bessam abdullah225

Şam-Ankara hattını tekrar ihya etmek! (1)

Cumhurbaşkanı Gül'ün İtalya ziyareti dönüşü

Suriye'deki savaş ile alakalı yaptığı açıklamalar kayda değer. Bu savaşın Türkiye için oluşturduğu tehditleri algılaması da mühim. Türkiye Büyükelçileri önünde yaptığı konuşma esnasında, "amatörler stratejileri yazar, profesyoneller uygular" sözü de anlamlıydı. "Şam muhalefete kıyasla İran sayesinde daha güçlü" itirafı da es geçilmemeli. Gül, "Suriye, İran için yaşam ve ölüm kadar önemlidir. Ancak Türkiye için "insani bir meseledir(!)" sözü çok enteresan bir ifade. Bu haliyle alacak olursak, Suriye meselesi Rusya için de "sıcak denizlere ulaşma" meselesi olmalıdır. Gül, Suriye'de olanı, "rejim ile muhalefet arasında bir çatışma olarak görmemeli. Muhalefet kendi arasında çatışıyor" olarak itiraf etmesi dikkat çekmiştir. Gül: "Suriye ile olan 900km uzunluğundaki sınırımızda radikal gruplar var. Aralarında delice savaşıyorlar. Bölgesel güvenliği tehdit ediyorlar. 'Türkiye Suriye'deki radikal gruplara destek veriyor' suçlaması iftiradır. Sorumluluktan kaçmaktır" demiştir.

MİT milli değil mi?

Gül bu açıklamaları yaptığı sırada, medya 315 El-Kaide bağlantılı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Suriye'ye giriş yaptıklarını, 82'sinin o gün öldürüldüğünü yazdı. Ayrıca Interpol, 'Türkiye'nin toprakları üzerinden Suriye'ye giriş yapmak isteyen 1100 militana giriş izni vermediği', yönünde bir açıklamada bulundu. Interpol'e Türk emniyetinin aktarmış olduğu rapora binaen, Türkiye'nin 2011-2013 yılları arasında radikal gruplarla bağlantılı 96 (!) kişiyi ele geçirdiğini, bunlardan 40(!) kişinin tutuklandığı görülmektedir. Ne büyük bir rakammış (!) Ancak sorulması gereken şudur: MİT, Suriye sahasında 75-110 bin militanın Suriye devletine karşı savaştığını ifade etmektedir. Bunlardan en az 26 bin militanın radikal tekfiri gruplara ait olduğu, en az 7 bin yabancı teröristin El Kaide saflarında yer aldığı, bunların ABD ve çeşitli Batı devletlerin vatandaşı olduğu bilgisi de çok kimsenin malumu. Her şeyi bilen Interpol ve MİT, 83 farklı ülkeden gelen bu kişilerin nerede askeri eğitim aldıklarını; nereden geldiklerini; Suriye'ye nasıl ve nereden girdiklerini; onları otellerde kimin ağırladığını, kimin finanse ettiğini; irtibat kuryelerini bilmiyor mu? Hangi havalimanlarını kullandıklarını; onları kimin karşılayıp hududa kadar refakat ettiğini bilmiyor mu? Milli İstihbarat Teşkilatı bilmiyorsa ya milli değildir ya da ülke güvenliğini koruyamayacak kadar acizdir.

Hacca gitmek sana mı nasip oldu?

Suriye hükümeti konuyla ilgili BM'ye teferruatlı tam 500 mektup iletmiştir. Bu mektupların 267'si terör faaliyetleri ve terörizme karşı yapılması gerekenlerle alakalıdır. Bu mektuplarda ayrıntılı olarak Türkiye sahasının nasıl kullanıldığını ve Erdoğan hükümetinin sunduğu açık ve gizli bütün yardımlar detaylı olarak paylaşılmıştır.

AKP içinde birileri, Davutoğlu ve onun yandaş medyadaki borazanı İbrahim Karagül'ün yeniden "tampon bölge" ve "Suriye savaşına müdahil olmanın gerekliliği" türkülerini temcit pilavı gibi ısıtıp önümüze koyuyor. Davutoğlu ve medyadaki tercümanlarına bir Arap atasözünü hatırlatarak cevap vereyim: Millet Hacdan dönerken Hacca gitme kısmeti sana mı nasip oldu?

Davutoğlu yalana bel bağladı!

Davutoğlu, 2. Cenevre'ye giderken kendisini halen 2011'de farz etmişti. Bundan dolayı hayal dehlizlerinde kaldı. Olgun ve profesyonel diplomata yakışmayan davranışlar sergiledi. Yalan olduğunu bildiği işkence fotoğraflarına umut bağladı. AA ve TRT'yi sorumsuzca kullandı. Buna rağmen, Türkiye diplomasi tarihi ile bağdaşmayan açıklamalarda bulunarak suyu kirletmeye yeminli olduğunu ortaya koymuştur. Tekrar hatırlatalım:

Suriye ordusu ülkenin her karış toprağında ilerleme kaydetmeye devam ediyor

Yurtdışı mutfaklarında pişirilen muhalefet beceriksizdir. Suriye'de karşılığı yoktur.

Suriye'ye dayatılan uluslararası kirli savaşın büyüklüğünü idrak eden Suriye halkının mizacı çok değişti. Oyunu idrak etti. Bölge hükümetlerin kumpas ve komplolarını gördü. Erdoğan hükümetinin gerçek niyetini keşfetti. Suriye halkının öfkesi arttı ve bilendi.

Batı'nın İran ile sağladığı Nükleer anlaşmanın yansımaları bölgeyi farklı etkileyecek

Malumun ilanı: sıhhatınız için!

Suriye'de tek çözümün siyasi olacağı kabul edildi!

Davutoğlu çaplı bir diplomat olmadığı için bilmeyebilir. 2. Cenevre Suriye devletinin meşruiyetini tescil konferansıdır. Üç sene boyunca yıkmaya çalıştıkları, kabul etmedikleri muhatap almayız dedikleri Suriye hükümeti masadadır ve o olmadan hiçbir çözümün olmayacağının kabulüdür. Malumun Dünya kamuoyuna ilanıdır.

Erdoğan-Davutoğlu dış politikası Suriye'de müteveffa olmuştur. Yani iflas etmiştir. Suriye devletini yıkmak ve Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirmek için her şeyi yaptılar. Suriye'ye karşı İnsan aklının tahayyül edemeyeceği kumpas ve komplolarda yer aldılar. Önümüzdeki Devlet başkanlığı seçiminde Beşar Esad'ın 7 yıllığına ve onların ağızlarına peleng yaptığı seçim sandığı ve Suriye halkının özgür iradesi ile tekrar Suriye'nin Devlet başkanı olacağına kendilerini alıştırırlarsa sıhhatleri için iyi olur

Davutoğlu'nun eseri olan bölge ile sırf sorun ve Türkiye'yi sıkıntıya sokan politikaları Erdoğan hükümetini daha da zor durumda bırakacaktır

Suriye faturası sadece Erdoğan'a kesilecek. Onu bu bataklığa teşvik eden yakın (Davutoğlu) ve uzak dostları (ABD, Katar, Suudi hanedanlığı) onu yalnız bırakacak.

Önerilerle devam edeceğiz!

Erdoğan'ın son İran ziyareti iktisadi öncelikli de olsa Suriye bu ziyaretin mihenk taşı oldu. İran, Erdoğan'ın Suriye sahasında intihar ettiğine inanıyor ve Erdoğan'ın haksızca tırmandığı Suriye ağacından inmenin mümkün olduğunu telkin ediyor. İnmediği takdirde çok kötü düşeceğini ve her tarafını kıracağını samimi olarak ikaz ediyor. Dünya ve bölge koşullarının değiştiğini, yeniden tanzim edildiğini, Erdoğan'ın acele etmediği takdirde bu oluşumda yer alamayacağını ve bölgedeki terör ateşinin kendisini yakacağını dostça hatırlatıyor.

Bütün bu gelişmeler ışığında sormamız gereken en hayati soru şudur: Şam ve Ankara arasında tekrar Muaviye'nin açık kapı diplomasisini ihya etmek mümkün müdür? Külün örttüğü ateşin altında halen alev alabilecek cemre var mıdır? Bu soruya iki ülkenin stratejik güvenliği ve iki halkın ulvi çıkarları çerçevesinde cevap aramalıyız. Yaraya tuz basarak unutmadan, dersler alarak ama inat ve kibirden uzak durarak bu sorunu çözmek zorundayız. Yarın Şam-Ankara hattını ihya etmek mümkün mü? Bu nasıl olabilir? önerilerimizle devam edeceğiz.

Bessam Abu ABDULLAH - 06 Şubat 2014 - Aydınlık

Son Yazılar