deniz yildirim tutuklu gazeteci225

İliştirilmiş gazeteciliğin iflası!

Yapılan resimde, yazılan şiirde, üniversite kürsülerinde terör arayan

50 yıllık bir zihniyetin devamıydı iktidardaki AKP koalisyonu. 1950'lerde Bahar sigarası paketinde "komünizm propagandası" arayanlar, Altan Öymen'i uçak kaçırmaktan yargılayanlar, 2000'li yıllar boyunca haberlerin ve kitapların arkasından terör örgütü çıkarma peşine düşmüşlerdi.

"Algıda suçlu yaratmak" medya savaşının en etkili yöntemi olarak öne çıktı. Bu yolla önce "terörist" denerek tutuklananlar, sonra itibarsızlaştırma operasyonlarının hedefi oluyor, sonuçta muhalifi susturmak taktik hedef haline geliyordu. Asıl amaç "yeni Türkiye" dedikleri Cumhuriyet'i tasfiye girişimiydi. Medya işini "hakkıyla" yapıyordu. Özel Yetkili Mahkemelerde aydınların, siyasi parti yöneticilerinin, subayların, gazetecilerin neden yargılandığına bakınca sayılan yöntemler bir bir uygulanmıştı.

Geçmişte askerin emriyle "hazırol"a geçen kimi "gazeteci"ler, sonrasında cemaatin isteğiyle hizaya girdi. Yani aktör değişse de figüranlar ve izleyiciler işini iyi yapıyordu. 2. Cumhuriyet'in Babıalisi böyle bir zeminde kuruldu.

İki Taktik!

AKP bu çerçevede, iktidarı boyunca medyanın üzerinde "havuç" ve "sopayı" eksik etmedi. Haluk Şahin bunu Son Notlar kitabında 'adam adama markaj, tam saha pres' diye vurguluyor. İki yönlü bir iktidar taktiği hata geçirildi. Birincisi Emre Kongar'ın "Yem Borusu" dediği "özgürlük havucu" ikincisi, söylemeye artık bıktığımız "kumpas" davalarındaki terör örgütü saçmalığıydı.

Hokkabazlık!

Bir tür "basın özgürlüğü hokkabazlığı" kurulmuştu. "Türkiye'de basın özgür. İçeride gazeteci yok, onlar terörist" iddiası kumpasa dahil bir söylemdi. Tıpkı 'TSK'yı değil cuntayı yargılıyoruz' , "İşçi Partisi'nin faaliyetlerini değil Ergenekon bağlantısını araştırıyoruz" yalanlarında olduğu gibiydi. Yıllarca tekrarlanıp durdu.

Bu suçlamayla hakkımızda mahkûmiyet verenler "Haşhaşi" olurken, biz cezaevinden haber ve yazılarımızla gazeteciliğe devam ettik. Doğu Perinçek, Ermeni soykırımı uydurmasına karşı AİHM'de ülkenin şerefini kurtarmaya devam etti. Tutsak subaylar "Mustafa Kemal'in askeri" olmayı öğretti.

Özeleştiri!

Irak'ta "kitle imha silahları var" diyerek ABD kamuoyunu savaşa ikna eden iliştirilmiş (embattled) Amerikalı gazeteciler; "gerçekleri yazsaydık Bush böle pervasız saldıramazdı", "ABD halkı bu sendromu yaşamazdı" dediler. Çoğu gazeteci de "acaba bana El Kaideci derler mi?" diyerek kendilerine oto sansür uyguladığını itiraf etti.

Ergenekon komplolarında da, günün birinde böyle bir özeleştiri verilecekti. Yalçın Akdoğan'la başlayan, Özlem Albayrak, Yıldıray Oğur, İbrahim Kiras, Hakan Albayrak ile tamamen açıklığa kavuşan "kandırıldık", "meğer kullanışlı aptallarmışız", "özür dilemek lazım" yazıları "gazetecilik" adına neler yapıldığının en somut örneği oldu. Diğer yandan hiç beklenmedik bir çıkış hafta içinde Samanyolu Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Abdülkadiroğlu'ndan geldi: "Samimilerse yeniden yargılamayı derhal hayata geçirsinler. Suçsuz insanlar cezaevinde kalmaya devam ediyor. İktidar eşini dostunu kurtardı. Aziz Yıldırım'ın günahı neydi?" dedi.

Ateş topu!

Açıklama, Cemaatin, Ergenekon ve diğer tertipleri örgütleyenleri gözden çıkaracağına yönelik bir ipucu olarak görülebilir. Nede olsa bu ateş topu tutanın elini yakıyor. Fakat en önemli sonuç ise "bağımsız, başı dik gazetecilik" bu süreçte kazandığını ilan ediyor.

Emille Zola yüz yıl önce uyarmıştı: "gerçek yürüyor, hiçbir şey onu durduramaz."

Deniz YILDIRIM - 25 Ocak 2014 - Aydınlık

Son Yazılar