savci zekeriya oz yalan soylemez kilicdaroglu

'Cemaat Halk Partisi'

Paralel devlet, işlediği büyük suçları ve kanlı ellerini temizlemek için

komplo davaları açarak bu suçları hedefteki kurum ve kişilere yıkmak istedi. Cinayetler, planlar, kara propaganda hep bu amaçla kullanıldı. Paralel faaliyetler iktidar koltuklarından desteklenirken, her şey dikensiz gül bahçesiydi. Polis sahte delilleri üretiyor, savcı tutuklatıyor ve sözde iddianameler yazıyor, hâkimler yargılama yapıyormuş görüntüsüyle gerçek çeteyi gizleme görevi yapıyordu.

Örneğin Ergenekon savcılarının kamu tanığı Adil Timurtaş, İstanbul Emniyeti'nde tehditle önceden yazılmış tanık ifadesi imzalatıldığını, mahkeme salonunda şöyle açıklamıştı: "... Baştan 25 sayfa bir ifade yazılmış orada bana imza at dedi. Zaten 28 tane dedi faili meçhul, ya bunlara ifade verirsin ya üstünde kalır oğlum çıkamazsın dediler." (14.08.2012 / CELSE NO: 220)

Emniyet'teki derin örgütlenme, tanıkları tehditle yönlendirmişti. Duruşma sırasında bunu duyan hâkimler hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun "görevini yapıyor' dediği polisler bunlardı.

CHP yönetiminin siyasi iflası!

Danıştay saldırısı hiçbir kanıt olmaksızın Savcı Zekeriya Öz'ün "Osmanım" dediği gizli tanık üzerinden ve kuvvetle muhtemel Yargıtay imamının talimatıyla Ergenekon davasına bağlandı.

Tuncay Güney'in arkasındaki cemaat örgütlenmesi fotoğraflara yansımıştı. Onu askere karşı kumpasta kullanıp Kanada'ya kaçıran MİT artığı derin yapının savcılarla ortaklığı iddianamelerle belgelendi.

Aynı eksende Hrant Dink davasında "büyük abi" Erhan Tuncel adresi gösterdi: "Emniyet İstihbaratı". Cinayetin devlet içindeki azmettiricilerine dokunan olmadı. Soruşturması, bugün "yolsuzluk operasyonu" yapan Savcı Muammer Akkaş tarafından sumen altında bekletiliyor. Kılıçdaroğlu'nun "ülkeye hizmet etmiş savcılar"ı da bunlardı.

Tüm gerçekler ortadayken Emniyet'teki örgütlenmeye, Zekeriya Öz ve özel görevli savcılara sahip çıkmak CHP yönetiminin siyaseten iflasıdır. Cemaatin devletten tasfiyesine direnmek, ABD'den beklenen iktidar özlemiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Gladyo ile birlikte iktidara yürüyeceğini hesaplayanlar tarihi bir yanılgı içinde olduklarının farkında bile değil.

Normalleşme!

Tayip Erdoğan'ın "millete hesap veren biziz" saptaması önemlidir. Çünkü hukukla bağlı olmayan Cemaat, iktidar içinde örtülü bir derin devlet faaliyeti yürüttü. Normal bir hükümetin kaldıramayacağı suçları işledi. "Kumpas" açıklaması da buraya dayanıyor. Gelinen noktada saptanması gereken gerçek; "Cemaatin gizli faaliyetleri olmaksızın AKP'nin bir diktatörlük inşa edemeyeceğidir."

"Derin devlet" 28 Şubat sürecinde ve sonrasında askerin içinde örgütlenemedi. Emniyet ve yargının içine kaydırıldı. Diktatörlüğün taşları, Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Zirve katliamı ve Silivri davalarıyla örülmüştü. Türkiye'yi dizayn etmeye dönük bu eylemlerin hepsinde Emniyet içindeki örgütlenmenin izleri görüldü. Cinayetlerin bir türlü aydınlanmaması ise aynı yapının yargı içindeki uzantıları üzerinden kotarıldı.

Paralel yapıyla kol kola!

CHP yönetimi bu gerçekleri bilerek "yolsuzlukla mücadele" adı altında paralel yapıya angaje olmuş bir görüntüyle maceralara sürükleniyor. Bu polis ve savcılarla kol kola, yolsuzlukla nasıl mücadele edilir? Bu sorunun cevabı CHP'nin geleceğini ve halka önerdiği iktidar formülünü belirleyecektir.

Emniyette yaşananlar normalleşme için önemli bir adımdır. Paralel polisin ve yargının tasfiyesine karşı çıkmak, her ne gerekçeyle olursa olsun demokrasi dışında kalmayı tercih demektir. Demokrasi tarihi, öncelikle Gladyo'ya karşı mücadele tarihidir. Son beş yılını yaşayarak gördük...

Deniz YILDIRIM - 16 Ocak 2014 - Aydınlık

Son Yazılar