KÜRT SORUNU

Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olarak yaptığı ilk konuşmanın ardından bilumum neoliberaller, dönek takımı ve Batı destekli ayrılıkçılar, hep bir ağızdan Kürt sorunundan hareketle saldırıya geçtiler.


Onlara göre “etnik temelde siyaset yapmaya karşı çıkmak, Kürt sorununun varlığını inkar etmek ile aynı şeydi.”

AKP’liler de benzer görüşleri tekrarladılar.

Geldiğimiz aşamada Kürt Sorunu, bugüne kadar izlenen politikaların sonucu olarak, Türkiye’nin yumuşak karnı olmuştur.

AKP’nin “Kürt açılımı” ise deyim yerindeyse ülkemizi bir uçurumun kenarına getirmiş bulunuyor.

Bu noktada, Kürt sorununda izlenecek politikaları netlikle saptamak ve cesaretle savunmak gerekiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu ise Murat Yetkin ve Fikret Bila ile yaptığı söyleşide; “Kurultay’da ki konuşmanızda Kürt demekten özellikle mi kaçındınız?” şeklindeki soruya, “Ben Kürt demedim, Türk de demedim, Çerkez de demedim” diye cevap vererek, bu konuda net bir tutumunun olmadığını gösterdi.

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerin Kürt Sorununa çözüm programlarının karşısında, Türkiye’nin de bir çözümü olmalıdır ve vardır. İşte o programın maddeleri:

TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜMÜ

1. Kürt sorunu demokratik haklar açısından esas olarak çözülmüştür. Kürt dilinde basın yayın özgürlüğü, Kürtçe öğrenim kurumlarının açılması, örgütlenme alanında elde edilen haklar, Kültür kurumlarının serbestçe faaliyeti sağlanmıştır.

Ama Kürt sorunu bütün bu gelişmelere rağmen her zamankinden çok daha ağır bir sorun olarak önümüzdedir. Çünkü Kürt sorunu bugün bir “hak ve özgürlük sorunu” olarak değil, emperyalizmin Bölgemize ilişkin planlarının bir parçası olarak önümüzdedir.

2. Türk Milleti bir etnik grup veya ırk değildir. Atatürk’ün 1930 yılında Medeni Bilgiler kitabında tanımladığı üzere, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

3. Kürt sorunu emperyalizme karşı mücadele temelinde Türk ile Kürdü birleştirerek çözülür. Yani Türkiye öncelikle ABD ve AB kapısından kurtulmak zorundadır.

4. Batı destekli ayrılıkçı teröre karşı mücadelenin temel şartı halkı kazanmaktır.

5. Yoksul ve topraksız Kürt köylüsünü toprağa ve özgürlüğe kavuşturmak, sorunu çözme yolunda halkla birleşmenin en önemli tedbirleri arasındadır. Ortaçağ ilişkilerinin tasfiye edilmesiyle köylünün özgürlüğe kavuşması, Cumhuriyetin en büyük dayanağının ortaya çıkarılması anlamına gelecektir.

6. Geldiğimiz aşamada Irak’ın toprak bütünlüğünün Türkiye açısından ifade ettiği anlam, net olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Türkiye kendi bütünlüğünü ve birliği için Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmak zorundadır.

7. Günümüzde hiçbir sorun ulusal sınırların içine hapsolunarak çözülemez. Kürt sorunu da ulusal sınırlar içinde köklü çözüme ulaşamayacak sorunların başında gelmektedir. Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’ın içinde yer alacağı Batı Asya Birliği, Kürt sorununun nihai ve kalıcı bir çözüme ulaştırılması yolunda son derece uygun bir zemin yaratacaktır.

AVRASYA SEÇENEĞİ

Türkiye ABD güdümündedir ve AB kapısına bağlıdır. Bugün yaşadığımız krizin en büyük nedeni budur.

Bu gerçeği görmeden “Avrupa Birliğini Türkiye için bir Medeniyet Projesi” olarak kabul etmek, Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasının en talihsiz sözleri olmuştur.

Gerçi Kılıçdaroğlu aynı konuşmasında Türkiye’nin Avrupa Birliğine mahkum olmadığını söyleyerek aynı zamanda, çıkış yoluna ilişkin kapıyı en azından aralamıştır. Ama net olarak belirlemek gerekiyor:

Atlantik uygarlığı çökmektedir. Amerika ve Avrupa derin krizler içindedirler. Gelecekleri yoktur.

İzlanda ve Yunanistan’ın iflas etmelerinin ardından şimdi sıra İspanya’dadır. Euro’nun ortak para birimi olarak kalıp kalmayacağına dair şüpheler Angela Merkel tarafından seslendirilmektedir.

Her şeyi bir yana bırakalım: Türkiye’yi, çökmekte olan bir uygarlığın arkasına takmanın ülke çıkarlarıyla bir ilgisi yoktur.

Tam tersine ABD güdümü ve AB Kapısı; devlet olarak varlığımızı ve egemenliğimizi tehdit etmektedir.

Türkiye’nin sınırları açıkça tartışılmaktadır.

Kürt açılımı, Irak’taki kukla devletin Türkiye’ye doğru genişletilmesi anlamına gelmektedir.

Ermeni açılımı, Kars ve Lozan Antlaşmaları ile elde ettiğimiz kazanımları yok sayılmasının dünyaya ilan edilmesidir.

Alevi açılımı, millet olarak çözülmemiz, Ortaçağın cemaatler toplumuna geri dönmemiz anlamına geliyor.

Bütün bu tehlikeleri önlemenin biricik yolu dış politikada köklü bir değişiklikten geçiyor.

Türkiye çürüyen ve çöken Atlantik uygarlığının değil, yükselen Asya’nın bir parçası olduğu bilinciyle hareket etmelidir.

NATO’dan çıkmalı, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin kendi varlığına yönelen en büyük tehdit olduğu gerçeğini görmelidir.

Avrasya Seçeneği, 60 yıllık yanlış yönelimin alternatifi olan biricik çözümdür.

İşte yaşadığımız derin krizden Türkiye’yi çıkaracak olan biricik program budur.

Mehmet Bedri GÜLTEKİN - 31 Mayıs 2010 - Ulusal Kanal

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar