bessam abdullah225

Deprem!

New York Times gazetesinde neşredilen makalesinde Thomas Friedman, İran ile batı devletleri arasında sağlanan anlaşmayı "hakiki bir deprem" olarak telakki etmiş.

Bu hakiki depremin şiddetini özellikle Arap Birleşik Emirlikleri ve Suudi Krallığını ziyaret ederken hissetmiş. Friedman'ın deprem olarak vasıflandırdığı Cenevre anlaşması, aslında doğuşu müjdelenen bölgesel ve uluslararası yeni dengelerin bizatihi itirafı ve İran'ın Nükleer enerji üretim hakkının hiçbir kuvvet tarafından kolayca bertaraf edilemeyeceğinin teslim edilmesidir.

ABD için tek çözüm!

Ekonomik ambargo ve abluka ile cezalandırma yönteminin, en azından İran örneğinde görüldüğü gibi, nihai faydayı sağlamadığı ve bizatihi ABD'nin müttefikleri, Batı Avrupa devletleri ve Türkiye'ye zarar olarak döndüğü görülmüştür. Tahran ile uzlaşmanın ve İran'ın bazı haklarının teslim edilmesi ABD için tek çözüm olarak kapısına dayanmış ve ABD en temkinli ve ihtiyatlı bu çözümü kabul etmiştir.

ABD, "Yeni Osmanlı" ve "dini-dar İhvan" projeleri dâhil, bölgeye mutlak hegemonyasını dayatmak için onlarca savaş verdi. Önce Afganistan ve Irak işgal edildi. Suriye ordusunun Lübnan'dan çıkarılması için 2005 tarihinde Lübnan'ı cehenneme çeviren terör savaşını organize etmiştir. İsrail'in Lübnan (2006) ve Gazze(2008 ve 2009) işgalleri teşvik edilmiştir. 2009 tarihinde İran'a karşı terör faaliyetleri körüklenmiştir. Bütün bu savaş ve terör faaliyetlerinin ortak paydası, bölge mukavemet kuvvetleri (Suriye, Lübnan Hizbullah'ı, Irak ve İran'ı) zayıflatmaya ve tasfiye etmeye odaklı olmasıdır. Tarihte en büyük yalanın sahibi olması şerefine nail olmuş ve bundan dolayı milyonlarca Iraklı'nın canı ve malının heder olmasına sebebiyet vermiş, ABD eski Savunma Bakanı Colin Powell, 2004 tarihinde Şam'ı ziyaret etmiş ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a ABD'nin "şartlarını" takdim etmiştir. Bu Made in US "şartnamesinin" zübdesi, Suriye'nin, İran, Hizbullah ile stratejik işbirliğini askıya alması ve Filistin Mukavemet Kuvvetlerini Suriye'den kovması ve bunlarla ilişkilerini tedricen bitirmesi olarak özetlenebilir.

Nükleer güç ile alakalı değil!

Suriye'de kirli savaşın start verildiği Mart 2011 tarihinden bir ay sonra, Pentagon sözcüsü bayanın, "Suriye'de tekrar istikrarın ikame edilebilmesi için İran ve Hizbullah ile ilişkilerini gözden geçirmesi elzemdir" demesi, kirli savaşın arkasındaki esas gayeyi ortaya koymuştur.

Cenevre'de İran ve Batı devletleri arasında hâsıl olan anlaşma göstermiştir ki, ABD savaş alternatifi ile amacını tahakkuk edememiş ve bütün kirli plan ve projelerine rağmen esas hedefine ulaşamamıştır. Ayrıca, ABD'nin her daim arzusu olan, blok kuvvetleri küçük parçalara ayırıp yalnızlaştırarak kolay lokma haline getirmesi taktiklerinin, Suriye dostları blokuna karşı fayda sağlamadığını görmüştür. ABD, Suriye sahasında ortaya koyulan kirli savaş için, bütün imkânların seferber edilmesi kararına rağmen, Suriye ve dostlarının her türlü savaş dâhil ülkelerini ve bağımsızlıklarını savunmak için sonuna kadar direnmeye kararlı olduklarını iliklerine kadar hissetmiştir. Zaten İran ile yaşadığı dalaşma Nükleer güç ile alakalı değildir. İran ABD'nin "dostu" olsaydı bu mesele hiçbir zaman dünya kamuoyunun önüne getirilmezdi. Kavga, Nükleer güç üzerinden, İran'ın Filistin davasına verdiği destek, bilim ve teknolojinin özgürce kullanımı ve bu alanda Batıya olan bağımlılığın kırılması, egemen devlet olmasında ısrar etmesi ve ABD ile Batı'nın keyfi ve mariz mutlak hegemonyasına karşı başkaldırması ile alakalıdır. Suriye ile yaşanan kavganın muhtevası da aynı sebeplerden dolayıdır.

Eşek arısı kovanı!

Cenevre de bu kadar hızlı yol alınması, Rusya ve ABD'nin, Suriye de Kimyasal Silahlar hususunda varılan çözümün etkili olduğu aşikârdır. Rusya'nın aklıselim politikaları, İran meselesinde de hızlı netice alınmasını sağlamıştır. İran ile sağlanan anlaşmanın hemen ardından 2. Cenevre toplantısının 22 Ocak 2014 tarihinde yapılacağının ilan edilmesi de anlamlıdır. Suriye meselesinin ele alınacağı 2. Cenevre görüşmelerinde esas itibariyle "dinci teröre" karşı devletlerarası ve bölgesel işbirliği ve cephenin oluşturulmasının koşulları masaya yatırılacağı görülecektir. "Dinci terör" ciddi bir bölgesel ve uluslararası tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Eşek arısı kovanına sokulan bu çomak ile Suriye'nin tahrip ve yıkımı hedeflenirken, Suriye sahasında okkalı bir tokat yiyen bu eşek arılarının raydan çıkmış tren misali her yere ve hayâsızca saldıracağını kestirmek güç değildir. Suriye halkının ağır bir bedel ödemesine sebebiyet veren bu kirli savaşın sahadaki ve saha dışındaki temsilcileri özellikle Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye'nin hudutlarını kapatması ve bu terör odaklarına karşı ciddi önlemler alması Türkiye için acilen elzemdir.

Tel Aviv ve Riyad çok rahatsız!

Yaşadığımız bu gelişmeler özellikle Tel Aviv ve Riyad'ı derinden rahatsız etmiştir. Savaşların ne bölge nede dünya halkları tarafından kabul görmediği gerçeğini bir türlü anlamakta zorlanan bu başkentler, diplomasi ve siyaset yolu ile meselelerin daha adil çözülebileceği gerçeğini idrak etmekten uzaktır. Bu başkentleri rahatsız eden en büyük sebep Cenevre görüşmelerinin kendilerine rağmen ve görüşleri alınmadan yapılmış olmasıdır. Thomas Friedman'ın bahsettiği "gerçek deprem" aslında bu başkentleri vurmuştur. Bu gelişmelerden nasibini alacaklar arasında Sayın Erdoğan ve "sırf sorun" mucidi Sayın Davutoğlu da olacaktır. Davutoğlu'nun dış politikada U dönüşü yapmış olması "yeni koşullarının" neticesinde hâsıl olmamıştır. Aksine, ortaya koyduğu mezhepçi zihniyetin sakatlığı ve yarattığı tahripkâr sorunlardan dolayıdır.

Direnen İran ve Suriye kazanmaktadır. Amma ve lakin ABD'nin her soruna merhem olduğunu sananlar ve milli menfaatlerini ABD'nin rahmetine teslim edenler her daim hüsrana uğramaktadırlar. Bu tutarsızlık ve gerekçeleri üniversitelerde muhakkak okutulmalıdır. İran'ı tebrik eder, ABD'nin dostlarına sabır ve metanet temenni ederiz.

Arapçadan Tercüme: Prof. Dr. Mehmet Yuva

Bessam Abu ABDULLAH - 28 Kasım 2013 - Aydınlık

Son Yazılar