ufuk soylemez225

Söylesem faydası yok sussam gönül razı değil... (1)

17 yıldan beri her 28 Şubat’ta, medyada yüzlerce yazı yayınlanıyor

ve yine çok sayıda yorum ve analiz yapılıyor.

Ancak bana göre, bu yazı ve yorumların çok az bir kısmı objektif, bilgiye dayalı ve sağlıklı analizleri ortaya koyabiliyor.

Büyük bölümü ise maalesef inanç ve ideolojilerin bakış açıları esas alınarak yapıldığı için, önemli eksiklikler, hatalı, yanlı ve yanlış tespit, varsayım ve tahliller içeriyor.

28 Şubat sürecinin hem muhatabı, hem de mağdurlarından birisi ve canlı tanığı olarak bu konudaki düşünce, tespit ve analizlerimi çeşitli defalarda, gazete yazıları ve TV söyleşilerinde dile getirmeme rağmen, her yıl oluşan bu gündeme ilgisiz-duyarsız ya da sessiz kalmanın, hem bir siyaset ve devlet adamı olmanın, hem de okurlara doğru ve sağlıklı bilgi ve analizler yapmanın etik sorumluluğu gereği mümkün ve doğru olmadığını düşünüyorum.

Çünkü TBMM’de kurulan 28 Şubat’ı araştırmakla görevli araştırma komisyonuna davet edilmeme ve orada da düşüncelerimi ayrıntılı bir şekilde anlatmama rağmen, söylediklerimin sonuç raporunda adeta “sansüre” uğradığını da gördüm.

O nedenle yazımın başlığını, Fuzuli’nin ünlü dizelerinden esinlenerek koydum.

Ne demiş Fuzuli;

“...Beyhude gamlanma divane gönül,

Cümle âlemin rızkını veren vardır.

Yaptığın hatayı görmüyor sanma,

Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır.

Mal-ı emlakım var deyü güvenme,

Arkam var deyü dayanma

Sırt üstü insanı yere seren vardır.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil,

Çektiğim alamı bir ben bir de Allah’ım bilir...”

28 Şubat ne ‘devedir’ ne de ‘kuş’

28 Şubat kolayca kategorize edilebilecek bir süreç değildir. Tıpkı bir madalyon gibi iki farklı yüzü vardır.

Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bana göre 12 Eylül de, 12 Mart da ve 28 Şubat da, sonuçları itibarıyla ABD ve NATO’nun tam desteğini ve doğrudan ya da örtülü teşviğini alan süreçlerdir.

Türkiye’de yaşanan bu süreçlerin milli ve bağımsız niteliği yoktur.

28 Şubat sürecinin laik karakteri, onun emperyalizm ve neo-liberalizm karşıtı bir süreç olduğu anlamına gelmez, gelmemelidir.

ABD o dönemde henüz BOP projesini açıklamamış ve hayata geçirmemişti.

Dinci radikalizm ve fundamentalizme karşı, Türkiye’de laik rejimi destekliyordu. (Halbuki bugün laik rejime karşı, dinci-radikal-mezhepçi ve sonuçları itibarıyla fiyasko olan bir BOP siyasetini dayatıyor.)

28 Şubat sürecinde, Türkiye’deki tekelci sermaye ve kartel medyası da, F tipi cemaat görünümlü terör örgütü de, Somali operasyonunda ABD’den takdir almış “Bir” general de, aynı çizgide nasıl olup da buluşabilmişlerdi.

Ya da; 28 Şubat sürecinde kartel medyasının Amiral gemisi olarak nitelendirilen Hürriyet gazetesinin 18 Nisan 1997 tarihli nüshasında Fethullah Gülen, Refah Yol hükümetine “Beceremediniz artık bırakın” diye sürmanşetten nasıl olup da çağrı yapabilmişti.

Not: Yazının ikinci kısmı yarın yayımlanacaktır.

Ufuk SÖYLEMEZ - 01 Mart 2014 - Aydınlık

Son Yazılar