılda Irak’ta Abbasi zulmüne karşı ilk köylü hareketi olarak zuhur etmiştir. El-Tartusi üç rejimin yıkılmasının esas hedeflerini teşkil ettiğini söylemiştir: “Suriye’nin mezhepçi rejimi, İran’ın Rafızi rejimi ve Lübnan Hizbullah Rafızileri”... Böylece “mücahit” el-Tartusi, ABD, Natanyahu ve Suudi rejiminin hedefleri ile uyum halinde yürümektedir.

Allah’tan çok Batı’ya güveniyor!

Gelin şimdi de Suriye için dillendirdiği fetvaları okuyalım: Vergi ve faturalar Suriye rejimi çökünceye kadar ödenmemelidir. Okullar ve eğitim Esad gidinceye kadar boykot edilmelidir. Hâlbuki kendisi donanımlı ve bütün edebiyat ve fen bölümlerini eğiten okullardan mezun olmuştu. Şimdi rahat kullanabileceği cahil nesillere ihtiyaç duyduğu için okulları boykot etmeye davet etmektedir. Silahlı isyanın Allah’ın emri olduğunu beyan etmiş ve barışçıl gösteriler talep edenleri küffar olarak nitelendirmiştir. Bu fetva ile kendisini Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi tayin etmiştir. Suriye içinde askeri bir oluşum yarattıktan sonra dış müdahalenin muhakkak yapılması gerektiğini telkin etmiştir. Böylece, NATO ve Batılı efendilerine güvendiği kadar Allah’a güvenmediği tescil edilmektedir. Müslümanlara destek vermeyen ve her türlü ihtiyaçlarını karşılamayan kâfir kabul edilmiştir.

Her daim Erdoğan’a teşekkür!

Nisan 2012’de Türkiye’ye gelir. Burada bulunan dostları ile “İslam Şafak hareketi” adlı terör örgütünü inşa etti. Bu örgütü Türkiye sınırındaki İdlib vilayetine taşıdı. Örgüt faaliyetleri Halep’e kadar uzandı. “Hak Alayı” adlı ikinci terör örgütünü Humus’ta inşa etti. Daha sonra iki örgütün birleşmesi ile “Özgür İslam Şam Hareketi” kuruldu. Suudi istihbaratının Suriye’deki memuru olan Zehran Alluş’un önderliğindeki “İslam Ordusu” adlı terör örgütü ile birleşerek “İslami Cephe’yi” kurdular. İşte bu cepheyi Washington ve Davutoğlu “ılımlı” ve Suriye’nin “meşru muhalefeti” olarak pazarlamışlardır. El-Tartusi Vahhabi olduğunu saklamamakta ve bununla iftihar ettiğini açık olarak ilan etmektedir. Facebook sayfasında her daim Erdoğan-Davutoğlu rejimine şükranlarını sunmaktadır. Suriye’nin en önemli din âlimi Dr. Ramazan el-Buti’ye onlarca yıldır saldırmaktaydı. Katledilmesinin ardından duyduğu memnuniyeti aleni olarak paylaşmıştır. Kahire El-Ezhar külliyesi şeyhi Ahmet el-Tayyib ile Kudüs Camii müftüsü Salah Abu Arfa’yı “karanlık şeyhler” olarak vasıflandırmıştır. Laik ve demokratik sistemleri küfür rejimleri olarak adlandırmıştır. Bu sistemleri savunanları Allah’a şirk koşmakla tehdit etmiştir.

Bu Suriye “devrim” müftüsünün ABD, İsrail ve Batı Emperyalist devletleri için hiç bir fetvası yoktur. İslam ve İnsan düşmanı Vahhabizm bunların kıblesidir. Suriye halkı ve ordusunun üç senedir kime karşı savaştığı ortada değil mi? Ancak mum ışığının körler arasındaki kıymeti nedir ki.

Bessam Abu ABDULLAH - 06 Mart 2014 - Aydınlık

Son Yazılar