mehmet yuva225

Marjinal Davutoğlu ve Yüce Divan’lık suç!

Sayın Davutoğlu, 2. Cenevre toplantılarında

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Sayın Erdoğan ve Davutoğlu’nu hedef alan ağır suçlama ve itham dolu açıklamalarına birinci sayfada yer verdiği için, -özellikle Aydınlık gazetesi için- “marjinal” demiş. Marjinal, siyasi edebiyatımızda ‘aykırı, sıra dışı’ anlamında kullanılır. Niyet okuyucusu olayım; Davutoğlu’nun ‘marjinal’ tabirinde, ‘radikal, toplum dışı, kanunsuz ve hatta darbeci’ ifadesi arzulanmıştır. Arapça bilmediği için, İngilizce manasını Türkçemiz ve Arapçamıza dayatmıştır. Marjinal Aramice-Arapça ‘rej’ kökenlidir. Rejim sözcüğü (nizam, sistem) recm (recm etmek: taşlayarak katletmek) ile rejim uygulamak (kilo vermek, zayıflamak) sözcüğü de aynı kökenlidir. Sallamak, titretmek, deprem etkisi yaratmak anlamındadır. Aydınlık gazetesi Sayın Erdoğan-Davutoğlu rejimini sadece Suriye konusunda değil, onlarca meselede sallayan, titreten ve deprem etkisi yaratan yazı ve haberlere imza atmıştır. Marjinal olmak sallamaktır, deprem etkisi yaratmaktır. Günümüz siyasi tabiri ile ‘Kral Çıplak’ demektir. Hükmedeni yağlayan, yıkayan ve parlatan medya, adi ve sıradandır. “Sayın Başbakan Erdoğan’da Allah’ın bütün sıfatları var” denildiği zaman gıkını çıkarmaz. Aydınlık gazetesi marjinal olmaya, yani sallamaya, titretmeye ve kimsesizlerin sesi olmaya, mazlum halkların marjinali olamaya devam edecektir.

Aydınlık gazetesini yakinen bilenler ve samimi olarak takip edenler yapılan olumlu çalışma ve projelere sahip çıktığını bilir.

Ülkemizin Milli beraberliği ve güvenliği konularında en hassas gazetelerin başında gelir.

Korkuyorsun!..

Sayın Davutoğlu, Aydınlık gazetesi, senin arzu ettiğin ifadenle, “marjinal” ise, yani uç ve toplumdışı ise, küçük bir grubun sesi ise, niçin bu kadar rahatsızsın? Sizi meleke olarak gören ve her daim parlatan onlarca televizyon ve gazeteniz var. Bakanlığınız, hükümetiniz, istihbaratınız, danışmanlarınız ve muazzam bir servetiniz var. Marjinal bir gazeteyi ciddiye almayın. Bırakın biz yazalım biz okuyalım. Ancak sizin arzuladığınız tabirle biz marjinal değiliz. Marjinal olan aslında sizsiniz. Bu kadar muazzam bir iktidar, imkân ve servet sahibi olmanıza rağmen çok korkuyorsunuz. Çünkü halkın vicdanı olamadınız. Mazlumun ve yetimin hakkını korumadınız, aksine yediniz. Kimsesizlerin sesi değil, muktedir ve daha büyük efendilerin borazanı ve memuru oldunuz. Milli güvenliği, birliği ve kuvvetler ayrılığını ayaklar altına aldınız. “Sıfır sorun” diye yola çıktınız. Sırf sorun mucidi oldunuz.

Genelevin başını muhalefetin başına getirdiniz!

Türkiye “Türkiye” olalı bu kadar düşmedi. 2. Cenevre’de muhalefet toplantıya başkanlık edecek şahsı seçmekte aciz. Kerry ve Davutoğlu ile yaptıkları onlarca özel toplantılara rağmen Cenevre’de neyi konuşmaya gittiklerini bilmeyecek kadar cahil. Bu toplantı, acil ateşkes, yardımların muhtaçlara hemen ulaştırılması, yabancı teröristlerin hali, seçim hazırlıkları ve kalıcı barışın sağlanması için ulusal diyalogun tesis edilmesi konularını ele almak için yapıldı.

Esad’ı istemiyorsan Esad’ın temsilcileri ile ne işin var!?

Suriye devleti meşru değilse oraya pişti oynamaya mı gittin!?

Suudi Arabistan’da kaçakçılıktan mahkûm olmuş, Katar’da iftira ve suikast iddiası ile aranmış ve Suriye’de kaçakçılık, Şam’da sürgünde yaşayan Katarlı eski bir Bakana suikast ve şantaj suçu sabit görüldüğünden hapis yatmış, afla çıktıktan sonra özel genelevler çalıştırdığı için arandığı iddia edilen Ahmet Carba’yı Suudi İstihbarat şefi Bendar Bin Sultan’ın emri ile Suriye “muhalefetinin” başına getirdiniz. Bu mahlûku “özgürlük, demokrasi ve devrimcilik” abidesi olarak pazarladınız. Irak, Cezayir ve Suriye’de tahripkar rolü müseccel olan Robert Ford’un memuru gibi konuşan Ahmet Carba’yı baş tacı ettiniz. Yakışır size! 2. Cenevre’nin ilk toplantısında, tarihi işgal ve cinayetlerle dolu ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Hanedanlığı, dedesini babası, babasını kendisi darbe ile değiştiren Katar Kralı ve adını haritada gösteremeyeceğiniz güruh ile “Suriye dostları” pozları verdiniz. Değil kimyasal, değil Katar’a kurulan Hollywood film stüdyoları, değil İngiltere’de bir apartman dairesinden İngiliz istihbarat bağlantılı, Katar destekli, Suudi finanslı organize edilen Suriye İnsan Hakları gözlem evleri, değil tarihi şaibe ve yolsuzluklarla dolu “hukuk büroları”, “buldum buldum” diyerek sokağa çıplak fırlayan AA Ajansı, TRT, CNN ve daha nice yalan ve iftiraları bile işe yaramıyor. Çünkü eviniz camdan ve marjinal ağırlığı olan Aydınlık taş camınızı param parça ediyor.

Hesabını verecekler!

Yeni Şafak gazetesinden İbrahim Karagül: “Davutoğlu’nun satır aralarından anladığım kadarıyla, son dönem TIR’ların durdurulması Suriye’de el Kaide’nin elini güçlendiriyor. Dışişleri Bakanı’nın Adana’da olduğu, Başbakan’ın Brüksel’e gitmeye hazırlandığı ve Cenevre Zirvesi başlamak üzereyken TIR operasyonları gerçekten de anlamlı olmalı!” diyor. Bu köylü kurnazı tam 2. Cenevre toplantısı öncesinde kime ait olduğunu bilmediği, hangi kaynaklarca piyasaya servis edildiği ortaya çıkmadığı binlerce işkence fotoğraflarının yayınlanmasını anlamlı bulmuyor. İbrahim Karagül, Sayın Davutoğlu ile uçakta sıcak koltuğuna gömülmüş muhabbet yaparken yüce divanlık suçu işliyor: “Kriz, Cenevre benzeri uluslararası toplantılarla çözülebilir olmaktan oldukça uzak görünüyor. Bir şekilde olaya müdahil olacak bir askeri seçenek gündeme gelecektir. Bugün uzak gibi görünse de işin gidişatından bu kaçınılmaz görünüyor. Türkiye için sınırın diğer tarafında istikrarlı bir bölge oluşturmak mecburiyeti doğabilir.” Bu egemen başka bir ülke toprağının işgaline teşvik demektir. Ve bu büyük bir suçtur. Bu sözün hesabını İbrahim Karagül ve bunu dillendiren yetkililer bir gün mahkeme önünde muhakkak vereceklerdir. Son söz: 2. Cenevre’den sonra yeni Rusya’yı yakın takibe alın.

Mehmet YUVA - 26 Ocak 2014 - Aydınlık

Son Yazılar