“Yargılamada gerçek ortaya çıkacaktır.”

Bu cümle son derece önemlidir. Yurttaşların, hukuk sistemine olan güvenini ifade eder.

Ve bir siyasal sistemin ayakta durması, önemli ölçüde yurttaşlar arasında bu güven duygusunun varlığına bağlıdır.


Başka coğrafyalarda bu kanaat değişik şekillerde dile getirilmiştir. Örneğin,

“Berlin’de hakimler var.” Veya;

“Fırat’ın kenarında kaybolan kuzunun hesabı Ömer’den sorulur” gibi.

Ve “Berlin’de hakimlerin olmadığı” veya “Kaybolan kuzunun hesabının sorulabileceği kimsenin bulunmadığı” durumlarda ise insanlar, “başının çaresine bakar.”

O durumda “kendi hakkını kendi aramak”, toplum vicdanında meşru hale gelir.

ORTAYA ÇIKAN GERÇEK


Ergenekon soruşturması başladığı zamanlarda, ne olup bittiğini anlamayan, tertibi görmeyen, kurulan tezgahın farkında olmayanlar sık sık tekrarlıyorlardı:

“Yargılamada gerçek ortaya çıkacaktır.”

İşçi Partililer hariç, göz altına alınanların hemen hepsi, basında konu üzerine sözüm ona “hukuka saygı” adına ahkâm kesenler, Türkiye’nin bu önemli gündem maddesi ile ilgili olarak konuşan siyaset adamları hep bu klişe sözü tekrarladılar.

Ama tertip başladığından bu yana tam üç yıl geçti. Ve artık şimdi görüldü ki bu soruşturmanın Cumhuriyet tarihinde bir örneği yoktur.

Sözüm ona “devlet görevlileri” bir yerlerde “sahte kanıt” üretmektedir. “Sahte kanıtlar” hedef kişilerin işyerlerine veya evlerine yerleştirilmektedir.

En büyük “kanıt”, imzasız ihbar mektuplarıdır. Veya kimden geldiği belli olmayan elektronik postalardır. Veya aynı şekildeki telefon ihbarlarıdır.

Gerçekte bu “ihbarlar”, kurulan tezgâhın bir parçası olarak, “görevlendirilmiş kişiler” tarafından yapılmaktadır.

Ergenekon tertibi öncesi Türkiye’de usul şöyleydi: Bir ihbar olduğunda polis veya savcılık araştırır, ihbarı doğrulayan kanıtlara ulaştığı zaman soruşturmayı başlatırdı.

Ama Ergenekon tertibinde öyle olmadı. “İhbarlar” yeterli kanıt sayıldı. Siyasi Parti yöneticileri, profesörler, gazeteciler ve subaylar gözaltına alındı ve gene başka hiçbir kanıta gerek duyulmadan tutuklandılar.

Bununla da yetinmediler. Tutuklular, başlayan yargılamalarda sahipsiz ihbarlarda sözü edilen iddiaları teker teker çürüttüler. Ama nafile!

Ortada suç yok. Suç kanıtı yok. Ama insanlar iki yıldır, üç yıldır tutuklu.

KEÇİÖREN VE HEKİMHAN

İşte o zaman ayaklar suya erdi. Anlaşıldı ki Türkiye’de, Cumhuriyet Hukuku kalmamıştır.

Cumhuriyet Hukuku’nun yerini F Tipi Hukuk veya başka bir ifadeyle Amerikan Hukuku almıştır.

Bu gerçek yurttaşlar tarafından kavrandığı içindir ki Adalet eski Bakanı sayın Seyfi Oktay’ı Keçiören’deki evinden almaya giden polisler, öfkeli kalabalığın içinde zor anlar yaşadılar. Polis arabasının camları kırıldı.

Ardından, Seyfi Oktay’ın hemşehrileri, Hekimhan’da bir yürüyüş ve miting yaparak gözaltına alınmayı protesto ettiler.

Artık hiç kimse “Yargılamanın sonunda gerçek ortaya çıkacaktır” demiyor. Ve işte bu nokta, mevcut hukuk sistemine güvenin bittiği yerdir.

Böyle olduğu içindir ki millet şimdi yavaş yavaş “kendi başının çaresine bakmanın” işaretlerini vermektedir.

“İSYAN EDİYORUM!”


İşçi Partisi Genel Sekreteri Avukat sayın Hasan Basri Özbey’in 7 Haziran günü Ergenekon duruşmasında yapmış olduğu konuşma, yaşadığımız koşulların özlü ifadesidir. Olduğu gibi okuyucunun bilgisine sunuyoruz:

“Bu davaya, Türk milletinin tarih bilincini yok etmek için "Ergenekon" adı verilmişti. Son operasyona da "Adalet Operasyonu" adı verildi; adaletin ırzına geçmek için.

Mehmet Cengiz'e ne soruldu? Köksal Şengün soruldu. Kadir Özbek soruldu. Oktay Kuban soruldu. Hukuka aykırılıklara karşı ne kadar Hakim varsa hepsi soruldu. Bu soruşturmada asıl hedef sizsiniz, hedef Türk yargısı. Burada herkes kendi payını görsün. Mehmet Cengiz sizi etkilemiş! Ben de sizi etkiliyorum ve etkilemeye devam edeceğim. Buradaki meslektaşlarımızın hepsi aynı görevi yürütüyor.

Mehmet Cengiz'in evinde yapılan aramalarda toplanan delil torbaları açıldığında bir meslektaşım diyor ki; "Sayın hakim, delil olarak ne var bu torbalarda?" Hakim yanıt veriyor: "Torbalarda bir şey yok, ama o Doğu Perinçek'in avukatı".

Mehmet Cengiz, bu savcıların "arıyoruz" dedikleri Gladyo'nun işkencehanelerinden geçti. Ziver Bey Köşkü'nde 3 ay işkence gördü. Silivri Zindanı mı korkutacak Mehmet Cengiz'i? O, bütün işkencelere direnecek yiğit bir devrimcidir.

Ben, Atatürk'ün onur duyarak açtığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan bir avukatım. İsyan ediyorum! İsyan ediyorum! Biz bunun altında kalır mıyız sanıyorsunuz? Hadi yiğitseniz karşı çıkın! Eyy tertibe alet olanlar, aklınızı başınıza alın.

Güvendiğiniz güçler çatır çatır yıkılıyor.

Bir sözüm de Mahkeme Heyetine. Hakimlik onurunuza sahip çıkın. Çünkü bu, milletin ve devletin onurudur. Yok eğer sahip çıkmıyorsanız orada oturmayın.

Siz de mi korkuyorsunuz? Korkmayın. İstiklal Marşı, "Korkma" diye başlıyor. Siz de korkmayın. Şimdi siz burada oturun. Ama biz bu tiyatroya alet olmayız. İsyan ediyoruz. Cübbelerimizi çıkararak bu salonu terk ediyoruz.”

Evet, sözün bittiği yerdeyiz.

Mehmet Bedri GÜLTEKİN - 10 Haziran 2010 - Ulusal Kanal
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar