su cilgin turkler225 

Şu Çılgın Türkler!

Hiç, 688 sayfa boyunca gözlerinizin sürekli dolduğu oldu mu?..

Hiç, bir kitap boyu acıyı, kederi, gururu ve zaferi akıl almaz med-cezirler arasında adeta yaşadığınız oldu mu?.. Hiç, hıçkırıklarınızdan övünç duyduğunuz oldu mu?..

Benim oldu! Elleri öpülesi Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler kitabını okurken; başkaldıran, inanılmaz bir savaşı aklın alamayacağı bir azim ve kararlılıkla kazanan ve emperyalizmi topraklarından def eden bir milletin çocuğu olmaktan bir kez daha gurur duydum.

Mazlum milletlere meşale olmuş, bir millete bağımsızlığını ve haysiyetini kazandırmış, bugün yok sayılmaya çalışılan o müthiş varoluş kavgasını ve Mustafa Kemal’in askerlerini bir kez daha minnetle, saygıyla andım… Kitabın tümünü bu köşeye almak isterdim, ancak birkaç küçük bölümle yetineceğim için çok ama çok üzgünüm…

*** *** ***

Artin Kemal!

Türk kuvvetlerinin Kars’ı Ermenilerden geri almasını eleştiren yazısından beri halkın bir Ermeni adı olan Artin’i ekleyerek Artin Kemal diye andığı yazar Ali Kemal. Peyam-ı Sabah gazetesindeki odasında ortağı Ermeni Mihran ve misafirleriyle çene çalıyordu:  “Haydutların işi gücü savaş.. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş, biçmiş, uygun görmüş, Sevr antlaşmasını imzalamış. Size ne oluyor a zirzoplar? Öğrendiğime göre, Londra’da da çocuk gibi, ‘İzmir’i isteriz, Edirne’yi isteriz’ hatta ‘tam istiklal isteriz’ diye tutturmuşlar.

-Mihran, Bunlar çılgın ’ diye söylendi…

*** *** ***

‘Hiçbir devlet şerefimizden büyük değil’

İngiliz Elçilik Müsteşarı Rattigan birden patladı: ‘Tam istiklal ne demek?” Hamit Bey gülümsedi: “Siz tam istiklalden ne anlıyorsanız o demek) ‘ Rattigan başını Hariciye Nazırı A. izzet Paşa ya çevirerek,

‘ Kemalistler akıllarını kaçırmış görünüyorlar, böyle bir şart asla kabul edilemez. Nazır şaşırmıştı, Hamit Bey’e eğilip fısıldadı: ‘ Bu, çocukça bir çılgınlık. İngiltere gibi bir büyük devlete hiç ön şart ileri sürülür mü?” Hamil Bey, bir zamanların bu ünlü komutanına hüzünle baktı, sesini düşürmeye gerek görmeden, “Paşam” dedi, “hiçbir devlet şerefimizden ve ümidimizden büyük değildir. ”

*** *** ***

Yunanistan Başbakanı Gunaris, Bizi Anadolu’ya ittiler” diye sızlandı:

-Türkün başını getir, ödülünü al diyorlar. Bu amaçla iki yıldır savaşıyoruz. Türkü yenemiyoruz. Soydaşlarımızı Türkün merhametine bırakıp geri de dönemiyoruz… Emperyalizmin milletleri kendi çıkarı için nasıl kullandığını daha yeni anlamaya başlamıştı. Başı göğsüne düştü ve ağlamaya başladı…

*** *** ***

Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp, ilk yatakta yatan Teğmen Refik’in hatırını sordu, “iyiyim paşam’ cevabıyla tam öbür yatağa geçiyordu ki başhekim sessizce battaniyeyi aralayarak bu iyimser yaralının durumunu gösterdi: iki bacağı da dizlerinin üzerinden kesilmişti. Kazım Paşa’nın gözleri doldu. Eğilip başını öptü, “Benden bir isteğin var mı çocuğum, ailen nerede, onların bir ihtiyacı var mı” dedi şefkatle. Teğmen bir şey istiyor olmaktan utanarak, istiklal Madalyası ’nı hak ettiğimi sanıyorum” dedi, “Ondan başka bir şey istemem efendim. “

*** *** ***

İki büyük çınar!

Son söz kitabın yazan Turgut Özakman’dan:

- Sevgili gençler, istiklal Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yalancılara çiğnetmeyin. Sevgilerle…

Bu yazı tam 8 yıl önce yazıldı. Sevgili Turgut Özakman, daha baskıdan yeni çıkmış, tuğla gibi kitabı verdiğinde, Cumhuriyet’teki “Düz Çizgi” köşeme yetiştirmek için hemen okumaya başlamıştım. Hiç elimden bırakmadan, 48 saatte bitirdim… Bilgisayarın başına oturduğumda, sözcükler kendiliğinden dizildi ardı ardına…

-Yazı hayatımda, kendim yazıp da, hiç dahlimin olmadığı ender yazılardandır…

O bir “Çılgın Türk’tü”… Yaşamını, yüreğini, benliğini adadığı cumhuriyet için kıyasıya, ölesiye bir savaş verdi, tek başına… Hiç kimseden, hiçbir şey istemeden, bir cumhuriyet devrimcisi olarak dimdik yaşadı, aydınlattı ve gitti… Tıpkı, büyük sanatçı, sapına dek devrimci Tuncel Kurtiz gibi…

İki “Çılgın Türk”, art arda veda eden iki büyük çınar… Yeri doldurulamayacak iki büyük insan…

-Gözyaşlarımızdan başka bir şey gelmiyor, gelemiyor elimizden, ne acı…

Ümit ZİLELİ - 01 Ekim 2013 - Aydınlık

su cilgin turkler3

Şu Çılgın Türkler! (Özet)

Turgut Özakman Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak yüzlerce kaynaktan derlenmiş bilgileri belgelere dayandırarak bir roman üslubu içerisinde anlatmaktadır. Şu Çılgın Türkler dört ana bölümden oluşmaktadır.

“Başlangıç” adı verilen ilk bölüm 28 Haziran 1914-1 Nisan 1921 tarihleri arasındaki dönemi kapsamakta ve özetlemektedir. İkinci Bölüm; Birinci Kitap adı altında ve “Yunan Büyük Taarruzu” adını taşımaktadır. Bu bölümde yer alan alt başlıklar ise; Kütahya-Eskişehir Savaşı’na Hazırlık Kütahya-Eskişehir Savaşı Sakarya Savaşı’na Hazırlık Ankara’ya Yürüyüş ve Sakarya Savaşı’dır. Üçüncü Bölüm İkinci Kitap başlığıyla Türk Büyük Taarruzu adını taşımaktadır. Bu bölümde de; Büyük Taarruza Hazırlık Afyon Güneyine Yürüyüş ve Büyük Taarruz alt başlıkları bulunmaktadır. Roman Sonuç bölümüyle sona ermektedir.

17’nci yüzyılın ortalarından itibaren gerilemeye başlayan ve Birinci Dünya Savaşından yenik ayrılan Osmanlı İmparatorluğu bu savaş sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamıştır. Ülkenin dört bir yanı galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanmıştı. İtalyanlar Güneybatı Anadolu Fransızlar ve Ermeniler Çukurova İngilizler Musul ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşirler. İstanbul ise başta İngilizler olmak üzere ortaklaşa işgal edilmiştir. 15 Mayıs 1919’da ise İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir.

İzmir’in işgalinin ardından dört gün sonra Mustafa Kemal Paşa 9’ncu Ordu Müfettişi göreviyle Samsun‘a çıkar. Fakat O işgale karşı tepki gösterir ve milleti işgale karşı direnişe hazırlamak maksadıyla kongreler düzenler. Önce Amasya Tamimi yayınlanır ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri toplanır. 23 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisi açılır ve Ankara Hükümeti kurulur.

Diğer taraftan hem Yunan Ordusu hem de Türk Ordusu savaş için hazırlıklar yapmaktadır. Dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı neticesinde halk perişan durumdadır. Ordu dağılmış ve cephanelerine el konmuştur. İşte Türk Ordusu bu yokluklar içinde hazırlıklarına devam etmektedir. İki ordu arasındaki ilk ciddi karşılaşma Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yaşanır. Yunan ordusu hem asker sayısı hem de cephane olarak ordumuzdan kat kat üstün durumdadır. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde Afyon Eskişehir ve Kütahya kaybedilir. Yunanlıların en büyük destekçisi İngilizler Türklerin savaşı kaybedeceğinden çok emindir.

Türk Ordusunun ve Mustafa Kemal’in karşısındaki tek sorun Yunanlılar değildir. İçte de çok sayıda düşman vardır. Özellikle İstanbul Hükümeti ve pek çok sözde aydın savaşın kaybedileceğinden çok emindirler ve İngilizlerin güvencesi altında yaşamayı kabul etmektedirler. Yıllarca savaştan yılan askerler de ordudan kaçmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa ve başta İsmet Paşa olmak üzere Türk Ordusunun kurmayları Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki yenilgilerin ardından orduyu toparlamak ve yeni bir savunma hattı oluşturmak için orduyu Sakarya Nehrinin batısına çekerler. Bu karar Büyük Millet Meclisindeki bazı milletvekilleri tarafından tepkiyle karşılanır. Meclis içindeki muhalifler bile savaşın kaybedileceğini düşünmektedir. Meclis içindeki muhaliflerin amacı farklı olsa da milletvekilleri Mustafa Kemal Paşanın ordunun başına geçmesi ister. Başkomutanlık teklifini kabul eden Mustafa Kemal Paşa milleti topyekûn savaşa ortak etmek ve ordunun en kısa zamanda tekrar savaşa hazır hale getirilebilmesi için Tekalif-i Milliye Emirlerini yayınlar. Bu emirler ile halktan elindeki çoraptan battaniyeye kadar sahip olduğu bir çok şeyi orduya teslim etmesi istenir. Zaten yoksul ve perişan bir durumda olan Türk Milleti yardımlarını ordusundan esirgemez. İstanbul’daki cephanelerde kalan top mermileri Anadolu’ya kaçırılır. Yunanlılar da ordularını güçlendirmek için hazırlık içerisindedir.

Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1921 günü başlar. Savaş çok çetin geçmektedir. Her iki tarafta da sıkıntılar vardır. Türk Ordusu sayıca düşmandan eksik olmanın sıkıntılarını yaşamaktadır. Yunan Ordusu ise ikmal noktalarından uzaklaştığından lojistik destek sıkıntısı çekmektedir. Savaşın yaşandığı tepeler sık sık el değiştirmektedir. Türk Ordusu Haymana Çal Dağı ve Polatlı hattına kadar geri çekilir. Bu arada meclisin gerektiğinde Kayseri’ye taşınması için hazırlıklara başlanır. Mustafa Kemal Paşa’nın amacı düşmanı lojistik kaynaklarından uzaklaştırarak yıpratmak ve taarruza geçmektir. Savaşın on dokuzuncu günü Türk Ordusu tüm cephe boyunca taarruza kalkar. Artık savaşmaktan yorulmuş olan Yunan askerleri de savaşı kazanarak ülkelerine bir an önce dönmek amacıyla var güçleriyle direnmektedir. Fakat Türk taarruzları karşısında dayanmaları mümkün değildir. Kaybedilen tepeler birer birer geri alınır önce Dua Tepe sonra Mangal Dağı. Savaşın yirmi ikinci gününde düşman kuvvetleri Sakarya Nehrinin batısına atılır. Afyon’a kadar geri çekilen Yunan askerleri çekilirken halka da zulüm yaparlar.

Düşmanın geri çekilmesinin ardından amaç düşmanı tamamıyla topraklarımızdan atmaktır. Türk Ordusu taarruz için hazırlıklara başlar eksiklikler tamamlanmaya çalışılır. Çok uzun zamandan sonra Türk Ordusu ilk defa taarruz edecekti. Amaç en kısa sürede düşmana darbeyi vurmaktı. Asıl taarruz Afyon ile batısındaki Çiğiltepe arasından yapılacaktı. 26 Ağustos’a kadar Türk birlikleri Yunan mevzilerine iyice yanaştılar ve taarruz düzenine geçtiler. Yunanlıların keşif yapmaları önemli ölçüde engellenmişti. Hazırlıklar büyük bir gizlilik ve sessizlik içinde yürütülüyordu. 26 Ağustos sabahı saat 05.30’da ilk top mermisiyle taarruz başladı. Böyle bir top atışını o güne kadar ne Türkler ne de Yunanlılar görmemişti. Türk taarruzu dalga dalga yayılıyor ve Yunanlıların çok güvendikleri mevzileri birer birer ellerinden çıkıyordu. Yunanlılar geri çekilmeye devam ettiler. Önce Uşak ve Eskişehir’i boşalttılar. Türk Ordusunun dalga dalga yayılan taarruzu hiç durmadan devam etti ve 9 Eylül’de İzmir’e girildi. Artık işgal kuvvetleri Anadolu’dan tamamen atılmıştı.

Kurtuluş Savaşı dünyadaki en meşru en ahlaklı en kutsal savaşlardan biridir. Yazar Turgut Özakman Kurtuluş Savaşının hangi şartlar altında kazanıldığını destansı bir havada anlatmaktadır. Biz burada kitabı ana hatlarıyla vermeye çalıştık. Fakat kitapta Türk halkının fedakarlıkları İstanbul’dan Anadolu’ya cephane kaçırılması her gün arıza yapan birkaç uçakla nasıl hava keşiflerinin yapıldığı bunun yanı sıra vatan hainlerinin ihanetleri gibi pek çok konu ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

Son Yazılar