sule perincek aydinlik225

Yargıtay’da ne olur…

Hafta sonu yine İstanbul dışındaydık. Havaalanında Turgut Kazan ve eşi Deniz hanımla karşılaştık. Ne konuşulur?

En yakın Balyoz kararı var. Ne olur? Hukuk açısından bir öngörüde bulunmak olanaksız. Geçiniz o konuyu.

Yargıtay da mı “özel” görevli?

Artık herkes “genel” görevli.

Belki tek tük arada “özel” kalmıştır.

5900 birinci sınıf hâkim altı iş gününde tek tek incelenmiş (!) İçlerinden 160′ı “özellikle” Yargıtay’a seçilmiş (!) Turgut Kazan hesaplamış; aklımda kalmadı. Kişi başına kaç saniye düştüğünü…

Tahliye çıkar mı?

Hani, toplantı sırasında orada olmayanlar filan gibi bazıları belki bırakılabilir.

Yoksa onları Yargıtay aşamasında bırakırız diye almış olmasınlar.

“Yok artık!!” diye gülmeyin.

Bu davalarda yok diye bir şey yok!! “A aa bir inceledik bir inceledik; haklı haksız bir ayırdık bir ayırdık…” demek için örneğin…

Kamuoyu yaratma şirketleri var ya, kimse artık bunların çalıştığı, bence pek başarılılardı.

Ama yabancılar.

Türk milletini tanımıyorlar.

Başta tutturdular.

Ama sonunda yanıldılar.

Daha beter olacaklar.

Bu bir beddua değil; gerçek.

*** *** ***

Devlet o kadar çağdaş ki ‘boş ol de gitsin, bitsin’ diyor!

İsveç’ten Ali Haydar Nergis’in bir yazısında okudum. Danimarka’da yeni bir yasa çıkmış. Boşanmak için dava açmaya gerek kalmamış artık. Otomatiğe bağlanmış. İnternetten bir form indiriyorsun, doldurup imzalıyorsun. Aynı gün boşanma dairesine gönderiyorsun. İşlem tamam. Eğer eski yöntemle altı ay düşünme süresi isterim der uzatmak istersen, adam başına 900 Danimarka kronu ödemek zorundasın. Nafaka konusunda anlaşamazsan, devletin aracılığını istersen 1000 kron daha vereceksin. Devlet o kadar çağdaş ki “seninle mi uğraşacağım, boş ol de gitsin, bitsin” diyor.

Son yıllarda yüzde 42 oranına ulaşmış boşanma oranı. Bu yeni yasayla daha da artması bekleniyormuş.

İsveç’te de her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyormuş. Evlilik ömrü ortalama 25 yıl.

Boşanmaların bu kadar artmasının Batı’daki nedenleri farklı elbette. Sorumluluk, bağlılık, başkası için özveri gibi duygular zayıflıyor. Geleceğe ilişkin hedefler yok artık. Değiştiricilik, mücadele yerine uyuşturucuya kaçış ve sığınma. Başka bir dünya yaratma yerine, boşluğa uçma. O zaman da geçerli tek akçe parra parra!

Kapitalizmin giderek çürüdüğü toplumlarda insanlar da, insana ilişkin değerler de çürüyor. Nergis yazısında şöyle anlatıyor: “Kuzey ülkelerinde resmi nikah, artık bağlayıcı bir anlam taşımıyor. Kadın ve erkek, ağır sorumluluklara girmeden, evlilik ve nikaha gerek duymadan bir arada yaşayarak da çocuk sahibi olabiliyorlar. Çocukların, anne baba ilişkisinin pekiştirilmesinde köprü görevi yapma işlevleri de hızla ortadan kalkıyor. İskandinav ülkelerinde çocuk, artık karı koca arasında istenerek veya istenmeden sahip olunan bir ürün durumundadır. Zamanı geldiğinde, 18 yaşını dolduran genç, yasaların da dayatmasıyla anne babadan ayrılmak, çalışarak yeni bir ev açmak, araba, mobilya satın almak ve tüketime katılmak zorundadır. Anne babayla ilişkisi artık, gerektiğinde borç para alıp vermekten ibarettir. Anne ve babasından borç alan genç, günü geldiğinde geri ödemek zorundadır.”

Bu konularda size bu toplumlardan onlarca örnek verebilirim. “Çocuk doğurmayacağım, köpek alacağım. Hem bakması daha kolay hem de öyle aylarca karnımda taşıyamam…” diyenler. Ya da annesi tatildeyken onun çiçeklerini sulayan, onun karşılığında birlikte kaldığı için ödediği kiradan düşen oğullar… İnsan bu durumda yalnızca ana-oğul-para ilişkisine şaşırmıyor elbette. Çiçekler ölsün mü yani susuzluktan, nasıl kıyarsın…

Ekonomik özgürlüğü olmadığı için ya da toplumsal baskılar nedeniyle boşanamayan yıllarca acı çeken, belki de bunun farkında ve bilincinde olmayan binlerce kadınımız var. Çözüm yolu üretirken ödüm kopuyor yanlış örnek alınacak diye. Beterin beteri!

*** *** ***

sule dogu 22mayis2013 silivri

Gül kokulu yıllar!

Kimi yıldönümlerinde taş sayar. Tek, çift, beş… yetmez; bir de karat…

Biz de yıl sayıyoruz.

Bir de kırmızı gül.

Tadı bambaşka.

40 üstü ballı börek.

Her 26 Eylül’de yenisi geliyor. Pencereye bakan dolabın üzerinde porselen bir kuş var. Yeşil. Murattır derler. Dışarıyı gözlüyor. Altıncı gülü de koydum yanına.

Yılların ayrısı değil ama, baş başası başınıza.

Bu kez Mustafa Mutlu masama kocaman vazoda mis kokulu beyaz gelin çiçekleri de koydu. Ben kirveleri sayılırım. Eşi Ferda’yla ikisini tanıdığımda yeni evlilerdi. “hadi hadi…” deyip durmuştum. Bebeleri oldu. Hukukçu kızlarının boyu, boyumuzu aştı.

Şimdi kirvelik sırası onlarda. Bu yıl nikah tazeleriz mutlaka!

Bu arada kutlamalarınız, telefonlarınız için herkese tek tek teşekkür ederiz. Arada yakınmalar da almadım değil. “Doğu abi başımıza iş açtı” gibilerinden. Eşleri telefon edip durmuş: “Bak, gördün mü… okudun mu…!”

E, üst komşumun dediği gibi: “Olacak o kadar!”

Bu balık değil ki, gül.

Öyle kokacak!

Şule PERİNÇEK - 29 Eylül 2013 - Aydınlık

Son Yazılar