bessam abdullah225

2. Cenevre masasında ne var?

Dünyanın ilgi odağında olan, bu kadar geniş katılımlı

Montrö açılışı ile resmen başlayan ve 24 Ocak'ta Cenevre'de aynı masa etrafında ilk kez bir araya gelecek olan Dışişleri Bakanı Velid Muallim liderliğindeki Suriye Devleti temsilcileri ve "Suriye Muhalefeti" adına katılacak olan bu toplantıyı, sadece Suriye'de vuku bulan hadise olarak görmek safça bir yaklaşım olacaktır.

Masanın bir ucunda Erdoğan diğer ucunda Türkiye'nin yurtseverleri!

Her şeyden evvel, Suriye meselesinde taraf olan kuvvetleri tekrar hatırlatalım:

Birinci eksen: Suriye, İran, Lübnan Hizbullahı, Irak, Arap Âlemi Yurtsever kuvvetleri, Rusya, Çin, BRİCS'in diğer üyeleri, Afrika ve Latin Amerika yurtsever ülkeleri ile Türkiye'nin Milli yurtsever güçleri bu eksenin en önemli kuvvetleridir.

İkinci Eksen: ABD önderliğinde, Batı Sömürge Emperyalist Devletleri ile bunların sahadaki araçları olan İsrail, Suudi Hanedanlığı, Katar Krallığı, Erdoğan Hükümeti, Ürdün Krallığı ile gerici-bağnaz terörist "Müslüman" Kardeşler Örgütü ve türevleri olan tekfiri dinci terör şebekelerinden oluşan kuvvetlerdir.

Çin-Rusya vetosu tek kutuplu dünyanın sonu!

Suriye meselesi ve artık dünyamızda hâsıl olacak bütün gelişmeleri bu iki eksenin mücadelesi olarak okuyamayanlar, tarihte ilk kez, Ekim 2011 tarihinde, BM Güvenlik Konseyinde ortaya çıkan Rusya-Çin vetosunun aslında ABD'nin tek kutuplu dünyasını sonlandırdığını anlayamamışlardı. 2. Cenevre toplantıları ile alakalı yorumları, şu veya bu ülkenin açıklamaları basında geniş yer alacağı muhakkaktır. Ancak perde arkasında sürecek uzlaşmaların, alınacak kararların doğru anlaşılması ve okunması elzemdir.

Ordu emirle durur, ya terör...

Bu yazımda sevgili Aydınlık okurları ile meselenin Şam ile ilgili boyutunu paylaşayım:

Şiddetin durdurulması meselesi: Herkesin ağzından eksik etmediği bu sözcük, aslında terörün durdurulması olarak anlaşılmalıdır. Suriye Ordusunun bir Genel Komutanı ve bir Savunma Bakanı var. Ve bir emir ile Suriye genelindeki bütün askeri faaliyetler durdurulur. Buna karşılık, Irak-Şam İslam devleti (IŞİD), El-Nusra, İslami Cephe ve farklı istihbarat merkezleri ile hükümetlerin kararı ile hareket eden örgütleri kim durduracak!? Bunun örneğine Halep'te şahit olduk. İnsani yardımların ulaşması, sivillerin tahliye edilmesi veya kaçırılan insanların serbest bırakılması için Suriye Ordusu ateşkes ilan etmesine rağmen, karşı taraf tam bir keşmekeşlik içinde hareket etmiştir. 2. Cenevre'de "muhalefeti" temsilen bulunan Doha "Koalisyonu" farklı merkezlere bağlı olarak hareket eden sahadaki diğer terör örgütlerine ve müttefiklerine nasıl söz geçireceklerdir?

Geçici Hükümet Meselesi:

1. Cenevre konferansı belgesine genel olarak katılan ancak Suriye Hükümetinin şerh koyduğu ve resmi bir yazı ile BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun'a ilettiği ve 2. Cenevre toplantısına katılım şartı olarak ortaya koyduğu mektubun muhtevası şöyledir:

Suriye 1. Cenevre toplantısına katılmamıştır. Onun katılmadığı bir toplantıdan çıkan kararlar bağlayıcı değildir. "Geçici Hükümet" fıkrası Suriye'nin egemenlik mefhumu ile çelişki arz etmektedir. Buna ek olarak böyle bir anlayış, sömürge, mandacılık veya vesayet dönemlerinde bile mevcut değildi. Tarihte böyle bir anlayışa sadece ABD'nin Irak'ı işgalinde şahit olduk. Irak devletini yıkıp, Irak ordusunu tasfiye ettikten sonra "Geçici Irak Hükümeti" denilen mefhum zuhur etti.

Suriye için, çok kimse, devleti ve kurumlarını yıkmak, orduyu tasfiye etmek üzerine iddia oynamıştı. Ancak savaşın şiddeti ve bu denli kirliliğine rağmen devlet ve kurumları dimdik ayaktadır, ordusu başı dik ayaktadır. İstihbarat kurumları daha azimli ve tecrübeli faaliyetlerine devam etmektedir. Medreseleri, üniversiteleri, bürokrasisi, bankaları, iktisadi müessesler, maaşlar, belediye hizmetleri, hastaneler çalışmaktadır.

Bu gerçekten hareketle Irak tecrübesi Suriye için geçerli değildir. Bu anlayış mevcut objektif koşullar ve egemenlik hususu gereğince kabul edilemez.

Suriye olarak hiçbir şekilde egemenlik nakli fikrini kabul etmiyor, tartışması dahil bu konunun gündeme gelmesini bile ret ediyoruz. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın geleceği ile konuşmak bizim ve müttefiklerimiz için kırmızı çizgidir. Bunun kararını hiçbir dış kuvvet belirleyemez. Karar sahibi tek merci Suriye halkıdır.

Terörizme karşı savaş ve terörün silahlandırılması meselesi:

Şam, Suriye meselesinin iki ana süreçten geçtiğini söylemektedir:

Dış kuvvetler ve sahadaki işbirlikçileri Suriye devletini yıkamamışlardır. Suriye halkı bu savaşı kazanmıştır.

Terörizme karşı mücadele sürmektedir. Uzun bir zaman alacaktır. Terörizme karşı savaşta bölgesel ve uluslararası işbirliği gerekmektedir.

Cenevre-2'nin siyasi başarısı ancak terör örgütlerine sağlanan askeri, maddi ve lojistik desteğin son bulması ile mümkün olacaktır. Bu desteği sağlayanlar üzerinde uluslararası baskı uygulanmalı, teröre destek vermeye devam edenler cezalandırılmalıdır. Özellikle, Suudi hanedanlığı, Katar ve AKP hükümeti sorumlu tutulmalıdır.

Suriye sahasında mevcut olan ve Avrupa'ya dönmeleri halinde Batı'yı en çok tedirgin eden yabancı teröristlerin konumu, Avrupa ve ABD, Rusya ile bir çözüm paketi üzerinde anlaşmalıdır. Esad'ın ifade ettiği gibi: "Suriye'nin terörizme karşı savaşı kaybetmesi bütün Dünya'nın terörle boğuşması" demektir.

Cenevre-2 veya Cenevre-10'nun siyasi başarısı ancak terörizme karşı kararlı bir irade ile mümkündür. Güvenlik ve istikrar olmadan siyasi, iktisadi ve sosyal hayat olmaz. Tekfiri dinci, talan ve sömürge zihniyetleri demokrasi kuramaz.

Yabancı istihbarat temsilcilerinin Şam'ı son zamanlarda bu kadar yoğun ziyaret etmelerinin sebebini 'leb demeden leblebiyi anlayanlar' ne demek istediğimi anlayacaklardır.

Bessam Abu ABDULLAH - 23 Ocak 2014 - Aydınlık

Son Yazılar