irakin kuzeyinde bugun225

Irak'ın kuzeyinde bugün!

Irak, 2005 yılında Amerikan askerlerinin yazdığı Anayasa ile birlikte de facto olarak Araplar ve Kürtler arasında ikiye bölünmüş bir ülke konumunu devam ettiriyor.

Amerikalılar 2011’de ülkeden çıkarken yönetimin Şii Maliki’ye bırakılması, İran’ın zaferi ya da ABD’nin süregelen kaybettiği savaşları zafer gibi gösterme refleksi idi. ABD’nin Irak’taki en önemli çıkarı olarak kuzeydeki petrol bölgeleri seçildi. Buradaki doğal müttefikleri Kürtler de bu çıkarların gönüllü bekçileri oldu. Nitekim Irak nüfusunun %15-20’ine sahip olmalarına rağmen, yeni anayasa ile egemenliğin (Cumhurbaşkanlığı, dışişleri bakanlığı ve pek çok önemli mevki) %50’sine sahip olan Kürtler, kuzey bölgede Kürt Bölgesi Yönetimi (KBY) ile ayrıca kendi egemenlik alanlarını da oluşturdular . Bu bölgedeki petrolü sahiplenen ABD’nin askeri uçaklarla gönderip, TIR’lar ile taşıdığı dolarları cebine indirmeye devam eden Barzani ailesi, ayrıca Bağdat’taki Başbakan Maliki’nin Merkezi Hükümeti’nden yılda 20 milyar dolar yardım alıyor. Irak’ın kuzeyindeki 5.5 milyon nüfusu sahip KBY’yi yöneten buradaki hükümet ya da başbakan değil Barzani ailesi ve onlara yakın olan nüfuzlu kişilerdir. Bu para bolluğu içinde Barzani şimdilik bağımsız devleti ilan etmeyi çıkarlarına uygun görmüyor. Çünkü başta Kürtler olmak üzere, kuzeyde yaşayanları kendine bağlayan tek bağ çalışmadan aldıkları, dolarla ödenen maaşlarıdır. Bu makalede, Irak’ın kuzeyindeki son duruma ve Türkiye’nin konumuna odaklanacağız.

Irak’ın Kuzeyinde Neler Oluyor?

Irak’ın kuzeyinde bir hükümet ve yönetim olmasına rağmen, gerçekte hiçbir kanun ve düzenlemenin pratikte bir değeri bulunmamaktadır. Hakkınızı arayacağınız, şikâyet edeceğiniz hiçbir adaletli makam bulamazsınız. Bölgenin tamamında işler rüşvet ile dönmektedir ama rüşvet vermeniz de yetmez. Arkanızda güç de olmalıdır. Diyelim ki bir yerde şirketiniz adına yol açtırmak için devleti temsil eden birine 500 bin dolar rüşvet verdiniz. 100 metre sonra rüşveti alan, yolun devamı için başka birine daha rüşvet vermeniz gerektiğini söyleyecektir. Gücün devreye girmesi demek Barzani’nin ailesi veya yakınlarından biri ile temasa geçmeniz demektir. Başka bir örnek bundan birkaç yıl önce Türkiye’deki ilgili bakanlığın ve iş adamları derneklerinin çağrısı ile Irak’ın kuzeyine giden genç bir iş adamımız ve ortağının yaşadıklarıdır. Bankaya teminat mektubunu yatırdığı gün karşısındaki emniyet görevlileri dâhil tüm kişi ve banka dâhil kuruluşların düzmece bir işin olduğunu anlayan bu kişi, polise gittiğinde Barzani’nin meşhur zindanlarında üç gün gözü kapalı hapis kalmış ve hemen Türkiye’ye dönmez ise öldürüleceği söylenmiştir. Sözde adliyeye gidip, gene rüşvet karşılığı bir hâkim ile görüşmüş ancak o da emniyet yetkisine böyle bir isnatta bulunmanın dahi hapis cezası gerektirdiğini açıklamıştır. Sonunda bu kişi canını zor kurtararak Türkiye’ye dönmüştür. Ne Irak’ın kuzeyindeki Türk yetkililer (T.C. Erbil Konsolosluğu) ne de Dışişleri Bakanlığı (Ankara) kendisinin ve ortağının şikâyetine rağmen en ufak bir işlem yapmamıştır.

Irak’ın kuzeyinde hakkınızı aramaya kalktığınızda Barzani’nin etrafındaki eşkıya grubu sizi öldürmeden ülkenize dönmüş olmak en büyük kazancınızdır. Bunun istisnası Amerikalılar ile çalışmaktır. Barzani, kendi güvenliği için üç tür yapılanmaya gitmiş durumdadır;

- Altı tümenlik milis kuvveti (Peşmerge); Ayda 400-600 dolar maaş alan bu kuvveti normal bir ordu gibi görmemek gerekir. Eline silah alıp, dağlarda yatan herkes bu kuvvetin içinde sayılabilir. Maaşlarını Barzani vermektedir.

- Asayiş Unsuru; Peşmergeden daha yetkili olan bu unsur yol kontrolü ve istihbarat işlerinde, yarım gün vardiya halinde çalışmakta ve aylık 1000-1200 dolar olan maaşını Merkezi Hükümet’ten almaktadır.

- Polis; aylık 800-1000 dolar olan maaşını Merkezi Hükümet’ten almaktadır.

Tarihsel olarak Kürtler, her zaman paraya tapmışlar, güçlüden korkmuşlardır. Kürtleri yola getirmek her zaman bu ikisi ile mümkün olmuştur. Irak’ın kuzeyinde oluşturulan dengenin bir tarafında ABD’nin verdiği para, diğer tarafında ise onun zorlayıcı etkisi yani gücü vardır. Maliki, seçilirken Barzani onu desteklemişti. Merkezi Hükümet, Barzani’ye yılda 12-13 milyar dolar verirken, daha sonra bunu iç hesaplar nedeni ile daha sonra 20 milyar dolara çıkardı. Ancak, sorunlu bölgeler ile ilgili krizin çıkmasından sonra Maliki, Barzani’yi yardımı azaltmakla tehdit etti. Maliki, yukarıda belirtilen maaşların dışında Irak’ın kuzeyindeki her aileye ayda 300 dolar vermekte, bütün yol ve köprü gibi alt yapı masraflarını karşılamaktadır. Kişi başına gelirin 10-12 bin dolara ulaştığı bölgede Kürtler, çalışmadan kazandıkları bu paranın yanında rüşvet veya diğer işlerle üstüne para koymaktan bir endişe taşımamaktadırlar. Paradan o kadar şımarmışlardır ki lüks marka arabaları beğenmez hale gelmişlerdir. Bu para olduğu sürece onlar için bağımsız devlet olmuş-olmamış şimdilik pek önemi yoktur. Para çıkarı olmadan ne Kürtler ne de başka biri Irak’ın kuzeyinde Barzani’yi bile tanımaz. ABD’nin bölgedeki NGO’ları paranın mümkün olduğu kadar herkese ve adaletli dağılmasına yardım etmektedir. Yani bu aralar Irak’ın kuzeyinde alan da satan da memnun, herkesin cebinde para var, kimse rahatının bozulmasını istemiyor.

Irak’ın Kuzeyinde ABD-Barzani-PKK Dengesi!

Irak’ın kuzeyindeki PKK’nın konumunu iyi anlamamız gerekmektedir. Irak’ın kuzeyindeki tüm Kürtler PKK ve onun Suriye’deki uzantısı PYD hayranıdır. Irak’taki Kürtler; - Siz, Azerbaycan aleyhine ne kadar çalışırsanız, biz de PKK aleyhine o kadar çalışırız, demektedir. Ne Barzani ne de ABD Irak’ın kuzeyinde PKK aleyhine bir gelişmeye asla müsaade etmezler. Ancak, bir yandan PKK’dan korkan Barzani, bir gün Büyük Kürdistan’ı kurmak isteyen Öcalan’ın kanatları arasına girecek de değildir. Irak Kürtleri, Suriye ve Türkiye’den gelen Kürtleri istememekte, kendi refahlarına tehlike olarak görmektedirler. Son bir yılda Suriye’den gelen yaklaşık 250 bin Kürdü sanıldığı gibi bağırlarına basmadılar. Bunları genelde kısa vadeli işlerde çalıştırmaktadırlar. Türkiye’den gelen Kürtlere ise pahalı mal sattıkları şikâyetleri gelmektedirler. Türkiye’dekiler Badani, Irak’takiler Soranice konuştukları için bunları hemen dışlamaktadırlar. Barzani’nin hedefi kendi devletinin yanında İran’daki Mahabat Cumhuriyeti’nin kurulması, Suriye ve Türkiye’dekiler ile birlikte büyük Kürdistan’ın kurulması artık federasyon olmuş, konfederasyon olmuş çok önemli değil, demektedir. Türkiye’den çekinmemekte, korkmamaktadırlar. Tek çekindikleri güç, aynı zamanda koruyucu olarak gördükleri ABD’dir. Basra’yı Maliki’ye bırakan ABD ise şu anda Irak’ın kuzeyindeki petrolü hızla çekmekle meşguldür.

Irak’ın işgalini müteakip Amerikalılar süratle kendileri için güvenli buldukları kuzeyde petrol aramaya başladılar. Kısa sürede biri Süleymaniye’ye yakın Tak-Tak bölgesi, diğeri Erbil’e 25-30 km. mesafedeki Harir bölgesi olmak üzere iki yerde yeni petrol yatakları bularak, kendi şirketleri ile petrole el koydular. Aşiretlerin elinden topraklarını aldılar. Buralardan çıkan petrolün %70’i ABD’ye gidiyor ve 3000 askeri ölmesine rağmen ABD bugün Turgut Özal’ın deyişi ile “bir koyup, yedi alıyor”. ABD’den arta kalanı da Barzani topluyor. Ancak, bölgede daha keşfedilmemiş pek çok petrol yatağı olduğu biliniyor. Barzani’nin yaptığı hesaba göre 2025 yılına doğru kendi petrol geliri 100 milyar dolara ulaşacaktır. ABD ve Barzani arasındaki bu çıkar ilişkisi buradaki dengenin özetidir. Birisi bölgeyi soyuyor, diğeri ise artığı ve gücü ile iktidarını koruyor. Bu nedenle, Süleymaniye’de Barzani’nin yolsuzluklarına yönelik olarak yapılan gösteriler süratle sindirildi. Irak’ın kuzeyinde aradığı istikrarı Barzani ile bulan ABD için PKK kartı asla vazgeçilmeyecek bir koz olmaya devam ediyor. ABD’nin şu an bir Kürt devleti kurmak gibi bir acelesi yok, her şey İran senaryosu ile birlikte şekillenmeyi bekliyor. Bu dönemde ABD, Irak’ın kuzeyinde alacağını alıyor, geri kalan bölümünü ise karıştırmaya devam ediyor. Barzani’yi memuru gibi kullanıyor.

ABD, daha 1990’larda yeni Ortadoğu planları içinde Kürtleri önemli bir müttefik olarak belirlemişti. Bu müttefiklik ilişkisi hem İsrail’in bölgedeki niyetleri hem de bölgesel dönüşümün arkasındaki Küresel Sermaye’nin beklentileri ile de uyumlu idi. PKK hiçbir zaman tasfiye edilmeyecek, İran projesindeki rolünü bekleyecekti. Bu çerçevede ABD, bölgedeki tüm aktörlere karşı hep yatıştırıcı, ikna edici ve hizaya getirici oldu. Ulusalcı ya da eskinin milliyetçileri hariç tüm aktörler (PKK dâhil) daha fazla Amerikancı olmak, Ortadoğu projesinde daha önemli bir rol kapmak için yarışa girdiler. Türkiye’ye karşı bir yandan PKK sopa gibi kullanıldı, diğer yandan hükümet Kürdistan’ın hamiliğine ikna edildi. Ankara, halkı uyutabilmek için “Yeni Osmanlıcılık” masalına sığınarak güya çok büyük hesaplar peşinde olduğu algısı yaratmaya çalıştı. ABD, Irak’ın petrolüne el koyarken, Barzani Kerkük ve Musul’un petrolünün mirasçısı olduğunu kabul ettirmişken Türkiye kendi petrolüne de sahip olamamaktadır. Yeni petrol kanunu sonrası ile TPAO’nun önceki arama bölgelerinde ruhsat alan SHELL, Türkiye içinde petrol bulmaya başladı. İlk bulunan yer ise Diyarbakır-Silvan arasında 7-8 km. uzunluğunda ve 5-6 km. genişliğinde bir alan ve buradaki petrol gaz olarak çıkarılacak. İşin ilginç yanı Türkiye’ye büyük yatırım yapmaya başlayan SHELL’e yol gösterenler, dünyanın en önemli sismik arama kabiliyetlerine sahip kurumlarından biri olan TPAO’dan emekli olup, SHELL’e geçen uyanık mühendislerimiz.

Irak’ın Kuzeyi ve Türkiye!

Türkiye, PKK terör örgütünü 1990 ve 1998’de iki kez askeri olarak yok olma aşamasına getirdi. Bunun sırrı Irak’ın kuzeyindeki PKK yuvalarına yapılan operasyonlar yani bataklığın kurutulması idi. ABD, ise 1990 ve 2003’de Irak’a yönelik başlattığı savaşlar ile Irak’ın kuzeyinde PKK’nın iki defa daha doğmasına yol açtı. Yaratılan kaos bölgesinde PKK, Saddam’ın bıraktığı silahlarla donandı ve kontrolsüz bırakılan bölgede üsler edindi. Ancak, 2003 yılındaki gelişinde ABD, PKK’nın tekrar yok olmaması için Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine asker sokmasına engel oldu. Bunun için bölgenin istikrarının kendisi için önemi ve Türkiye’ye verilecek istihbarat yalanı uyduruldu. Gerçekte yapılan AKP Hükümeti ile ABD arasındaki kirli pazarlıktı ve bu pazarlıkta artık bugün bir sona geliniyor. Bu pazarlığın bir parçası olarak Türkiye’de terörle mücadele eden askerler hapse atılırken, terör örgütü ise ‘demokratik özerlik’ adı altında federasyon hazırlığı yapıyor. O kadar yol aldılar ki Erbil’de toplanıp, Büyük Kürdistan’ın temellerini resmen atmak için gün sayıyorlar. Türkiye, hem ülke içinde hem de Irak’ın kuzeyinde geri dönülmesi zor büyük kayıplar yaşıyor. Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devleti kurulması yetmezmiş gibi, Türkiye’nin de bölünmesinin anayasaya girmesi için formüller aranıyor. Türkmenlerin Barzani’nin altında asimile olmasına göz yumulmuştur. Kerkük ve Musul’daki petrol fiilen Barzani’nin kontrolüne geçmiştir ve bunun karşılığında sırf Türk kamuoyu uyusun diye Ankara, Barzani’den Plesibit yapmamasını istemiştir. Bugün Irak’taki Kürtlere bile sorsanız, Mezopotamya rüyası gören Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun hayal dünyasında yaşadığını size söyleyeceklerdir.

Bir ülke dış politikada üç beklenti içinde olabilir; kendine çalışmak, günü kurtarmak ve geleceği kurgulamak. AKP, bunlardan birincisini seçti. AKP ile Barzani’nin yakın dostluğunun altında Sünni bağlardan öte Güneydoğu Anadolu’dan daha fazla milletvekili çıkarabilmek için işbirliği, yetmedi bölgenin AKP’ye tamamen dönüşümü için onun desteğini almak vardı. Ancak zamanla, Barzani’nin gücünün Hakkâri’den öteye pek gidemediği anlaşıldı. Ancak, aynı Barzani diğer yandan Irak’ta BDP ile sık sık bir araya gelerek Türkiye’ye karşı strateji geliştiriyordu. Irak’ta çok iş yapıldığı yalanı sadece AKP’ye yakın inşaat şirketleri (ENKA, Yüksel vb.) ile sınırlıdır. Çünkü Türkiye’den Irak’a ancak bunlar gidebilir. Bu, Irak pastasında çok küçük bir parçadır ve asıl parsayı petrole el koyan ve teknoloji satan ABD götürmektedir. Barzani, denize açılan Kürt devleti hayali için “emin aileler” yolu ile Mersin Limanı hisselerinden almaya devam etti. Askerlerini, Türk aydınlarını ve Gezi Parkı’nda Atatürk resmi ve Türk bayrağı taşıyan gençlerimizi içeri tıkmakta sınır tanımayan Türk hükümeti her hafta Gazi Mahallesi’nde aynı sokak ve yerde otobüs yakıldığı halde ne kamera ne de ses kaydı yapabilmektedir. Demek ki hükümetimizin korktuğu bir şey vardır. Hükümetimizin ses çıkarmadığı diğer bir konu da Hakkâri ilimizdeki nüfusun artık çifte vatandaş haline gelmiş olmasıdır. Bu çifte vatandaş ailelerin her birine Irak’ın kuzeyinden yılda bir kez 2 varil 55 galon yakıt (kışın yetecek kadar) ve her ay 300 dolarlık hububat kamyonlarla taşınmaktadır. Barzani, Türkiye’deki bağlarını bu kadar düşünürken Irak’ta 1 milyondan fazla Türkmen savunmasız, sahipsiz ve perişan haldedir.

ABD, Irak’ın kuzeyinde iki taraflı değil çok taraflı oynamaktadır. Bize istihbarat diye verilenler, PKK’lıların aylarca önce dere kenarlarında voleybol oynarken çekilmiş fotoğraflarıdır. Bizim arşiv istihbaratına değil operasyonel istihbarata ihtiyacımız vardır. Bu istihbaratı bize verdiğinde de Uludere faciası olmuştur. İşin asıl önemli olan kısmı ise bu tür istihbarat ile ve Hava Kuvvetleri kullanılarak PKK’nın yok edilemeyeceği gerçeğidir. Kandil’den Süleymaniye kadar gelen İran-Irak arasındaki boğaz, pek çok yan koridor ile kesilmekte ve hava taarruzlarını önceden haber alan terör örgütü unsurları bu koridorlara saklanarak, korunmaktadırlar. Yapılması gereken Kandil’in temizlenmesi, bunun için de tüm boğazı (koridorları ile birlikte) kontrol altına alacak, geniş çaplı bir harekâttır. Koridorların etrafındaki ve Süleymaniye’deki yerleşim yerleri PKK sempatizanları ile dolu olup, zaten terör örgütü unsurları genellikle buralarda yaşamaktadır. PKK yönetici kadrosunun ise Erbil’de Barzani’nin gösterdiği evlerde yaşadığını bilmeyen var mı? Selahaddin şehrinde kendine saray yaptıran Barzani ise, yeri geldikçe Türkiye’yi tehdit etmeye devam etmekte ve 4 milyon kişilik ordusu ile gerekirse saldırma planlarından bahsetmektedir.

Sonuç :

Irak’ın kuzeyindeki durumun yakın gelecekte değişme durumu yoktur. Irak’ta beklenen en önemli değişiklik ise artık Barzani ve Mukteda El Sadr’ın desteklemediği Maliki’nin yeni seçimlerde gidecek olmasıdır. Büyük resimden bakıldığında ABD’nin Ortadoğu’daki dönüşüm projesi hızla devam etmektedir. Bu projenin altında petrole dayalı Küresel Sermaye ve ona ev sahipliği yapan ABD’nin çıkarları yattığı için bölgede bize gösterilmeye çalışan her türlü tehdit aslında bu çıkarların önündeki engellerdir. Ortadoğu oyunun nihai hedefi İran’dır ve Kuzey Afrika’dan Mısır ve Suriye’ye yayılan Sünni tetiklemenin altında da Şii zincirinin kırılması yani İran’daki rejimin sona erdirilmesi hedefi yatmaktadır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin bu kaos içinde kendi mezhep hayallerini gerçekleştirme planları hızla bir sona gelmektedir. Ankara hükümetinin, Mısır ve Suriye ile ilgili hezeyanları hem Kürt sorununda köşeye sıkıştıkları için gündemi karartmaya hem de kendi sonlarını geciktirmeye yöneliktir. Bugün Irak’ın kuzeyindeki yuvalanan PKK yuvalarına harekât yapmak bir yana, ülke içinde federasyona hazırlanıyoruz. Barzani, PKK, PYD, ÖSO, El Kaide, HAMAS gibi terör örgütleri ile olan iyi ilişkilerimizle övünür hale geldik. Ortadoğu’nun güvenlik santrali ve en güvenilir ülkesi olan Türkiye, istikrarsızlık ve uğursuzluk kaynağı haline geldi. Söz konusu olan bir suç ittifakıdır ve toplumun Atatürkçü kesimi ile ne barışacak ne de paylaşacak bir ortak zeminleri vardır.

Sait YILMAZ - 26 Ağustos 2013 - Ulusal Kanal

Son Yazılar