bessam abdullah225

ABD tarzı açık büfe!

Türkiye'de patlayan büyük lağım borusundan saçılan yolsuzluk ve rüşvet pisliği bölgemiz ve dünyanın gündeminde olan en önemli konuların başında gelmektedir.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun sırf sorun hanesine yazılan yolsuzluk ve hukuksuzluk, bunların tesis ettiği rejimin içte ve dışta ne denli "tehlikeli" ve sorunlu olduğunu gösteren önemli bir kanıttır. Yolsuzluk ve hukuksuzluk lağım borusunun patlamasıyla pazarlamaya çalıştıkları, "İslam ile demokrasiyi en emsal temsil eden biziz", mitolojisi çökmüştür. İslam'ı yağma ve hırsızlık için kullananlar duygusal dindar toplulukları kene gibi yıllarca sömürdüler.

'Demokratlığı' Gezi'de gördük!

Demokrat olduklarını iddia edenleri Gezi Parkı olaylarında, gazetecilerin tutuklanmasında, gençlerin katledilmesinde, karşıt olanların maruz kaldıkları tehdit ve şantajlarda gördük. El Suud, El Sani, El Sabah, ve daha nice kirli El ile işbirliği yaparak ne kadar demokrat olduklarına şahit olduk. Erdoğan'ı Suudi Kralı, Katar Emiri gibi şahıslarla bir araya getiren ülkenin çıkarlarına hizmet ise uluslararası ilişkilerde bunu anlayabiliriz.

Ancak bizi bir araya getiren "din ve imandır" söyleminin Suriye sahasında test edilmiş büyük bir yalan olduğunu gördük. Kişisel çıkar sağlamak (ATV ve Sabah gazetesinin satın alınması için Katar Emiri'nin devreye girmesi, inşaat projeleri için Katar'ı finans kaynağı olarak kullanma) amacıyla yapılmış ise Türkiye'nin birilerinin özel menfaati için hangi bedelleri ödemek zorunda kaldığını Suriye meselesi düze çıktığında ortaya saçılacaktır. Kendilerini "dinci" ve "Allah rızası için" "hizmet ve helal lokma", "rüşvet ve yolsuzluk ile mücadele" ve "yetim hakkını koruma" dışında bir amaç gütmediklerini iddia eden bu "temiz" ellerin patlayan bu yolsuzluk lağımı ile ne denli kirli olduklarını gördük.

Suudi benzeri yolsuzluk ve dinin pazarlanması!

Erdoğan, hükümetine karşı bir "komplonun" olduğunu, "devlete sızmış" bir "paralel devletin" mevcut olduğunu iddia ederek işin arkasında "din kisvesine bürünmüş" Gülen cemaatinin olduğunu ima etmekte, maruz kaldığı bu "uluslararası komployu" bertaraf edeceğini söylemektedir. Sayın Erdoğan'a soruyoruz:

Yıllardır dini bir araç olarak kullanan ve mezhepsel söylemler ile toplumu Sünni-Alevi diye bölen kimdi?

Suriye meselesinde din unsurunu en çok kullanan ve Sünni, Şii, Alevi vurguları ile mezhep fitneciliği yapan siyasetçi kimdir?

Suriye'de cinayet ve harami şebekelerini silah ve her türlü destek ile besleyen, Suriyelilerin katledilmesi, ülkelerinin yağmalanmasını sağlayanların başında kim gelmektedir?

El Kaide'yi Türkiye sınırına resmi havalimanları vasıtasıyla taşıyan ve bu cinayet ve harami şebekeyi Türkiye sınırında ve içinde kendisine komşu yapan kimdir?

Yolsuzluk patlaması derin bir kirliliğin ve kirli münasebetlerin birikimi sonucu oluşmuştur. Patlayan bu yolsuzluk ve hukuksuzluğun bir benzeri Suudi hanedanlığında yaşanmaktadır. Suudi ailesinin halkın mülkü olan Petro-dolarları özel şehvetleri için onlarca yıldır yağmalıyorlar. Suudi hanedanlığı yolsuzluğunu, hukuksuzluğunu ve derin rüşvet rejimini dış operasyonlarla, bölgeyi terör cehennemine kurban ederek, kriz ihracatı yaparak örtmeye çalışmaktadır. Kendileri zevk-

ü sefa sürerken "İslam" âleminde din ile Allah ile aldatarak binlerce insanı para ile ölüm makinelerine, serseri mayınlara dönüştürmektedir.

Suudi terörü ABD raporlarında!

İngiliz gazeteci, Patrick Blackberrin, Independent gazetesinde "Müttefikimiz Suudi hanedanlığı toplu katliamları finanse ediyor" başlığı altında kaleme aldığı çalışmasında, ABD resmi belgelerine dayanarak, 11 Eylül 2001 terör eyleminin yalnız Bin Ladin tarafından finanse edilemeyeceğini, finansmanın Körfez Petro-Dolar ülkeleri tarafından sağlandığı ispat edilmiştir. CIA'nın 2002 tarihinde kapsamlı olarak hazırladığı rapora binen, El Kaide'nin özellikle Suudi hanedanlığı içinde etkin olan şahısların yüksek maddi yardımları ve Körfez ülkelerinde toplanan bağışlarla finanse edildiği gerçeği belgelerle takdim edilmiştir.

30 Aralık 2009 tarihli Hilary Clinton imzalı raporda, özellikle Irak'ta Suudi ve diğer Körfez ülkelerinin parasal ve ideolojik desteği ile "Sünni" kitleler arasında El Kaide'nin tehlikeli bir şebekeye dönüştüğü itiraf edilmektedir.

Lübnan'da mevcut olan yoksul Filistin kamplarında ve Sayda kentinde "Sünni Selefi" kitlenin Suudi istihbarat şefi Bender Bin Sultan tarafından finanse edildikleri ve her türlü kirli işte ve terör eylemlerinde kullanıldıkları bilgisi paylaşılmıştır. Fransa istihbaratının raporlarına binaen, Suudililer Afganistan ve Bosna'da yaptıklarını bugün Suriye sahasında icra etmektedirler, denmektedir.

Uşakların sonu çöp kutusudur!

Bütün bu gelişmelerde hayati olan soru şudur: ABD ve şürekâsı taşeronları ve memurlarını niçin bugün teşhir etmektedir? Memurlarının yüzündeki örtüyü neden bugün indirme ihtiyacı duymuştur? Halkın aydınları tarafından bilinen ve dillendirilen kendisinde yıllardır bildiği bu yolsuzluk hukuksuzluk ve terör örgütleri ile olan bağları ABD neden bugün teşhir etme ihtiyacı duymuştur?

Suriye eski Büyükelçisi ve Suriye dosyasından sorumlu olan Robert Ford bir Suriyeli "muhalif" lidere "p...k yiyin oturun oturduğunuz yerde...ya bizim dediğimizi yapın, yeni pozisyonumuza uyum sağlayın ya da yok olur gidersiniz" sözünü bu aşamada niçin sarf eder? Suriyeli "muhalif" lider böyle bir üsluba alışık olmadığını ve gururunun incindiğini ifade etmiştir. Bu aptallar tarih okumazlar mı? ABD ulvi çıkarları söz konusu olduğunda, kendisinden çok daha önemli "taşeronlarına" Şahlara, Marcos'lara, Mübareklere, Mendereslere bile "p...k" yedirdiklerini bilmezler mi?

ABD'nin aynı p...k'u Suriye sahasında başarısız olan memurlarına da yedireceğini bilmiyor mu? Eski Katar Emiri'ni götüren gerekçe ne ise Suudi ailesini de, Erdoğan'ı da götürecek olan gerekçe o olacaktır. En pahalı parfümleri bile kullansanız bu lağım borularından saçılan pis kokuları örtbas edemezsiniz. İstediğiniz kadar direnin bugüne kadar ABD'nin açık büfesinden beslenenler son merhalede ABD'nin p...k'unu yemek zorunda kalacaktır. ABD'yi eleştirmek abes. Üzerine düşen vazifeyi yapıyor. Tarihten ders almayıp halen ABD'nin açık büfesinden en nihayet p...k'u yemek için sıra bekleyenlere şaşarım. Madem ki p...k yemede ısrar ediyorsunuz afiyet olsun yarasın diyelim.

Bessam Abu ABDULLAH - 26 Aralık 2013 - Aydınlık
http://www.aydinlikgazete.com/

Son Yazılar