deniz yildirim tutuklu gazeteci225

Yolda durdurulan 'Adalet'iniz!

Star gazetesinin 11 Aralık'ta "Adalete evet" manşetiyle çıktığı gün Mustafa Karaalioğlu; "darbeciler" diye nitelediği çevreleri "nasıl yargı önüne çıkardıklarını" yazdı.

Sanırsınız Cumhuriyet savcısı ya da mahkeme başkanı. "Yargı önüne çıkarmak gayet tabii ki bir travma oluşturacaktı. Bazıları bu taravmayı hala yaşıyor, bazıları değişimi kabullendi, hatta bazıları da değişimin parçası olmayı başardı." dedi.

Aslında bu cümlelerle itiraf edilen, "ya bizden olursunuz ya da koğuşa..." şeklinde özetlenebilecek AKP düzenin, 11 yıldır dizayn ettiği özel yargı sisteminin ve siyasal konumlarının artık sona yaklaşmasının telaşıyla "adalet" diyerek bitirmiş yazısını.

"Darbecileri yargılıyoruz" parolasıyla ülkeyi siyasal İslam'ın batı ucu yapmayı planlayanlar için elbette "adalet" gerekecek. El-Kaide'ye verilen kamplar, yollar, silahlar, bütçe görüşmelerinde net olarak ortaya çıkan yolsuzluk tablosu, halka uygulanan baskı ve şiddet, ülkenin milli kaynaklarına yapılan yağma, yandaşlara verilen usulsüz ihaleler, ve tüm bunlardan beslenen kalemler için de "adalet" gerekecek. Yeni Türkiye'nin daha adil olacağına şüphe yok.

Engellenen belgede ne var?

Gelelim bu günün "adaleti"ne:

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ isyan ediyor. "Yargı önüne çıkardık" dediğiniz mahkeme, kendi istediği belgeyi, işine gelmeyeceğini anladığı için yolda durduruyor. Hiçbir yargı usulüne uymadan, zabıt katibine telefon açtırıp belgenin ulaşmasını engelliyor. İşte "adaletiniz" bu kadar!

Peki engellenen belgede ne var? "Darbeci" dediğiniz kişilerin faaliyetlerinin yasal dayanakları. Aslında Karaalioğlu gibiler "darbeci" diyebilsin diye engellenen evraklar...

Başbuğ'un, resmi bir belge olan 'İnternet andıcı' için tutuklanmadığını herkes biliyor. Çünkü andıç Genelkurmay bünyesinde tamamen yasal olarak hazırlanıyor. Her ne kadar Başbakanlık kendi direktiflerini mahkemeye göndermeyerek sansür etmiş ise de, o belgeler yavaş yavaş ortalığa dökülüyor.

Peki Başbuğ, neden Tayyip Erdoğan'ın "mesai arkadaşım" ve "tutuksuz yargılanmalı" demesine rağmen, "silahlı terör örgütü kurmak" gibi ipe sapa gelmez bir suçlamayla tutuklandı ve hüküm giydi? Cevabı Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemdeki "cemaat vurgulu" konuşmalarda yatıyor.

'Cemaatler sivil toplum hareketi değildir'

14 Nisan 2009 İstanbul'da Kara Harp Okulu'nda yaptığı konuşma, Başbuğ'un neden tutuklandığının ipuçlarını veriyor. Şöyle diyordu:

"Bugün bazı cemaatler öncelikle bir ekonomik güç olmaya ve daha sonrada sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir tek tip yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Sorun, dinin ve dini duyguların kendi amaçları için, alet ve araç olarak kullanılmasıdır.

... Bu koşullar altında, dinsel cemaatlerin, hele çıkar çevresinde örgütlenmişse, sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmek çok güçtür."

"Destekleyicilerinin de yardımıyla"

Koşulları böyle özetledikten sonra kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tavrını ifade ediyordu: " İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görmektedir. Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerin de yardımıyla Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır."

Karaalioğlu'nun artık darbeyi düşünen kimse kalmadı" saptaması bu konuşmayı yapabilecek bir Genelkurmay Başkanı'nın "yargı" yoluyla bırakılmamış olduğu gerçeğine dayanıyor. Ancak suç ortaklığınızı artık Genelkurmay değil, halk biliyor! Adaletinizi de...

Deniz YILDIRIM - 14 Aralık 2013 - Aydınlık

Son Yazılar