mehmet yuva225

Derin mevzular!

Bakan Davutoğlu’na göre, “Türkiye Suriye helikopterini vurarak, sınırları ve toprağı ihlal edildiğinde ne kadar hassas olduğunu göstermek” istemişmiş. Yılın nüktesi bu olsa gerek.

Sınır mı kalmış? Polis ve askerin kontrol edebildiği nokta mı kalmış? Elinizdeki medya ve siyasi gücü kullanarak birilerini bir müddet kandırabilirsiniz. Davutoğlu’nun “derin” vizyonu ile El Kaide bugün Türkiye hududu boyunca egemen güçtür. Suriye Ordusu’nu zayıflatan her adım, El Kaide’nin yeni alanlar işgal etmesine destek vermiş olacaktır. Denklem bu kadar net.

“Kimyasal silah” faciası Esad’ın siyasi hayatını askeri bir işgal veya geniş çaplı bir saldırı ile bitirmeyi amaçlıyordu. Ters tepti. Deyr El Zor bölgesinde sağ ele geçirilen El Nusra liderlerinin “kimyasal silahı ve füzeleri Türkiye den bir askeri üsten aldık” itirafları var. Adana’da yakalan sarin gazı ve MKE’den (Makine ve Kimya Endüstri) alınmaya çalışılan kimyasal materyaller konusu var. Libya’dan getirildiği iddia edilen kimyasal gazlar var. AKP iktidarının “kimyasal” işinde yer aldığı vehim iddiaları var. Bu mesele Erdoğan-Davutoğlu rejiminin üstünde damoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Bu hakikatin farkındalar mı? Yoksa halen iktidarın verdiği kibirlilikle meselenin idrakinde değiller mi?

Siyonizme hizmet kanaati!

El kaide ahtapotun ve kollarının Erdoğan- Davutoğlu rejimi tarafından “korunduğu, beslendiği ve idare edildiği” iddiaları resmi verilerle ve bu örgütün militanlarının itiraflarıyla Birleşmiş Milletler’e (BM) sunuldu, uluslararası camiada aleni tartışılıyor. İktidar sarhoşluğu, politikacıları bu derece hakikatten uzaklaştırıyor mu? Hangi bataklıkta kaybolduklarının farkında değiller mi? Batarken bütün ülkeyi beraber götürdüklerini görmüyorlar mı? Davutoğlu’nun özellikle Suriye konusunda bu kadar “bıçkın” ve “delişmen” davranmasını başka etnik, mezhepsel veya maddi sebepleri mi var? Eylemlerinin sadece İsrail’in “selameti” ve siyonist devleti “tehdit eden kuvvetlerin bertaraf edilmesi”ne hizmet ettiği inancı Ortadoğu ülkelerinde, ama özellikle Filistin’de aleni dillendirilmektedir. Davutoğlu’nun siyasi zihniyetini can siperane savunanlar, “sorgulama” ve “şaşırma” yetilerini mi kaybettiler? Cüzdanı vicdana mı tercih ettiler? Ama sebep ne olursa olsun, Türkiye artık Davutoğlu ile birlikte “oyun kuran” bir ülke değildir. Ve sadece “oyunbozan” veya “verilen rolü oynayan” ülke konumundadır.

Rusya, Ortadoğu’ya döndü!

Tarihi tespitimizi tekrar hatırlatalım: Şam coğrafyası dünyanın merkezidir. Yükselen ve yok olan kuvvetleri belirleyen terazidir. Suriye bugün Rusya’nın tekrar “imparatorluk” kurmasının önünü açmıştır. İkinci Dünya Savaşı arifesinde Sovyetler Birliği’ni (Rusya) Ortadoğu’ya sokan mesele Filistin sorunu idi. Filistin topraklarına Batı ve uluslararası siyonist hareket tarafından empoze edilen İsrail’in tanınması hususu BM de tartışılırken, 1947’de Sovyetler, Filistin’in taksim edilmesine ve iki devlet projesine onay verdi. Sovyetler Birliği yetkilileri bu kararı iki ana sebepten dolayı vermiştir: Birincisi, Sovyet devrimi esnasında Yahudilerin rolü ve önemli bir Yahudi topluluğu barındırıyor olması. İkincisi, İsrail’i besleyen ve destekleyen Batı’ya karşı, İsrail’in varlığına karşı mücadele edecek karşıt kuvvetlerin sığınacakları ve askeri yardım alacakları yegane taraf olma gerçeğini idrak etmek. Rusya, ideolojik, askeri ve iktisadi olarak iki kutba bölünecek, “muhafazakâr” ve genelde “anti-komünist” olan Ortadoğu’ya bu plan sayesinde nüfuz edebilecektir. Şimdi oyunda çıkarları daha da büyük. Ve Suriye sayesinde, soğuk savaş döneminin arkasından sahneden uzaklaşan Rusya, tekrar Ortadoğu âlemine kuvvetli bir şekilde dönmektedir. Bölgede Rusya ve ABD, İran, Suudiler, İsrail ve Türkiye üzerinden oyun kuruyor. Eğer güç dengesi İran ile Körfez şeyhlerini kapıştırma üzerine gelişirse, bölge kana bulanacak. Bu süreç ve kandan kazanan, Rus ve Amerikan petrol şirketleri ile silah sanayicileri olacak.

Üçüncü kutup!

Suriye meselesinde ABD havlu atmış, Rusya’nın eli güçlenmiştir. Evet, dünya yeniden iki kutuplu ve ABD istediği gibi at oynatamıyor.

Bazılarımız ABD’nin, bazılarımız ise haklı olarak yükselen Rusya’nın gücüyle iftihar ediyor. Ama iki kutuplu dünya da acıdan, sömürüden, zulümden, savaşlardan arınmış değildi ve olmayacak. Suriye, Mısır, Hindistan, Çin, Yugoslavya ve Kıbrıs önderliğinde oluşturulan Bağlantısızlar Hareketi’ne ne ABD ne de Rusya tahammül edemedi. Her türlü komploya maruz bırakıldı.

ABD ve müttefikleri iktisadi çıkarları için dünyayı ayağa kaldırıyor. Rusya ve müttefikleri milli maslahatları için savaşı bile göze almaya hazır. Peki, Türkiye ve müttefikleri diye bir kuvvet var mıdır? Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan’ın yakın işbirliği, küresel çetelere set olabilirdi. Suriye Türkiye’ye bu şansı altın tepside sunmuştu. Erdoğan-Davutoğlu rejimi bunu değerlendirmek yerine, BOP ile “Yeni Osmanlı” hayallerine daldılar. Tamam, İran, Irak, Suriye ve Lübnan arasında arzu edilen işbirliği mevcut. Ama bu zincirin en önemli halkası Türkiye yok. Türkiye olmadan bu üçüncü ve gerekli kuvveti yaratmak çok zor. Ve bu üçüncü ayak oluşturulamaz ise, dünya yeniden ABD ve Rusya sandeviçi arasında salam olmayı “seve seve” kabul etmek zorunda kalacaktır.

Not: Bugün Antalya Uluslararası Kitap Fuarında Pupa yayıncılık organizasyonuyla araştırmacı yazar ve TV programcısı Sayın Banu Avar ile birlikte “Suriye” konusunda sohbet edeceğiz. Herkes davetlidir.

Mehmet YUVA - 22 Eylül 2013 - Aydınlık

Son Yazılar