akpye karsi iktidar secenegi nasil yaratilir225 

AKP'ye karşı iktidar seçeneği nasıl yaratılır?

Türkiye önümüzdeki yerel seçimlerde en geniş işbirilği ve güçbirliğini ortaya koymalı. Bu güçbirliği, "Atatürk'te Birleştik" diyenlerin sandıkta da birleşmesini sağlamalıdır.

Milli Hükümet Nasıl Kurulur?

Eski Devlet Bakanı-Milli Merkez Ankara Temsilcisi Ufuk Söylemez; Aydınlık'ın başlattığı 'İktidar seçeneği nasıl yaratılır' kampanyasına konuştu.

Soru-1 AKP iktidarı nasıl yıkılır?

AKP, kuşkusuz halkın demokratik ve örgütlü gücüyle yıkılabilir. Bunun için sağ-sol demeden, Cumhuriyet'e gönülden bağlı, vatansever demokrat öncülerin; gönüllü, kararlı ve samimi bir güç birliği, işbirliği ve ittifak gerçekleştirmeleri gerekir.

Soru-2 Milli Hükümet, hangi partilerin katılımıyla kurulabilir?

Milli Hükümetin kurulması için ya mevcut partilerden birinde birleşerek iktidar olmak ya da bir partiyi daha parlamentoya sokabilmek gerekiyor. %10 barajı ve ittifaka izin vermeyen seçim sistemi nedeniyle bu iki öneri dışında anti-demokratik seçim sistemini 'boykot' seçeneği kalıyor. Öncelikle muhalefet partilerinin hazır, istekli, samimi, gönüllü ve yapıcı olmaları gerekiyor. Hâlbuki bugün en büyük açmaz muhalefetin genel olarak yetersizliği, samimiyetsizliği dar kadrocu ve benmerkezci sığlığıdır.

Tavşana kaç, tazıya tut muhalefeti!

Normal şartlarda AKP gibi bir iktidarın muhalefet tarafından çoktan devrilmesi işten bile olmazdı. Ancak CHP ve MHP ülkenin karşı karşıya olduğu bu vahim tabloya rağmen, muhalefeti toparlayacak, kucaklayacak, işbirliği ve güç birliği yapacak niyet, teşebbüs ve samimiyeti hiçbir şekilde göstermemekte 'tavşana kaç, tazıya tut' anlayışıyla 'muhalefet eder gibi' yaparak AKP iktidarının ekmeğine adeta yağ sürmektedirler. Öte yandan parlamento dışındaki partilerden birçoğu DP, DSP, SP ve diğerleri maalesef birer tabela partisi durumuna dönüşmüşlerdir. İşçi Partisi ise muhalefette son yıllardaki kararlı, samimi ve özverili adımlarıyla önemli bir aşama kaydetse de anketlerde %2 civarında bir oy potansiyelini ancak yakalayabileceği görülmektedir.

Çözüm Milli Merkez!

Bölünme anayasasına karşı milli duruş sergileyen, Atatürk Cumhuriyetinin kurucu değerlerine gönülden bağlı, ulus devlet ve üniter yapımıza sahip çıkan İşçi Partisi ve bileşenlerinin de tam desteğiyle 23 Nisan 2012’de ilan edilen Milli Merkez tam da bu amaca yönelik bir işlevi ve umudu hayata geçirmiştir. Türkiye önümüzdeki yerel seçimlerde Milli Merkezin çağrısı ve daveti ile muhalefetin yapabileceği en geniş işbirliği ve güç birliğini 'sandıkta birleştik' anlayışı ile ortaya koymalıdır. Bu güç birliği, 'Atatürk’te Birleştik' diyenlerin sandıkta da birleşmesini sağlamaya yönelik olmalıdır. Bu bağlamda Milli Merkez Yürütme Kurulu Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk ve Sayın Ali Topuz parti liderlerini bizzat ziyaret ederek AKP’ye karşı yerel seçim ittifakının kuvveden fiile geçmesinin ön adımlarını atacaklardır.

CHP ve MHP'nin cevap vermemesi kayıp olur!

CHP ve MHP’nin milli merkezin bu çağrısına ve milletten gelen birleşme arzusuna cevap vermemeleri demokrasimiz ve Cumhuriyetimiz için büyük bir kayıp olacak ve bu partilerin lider ve yöneticileri de ağır bir vebal altına gireceklerdir.

Güç birliği olmazsa çatı partisi!

Yerel seçimlerde bu güç birliğinin gerçekleştirilmemesi halinde, ayrılıkları öteleyen, ortak noktaları öne çıkaran bir demokratik milli ittifakın oluşturularak işbirliği ve güç birliği yapılması kaçınılmazdır. Bu durumda, Milli Merkezin öncülüğünde bir “çatı partisi” oluşturularak süratle genel seçimlere katılacak, milli hükümeti oluşturacak kadroların, Atatürk’te Birleştik şiarı altında, TBMM’ye girecek ve barajı aşacak bir iktidar alternatifini mutlaka yaratmaları gerekmektedir. Bu iktidar alternatifi daha önce hiç denenmemiş olağanüstü bir usulle oluşturulmalıdır. Çünkü yaşadığımız olağanüstü koşullar olağandışı çözümleri üretmeye bizi zorlamaktadır.

Halk heyecanlı AKP panikte!

Bir İP’linin örneğin DP’ne oy vermesi ya da bir DP’linin İP’ye oy vermesi kolay olmayabilir, ancak her iki partilinin de 'Atatürk’te Birleştik' diyerek milli duruşu ve ulusal çıkarları savunan bir çatı partisine oy ve destek vermeleri son derecede kolay ve gerçekçi görülmektedir.

Emek Cephesinin öncüsü İşçi Partisi ve bileşenlerinin de katkısı ile Türkiye’de yıllardır bir araya gelmesi imkânsız zannedilen öncü kadrolar Milli Merkezi oluşturmayı başarmışlardır. Bu olay halkta büyük heyecan ve umut yaratmış T. Erdoğan ve hempalarında ise paniğe sebep olmuştur.

MİLLİ İRADEYİ AKP ENGELLİYOR!

Yargıtay Cumhuriyet Onursal Başsavcısı Vural Savaş: Dip dalgası daha güçlü geliyor. Seçim kanunumuz demokratik olsaydı askeri müdahaleler olmazdı. Milli iradeyi engelleyen Tayyip Erdoğan'ın kendisidir. Milli merkezde gençler ağırlıkta olmalı

Vural Savaş'la ilgili hele Aydınlık okurlarına bir sunum yazısı yazmak nasıl bir işgüzarlık olur diye düşündüm. Gazete okurunun kendi özü dışında bir buluşması rastgeledir de. Hani ola ki diye yazıyorum. O bir çağdaş hukukçu. İnsanla hukuk arasında hep ölçülü gerçeği arayan hukuka inanmayan ‘’Hukuk benim’’ diyen iktidarların ideolojileri de olmayacağını savunan bir yurtsever. Ülkesini sakınan hukukun üstünlüğüne inanan bir ülke aşığı. Bu yolda sürekli uyaran, üreten bir aydın. Baş savcı olarak iktidarların değil ülkesinin gücünü savunmuş bir aydın Ankara’da bilgi kitap evinde buluştuk. Hukuksuz demokrasi mi olur diyen Savaş’ın milli hükümet konusunda söyledikleri şöyle:

Erdoğan milli iradenin sandığa yansımasına engel!

Milli hükümetten söz edebilmek için milli bir parlemento oluşturmak gerekli. Şimdiye kadar kurulamamasının nedeni seçim kanunları. Tayyip Erdoğan milli irade mitingleri yapmaya çalışıyor. Oysa gerçek milli iradenin parlementoya yansımasını engelleyen de kendisi. Ben yazarken, konuşurken ısrarla şunu vurguluyorum: demokratik bir seçim kanunu olsaydı askeri müdahaleler olmazdı. 1957 seçimlerinde muhalefetin aldığı oy iktidarın aldığı oydan daha fazlaydı. Arkasından pek çok kesime rahatsız eden bir devalüasyon yapılmış, halkın hoşnutsuzluğu daha da artmıştı. Demokrat bir seçim kanunumuz olsaydı daha doğrusu milli irade parlementoya tam yansısaydı 27 Mayıs’a gerek kalmadan iktidar halkın istediği şekilde el değiştirecekti.

Demokratik ülkelerde baraj yüzde 5!

2002 seçimleri AKP’yi %34 oyla anayasayı bile değiştirecek bir çoğunlukla tek başına iktidara getirdi. Bilindiği gibi demokratik ülkelerde seçim barajı genellikle %5’i aşmıyor. Bizde seçim barajı %10 değil %7 olsaydı AKP ve CHP’nin yanında Genç Parti, MHP, DP’de parlementoya girecek, AKP bir muhalefet partisi olarak işlev görecekti. Yine demokratik ülkelerde %50’den fazla oy almadan belediye başkanı olamazsınız. İlk oylamada %50’den fazla oy alan şahıs belediye başkanı olur. %50’den fazla oy alan çıkmazsa en çok oy olan 2 kişi için yeniden oylama yapılır. Yine %50’den fazla oy alan kimse belediye başkanı olur.
Bizde ise Melih Gökçek, Tayyip Erdoğan %25 gibi oylarla belediye başkanı olmuşlar. Hepimizin bildiği kadrolaşma ve metodları uygulayarak belediye başkanlarını sürdürmüşler. Halbuki başkan oldukları seçimlerde oy dağılımı incelendiğinde demokratik bir seçimle başkan olamayacakları kesinlikle anlaşılacaktır.

'Dip dalgası' daha güçlü gelecek!

Şimdi bir umut belirdi. Seçim barajının en fazla %5 olacağı bir seçim kanunu seçimlerden önce yasalaşması muhakkak gibi görünüyor. Halkın gerçek iradesi bu şekilde meclise yansırsa AKP’nin bir daha tek başına iktidar olamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Buna ilaveten Gezi direnişi bile şuna ispatladı. Genç seçmenlerin önemli bir kesiminin AKP’ye oy vermeyeceği açıkça görülüyor. Ayrıca Atilla İlhan’ın ‘’Dip dalgası’’ diye nitelendirdiği ve pek çok kişinin Türkiye’de hiçbir zaman oluşmayacağına inandığı dip dalgası tahlillerimizden çok daha güçlü bir şekilde gerçekleşti ve tüm Türkiye’ye yayıldı. Zamanla daha etkinlik kazanacak. Son olaylar için pek çok neden bir araya geldi. Bunların en başında bana göre F-tipi örgüt ve AKP işbirliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bir korku imparatorluğu haline getirilmesi gerekiyor. Artık hiç kimse bu ülkede kendisini özgür hissetmiyor. 2. Önemli neden yetmez ama evetçilerinde desteği ile bir anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi, yargının tamamen Akp’nin vesayeti altına girmesi tüm tarihsel olaylar incelendiğinde, vesayetlerin en korkuncunun din vesayeti olduğu görülecektir.

Halkın uyanışını durduramazlar!

Engizisyon Suudi Arabistan başta yargıyı din vesayeti altına aldığı ülkelerde demokrasinin olmayacağı örnekleri ile görülmüştür. 4+4+4 eğitim düzeni ve dindar bir nesil yetiştirme özleminin Tayyip Erdoğan tarafından açıkça ifade edilmesi demokrasiye inanan herkesi kuşkuya düşürmüştür. Laik eğitimin olmadığı yerde ne çağdaş bir düzen kurulabilir nede demokrasi gerçekleştirilir. Buna ilaveten Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının Türkiyenin çağdaşlaşmasında en önemli adım olan Atatürk devrimlerini ve Atatürk Devrini mütemadiyen kötülemeleri kendisini Atatürkçü hisseden geniş bir kesimde inanılmaz bir rahatsızlık yaratmıştır. Buna ailelerin kaç çocuk yapacağından bir gencin sevgilisine ne mesafede duracağına kadar otoriter, baskıcı ve dayatmacı yaklaşımların bizzat başbakanın azından tebliğ edilmesi özellikle gençlerin duyduğu rahatsızlıkları daha da arttırmış, ayrı ayrı nedenlerde duyulan tepki bir araya gelerek AKP iktidarından demokratik yolarla kurtulmanın çarelerini aramaya başlamışlardır. Bence bu uyanışı durdurmanın imkanı yoktur.

"Gençler milli hükümet için milli harekette birleşin"

Milli Merkez ve hayata geçirilmek istenen milli hükümet gençlerin öncülük ettiği bu uyanış ve eylemleri doğru okumak ve kendini doğru anlatabilmesi ile mümkündür. Ben şahsen bu hareketin başarı kazanmasının gençleri daha çok kucaklaması ve gerçek bir gençlik hareketine getirilmesi ile olanaklı olduğunu düşünüyorum. Hayatım boyunca bizi gerçek çağdaşlığa taşıyacak Kemalist bir gençlik hareketinin oluşmasını hem özledim hem de elimden geldiğince destekçisi oldum. Yapılması gereken bizim Kemalist diye nitelendirdiğimiz toplum liderlerinin elinden geldiği kadar bu harekete destek vermeleri ancak şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir siyasi hareketin başaramadığını yapması, gençlerin önünü açması ve bunu gençlere çok iyi hissettirmesidir.

Şahsen bir milli hükümet için bir milli meclis yapısının da adımının atılması beni mutlu eder. Ancak benim gibi 70’ini aşmış kişilerin bu hareketin destekçileri olarak kalmalarında önümüzdeki günlerde cesareti ile bilgi birikimi ile, olaylar içindeki tutumuyla kendini kanıtlamış ve bundan sonra da kanıtlayacak gençlerin harekete kazandırılması birinci derecede önem taşıyor. Bu yolda şimdiye kadar yapılmış toplantılar yayımlanmış bildiriler elbette önemli. Ancak hareketin belli başlı, saygı duyduğu ismi geçen kişilerine bakıyorum üzülerek söyliyeyim ki yarısından fazlası benim gibi 70’ini aşmış kişiler. Rehberimiz Atatürk’ün gençliğe hitabesinde yazılanlar olmalı. Son hareket de gösteriyor ki bizim şimdiye kadar başaramadığımızı gençler başardı. Bana göre tünelin ucunda ışık göründü. Bundan sora parolamız gençler milli hükümet için milli harekette birleşiniz olmalı.

Ulusal Kanal - 19 Ağustos 2013

Son Yazılar