hayati ozcan soylesi 9eylul gazetesi225 

Hayati Özcan direnmeye devam ediyor!

Aydınlık Gazetesi İzmir Temsilcisi Hayati Özcan, Ergenekon Davası kapsamında 2008 yılında gözaltına alındığında yeni ameliyattan çıkmış eşi bu duruma katlanamadı, kendisine  4. dereceye varmış kanser teşhisi konuldu.

Hayati Özcan eşinin ileri derece kanser olması nedeni ile o zamanki mahkeme başkanı Köksal Şengül'ün heyeti etkilemesi  sonucunda tahliye edildi. Bu duruma eşi sevinse de iki yıl sonra yaşamını yitirdi. Eşini yitirmesinin ardından kendisi de rahatsızlanan Hayati Özcan, karaciğer nakli yapılırsa yaşabileceğini öğrendi. Birçok kişinin sevgi ve desteği ile uygun karaciğer bulundu ve Hayati Özcan'a nakil yapıldı. Gazetecilik aşkı ile zorlukların üstesinden gelen Hayati Özcan için Ergenekon Davası kapsamında 5 Ağustos’daki karar duruşmasında 10 yıl, 11 ay, 20 gün hapis cezası verildi. Yargıtaya gidecek bu ceza için de Özcan savaşmaya devam ediyor. Hayati Özcan ile Ergenekon Davası'nı ve bu süreçte yaşadıklarını konuştuk.

DÜNYALAŞAN BİLGİ AĞI!

"1978'lerde o günkü Aydınlıkçılara katılmasaydım bugün sağ değildim belki" diye söz eden Hayati Özcan, yaşamını partiye borçlu olduğuna vurgu yapıyor. Partinin kitle mücadelesini öğrettiğini, halkın içine gönderdiğini belirtiyor: "Köyleri dolaştık. Ve o vurucu kırıcı grupların daraldığı ortamdan dünyalaşan bir bilgi ağına girdik. Yaşama ilişkin ufku geniş, Müthiş bir ortama  girmiştim." Hayati Özcan 1996'lı yıllarda  İşçi Partisi Buca ilçe Başkanı, İşçi partisinden Buca belediye Başkan adayı olur. Buca belediye başkan adayı olduğunda seçim bildirgesinde Bucada’ki baptist Protestan kilisesinin kapatılacağını açıkça  duyurur. Bu kiliseye ve misyonerlere karşı İzmir’de mücadelesi  nedeni ile  Avrupa İnsan hakları mahkemesine şikayet edilir: "Galiba o zaman Kiliseler Birliği ve Fetullah Gülen aleyhine canlı tanıklarla yaptığım televizyon programlarım nedeniyle   bizim mimlenmemiz tamamlanmıştı. Ergenekon adayı olmuştuk. Derken Ulusal Kanal’ın İzmir kuruluş yılları 2001-2002 yıllarında 5-6 yıl bu görev devam etti. Ulusal Kanal İzmir temsilcisi iken 21 mart 2008'de küt diye Ergenekon davasından içeride buldum kendimi. Önce Ulusal Kanal'a paldır küldür girdiler. Yasaya ve usule aykırı aramaları sonradan şikayet etmiştim. Sonra evime geldiler, ancak o kalabalık bu kez yoktu. Eşim Zeynep'in ameliyattan çıktığı  gün evimiz basıldı. TEM şubeden  bir polis benim Silivri'ye gideceğimi tahmin etti ki bana, "Kalın bir şeyler alın" dedi ve ben karaciğer rahatsızlığımı o soğuk mart aylarında hücrede geçirdiğimde hep o memur arkadaşın uyarısına borçlu kaldım.  Silivri soğuktu ve cezaevi kaloriferleri en azından benim sağlığım için yeterli değildi. Silivri’den dönünce (18 ay yattım) gittim hanımefendi polis memurunu TEM şubede buldum teşekkür ettim." Hayati Özcan tekrar Ulusal Kanal'daki görevine döner. 1 Mart 2011'de Aydınlık kurulunca bu kez Aydınlık’ı İzmir’de  kurma görevi kendisine verilir.

HİKMET ÇİÇEK İLE BİRLİKTE!

Hem İşçi Partisi'nin İzmir il örgütünün yönetim kurulu üyesidir, hem de basın mensubu olarak Aydınlık temsilciliği yapar. Son derece mutludur: "İşçi Partisi Basın Bürosu Başkanı ve Aydınlık gazetesinin kıdemli yöneticisi aynı zamanda  Türkiye’de  yaşayan en çok ceza yatan gazetecisi Hikmet Çiçek ve Ulusal kanal İzmir Temsilcisi olarak ben, toplam 3 kişi gözaltına alındık. Hikmet Abi 12 martta bir solukta 15 yıl, şimdide 5.5 yıldır yatıyor .Türkiye’nin en çok ceza yatanı Hikmet abi ile aynı koğuşta 10 ay kaldık."

"Davaya Ergenekon adı , Türk tarihini gözden düşürmek için o güzel efsaneyi itibarsızlaştırmak için verilen isimdir. Oysa bugün İngiltere’de Roobin Hood efsanesi hakkında ters bir yazı yazanı bitirir. Emperyalist devletlerin milli hassasiyetleri yüksek" diye söz eden Hayati Özcan, Ergenekon Davası'nı anlamak için iki anahtar olduğuna dikkat çekiyor. Bu anahtarlardan birinin "Türk tarihinin hakkından gelin", diğerinin de "Ergenekon olmasaydı bugünkü açılım ve reformlar olmazdı" diyerek açıklama getiriyor: "AB'nin Büyükelçisi  Karen Foğ’u hatırlar mısınız? 'Türk tarihini unutturun' demişti. 'Uyuyan güzelleri uyandırın, uyuyan köpekler uyanmadan' diye de söz edilmişti. Buradaki köpek kavramı TSK için söylendi."

ERGENEKON'UN FELSEFESİ!

Ergenekon'un aydınlanmaya ve çağdaşlığa karşı ortaçağ kilise hukukunun, eğitiminin 21. yüzyıla  taarruzu olduğunu belirten Hayati Özcan, Ergenekon davasında ana felsefe hakkında şöyle diyor: "Suçsuzluğunu ispat edene kadar herkes her zaman suçludur. Oysa 21. yüzyıl ve aydınlanma çağında ceza hukukun ana ruhunda 'Suçu ispat edilmeyene kadar kişi masumdur' der ve buna hukukta 'Masumiyet karinesi' denir. Bize orda fiil, fail ekseninde suçlama yapılmadı. Baştan suçlu kabul edildi herkes. Bu formül kilisinen toplumu tanrı katında her zaman suçlu gören, kirli gören, lekeli gören ahlakının yani ortaçağın bugünkü  halidir."

Hayati Özcan, Ergenekon Davası kapsamında kendisi hakkındaki iddiada Şirinyer NATO'ya sabotaj için NATO planlarını bulundurduğunun söylendiğini belirterek şöyle diyor: "Ergenekon NATO'ya sabotaj yaparak, iç kargaşa çıkaracak,  ülkede istikrarsızlık yaratacakmış. Binlerce sayfa  tutan İngilizce NATO planı yapmışım da haberim yokmuş. 18 ay yattık. O raporlar halen bana gösterilmedi. Deliller değerlendirilmedi" diye söz ediyor.

"KUVAYİ MİLLİYE NE DEMEK?"

Özcan Savcı Zekeriya Öz'ün kendisine gazetecilik notlarında, "Kuvvayi Milliye geçiyor  neden? Bu ne demek açıkla" diye sorduğuna dikkat çekiyor: "Sonra mahkemedeki iddianame gelince NATO, APO karşıma çıktı. Geçen aylarda  AKP vekili olan Şamil Tayyar yeni bir  kitap  yazdı. Orada yine aynı fotoğraflar ve karalamalar var." Hayati Özcan 13 şubat 2009 tarihinde sözlü savunmasını verirken savcıya şöyle konuşur: "İzmir’deki ev ve işyerimde arama tutanaklarında NATO suçlamasına giren CD'nin numarası, belgesi, işareti yazılı değildi. Bunlar delil torbalarına sonradan konulmuştu. Mahkemeye savunmam sırasında 'Aramalarda vardı, diyorsanız bunu ispat yükü size düşer' diye belirttik." Lehimize en büyük kanıtlardan olan MİT'in dört sayfalık raporu saklandı."

KANSER VE NAKİL!

İşçi Partisi il örgütü ve Buca ilçe teşkilatının yoldaşlıklarının ötesinde herkesin korkudan sindiği o zamanki ortamda eşine selam verenin olmadığını söyleyen Hayati Özcan, korku ortamında ruhu hassas tüm insanlar gibi diğer tutuklu aileler gibi eşimde de bir ay içinde aniden 4. dereceye gelmiş kanser hastalığına yakalandığına değiniyor: "4 ay ömrü kalmış raporu mahkemeye partili vekillerce bildirilmişti. Ben içerdeydim, duyurulmadı. İhtimal tahliyeme bu rapor da etki etmişti. O zamanki mahkeme başkanı sayın Köksal Şengül beyi, heyeti etkiledi ve ben tahliye edildim. Eşim bu olaya öyle sevindi ki ömrünü 2 yıl uzattı. Direndi, direndi, direndi." Hayati Özcan da rahatsızlanır. Kendisine karaciğer nakli olması gerektiği söylenir: "Karaciğer naklinde sanırım 46 kişi gönüllü olur: "TGB'li genç İbrahim kardeşin testleri ile uyum sağladık. Buradaki durum kesin olarak şahsıma ait bir olay değil. O gün de dedim; bu başka bir alamet. Bu dayanışma ruhu Ergenekon'un kasası olarak yakalanan ve cezaevinde kanser olarak vefat eden Kuddusi Okkır döneminde olmadı. Toplum sinmişti o gün. Tabi o sadece karaciğerini vermedi bana. 21. yüzyıla örnek bir insan modelini gösterdi. Tavır eğitimi yaptı. Anlatmadı, uyguladı. Bir 21. yüzyıl uygarlık modeli ortaya çıkmıştı. Bunu bilincine yerleştiren gelişecektir."

"ADİL SEÇİM OLMAZ"

Yaklaşan seçimler hakkında Hayati Özcan ile görüştüğümüzde adil bir seçim olmayacağına dikkat çekerek şöyle diyor: "ABD çökerken Türkiye’yi rahat bırakamaz. Onun AKP'ye mecburiyeti var. Sevse de sevmese de, sandıklarda makarna, buzdolabı ile, Suriye’den göçerlerin oyları, tarikatlarda hu çeken yurttaşlarımızın bilinçsiz oyları, Pensilvanya'nın seçimlerde dediği 'Mezarlardakileri kaldırın oy versinler' gibi ve dahası mevcut seçim sistemi. Çıkış yok mu? Var." Hayati Özcan, CHP, İP, MHP'nin seçimlerde ortak programla partilerini de yaşatarak ortak masaya vurması gerektiğine dikkat çekiyor: "Bugünkü sürecin sağ sol işi değil. ABD ile Türkiye harbi ise, Türk cephesi hepsi bir milli çatıda partilerini de kapatmadan  seçimlerde birlik içinde yer alabilmeli, sevk ve kabiliyetini gösterebilmeli. Bu üçlü bileşen oyların yüzde 60-70'ini toplar şimdiden. Ancak ABD majestelerinin CHP ve MHP içindeki beyin takımı bunlara direniyor. Yerel seçimlerde milli merkez AKP'yi dışarıda tutabilir. CHP ve MHP,  İP ile ve kendi içlerinde birlik yapamaz ise onlarda biter. Böyle bir durumda Türkiye de parçalanmanın eşiğine gelecektir. PKK'yı sırtlarında taşıyan AKP değil, MHP ve CHP'nin kurmaylarının bu aymazlığıdır."

Söyleşi : Neslihan PERŞEMBE - 14 Ağustos 2013 - 9 Eylül Gazetesi
http://www.gazetedokuzeylul.com/

hayati ozcan soylesi 9eylul gazetesi

Son Yazılar