mehmet yuva225 

Mazlum Kâbe!

Mekke el-Mukarrama ile Medina el-Munavvara mübarek şehirlerini bir kaç kez ziyaret ettim.

Her iki mekanda, seyit ve şerif soyundan gelen dostlarım var. Mekke ve Medine senelerdir süren hummalı bir inşaat şantiyesi görünümünde. Suudi hanedanı inşaat projeleri için 100 küsur milyar dolar bütçe hazırlamış. Mukaddes topraklarda korkutucu ve çirkin bir görüntü var. Taş ve toz yığınından oluşan yabancı bir gezegeni andıran bir mekanda gibisiniz. Dağlar, tepeler eritiliyor. Buralara beton yığını yeni oteller kuruluyor. Üstelik bu çalışmalar, tarihi eserler yok edilerek, geçmişin bütün izleri silinerek yapılıyor.

Osmanlıcılık oynayan bizim yerli siyasi artistlerin, Hicaz’da ayakta kalan tek Osmanlı mimarisi olan Jaber kalesini kökünden söküp atan Suudi rejimine gıkı çıkmıyor. Hicaz diyarında tapulu Osmanlı-Türk topraklarının gasp edilmesine, vatandaşlarının mağdur kalmasına, atalarının mirasından yoksun bırakılmalarına ses çıkarmıyor; Suudi karşısında süt dökmüş kedi misali oluyor. Peygamber efendimizin kabrini yıkmak isteyen Suudi Vahhabilerine “O mübarek makama dokunduğunuz an ben sizi yıkarım” diyen Mustafa Kemal’e utanmadan saldıran kripto “Müslümanlar”...

Ortalıkta “Müslümanım” diye yellenen gazeteci kılıklı silahşörlar, Suriye arenasında sinsi sırtlan olanlar, konu Bahreyn, Katar ve Suudi Krallığı ile alakalı olunca el pençe duranlar...

Onları anlıyoruz. Petro-dolarların kokusunu iyi alan mahlûklar! Hummalı inşaat projelerinde bizim de payımız olacak, köşeleri döneceğiz diyen holdinglerin sahadaki borazanları! Arap’ın sıcak paralarını Türkiye’ye nasıl getirebilirim heyecanı sarmış menfaatperestler. “Ben de senin gibi Müslümanım, paracıklarını bana getir, ne istersen yaparım” diyen mahluklar!

Kabe’yi Babil kuleleri kuşattı!

Yıkılan tarihi kalenin yerini “yıldızlı”, gök kubbeye doğru uzanan Babil kuleleri misali oteller almış. Beton yığını otel ve binalar mütevazı Kâbe’yi, Medine’deki Makam-ı Şerifi ahtapot kolları gibi sarmış. Eski Mekke ve Medine’den eser kalmamış. Hüzünlenmemek, gözyaşı dökmemek imkânsız. İslam dininin asırlar önce ortadan kaldırmaya çalıştığı sınıfsal ayrışmayı, etnik-mezhepsel bölünmüşlüğü, bu kutsal topraklara tekrar musallat etmişler. Bir yandan konforlu uçaklar, yıldızlı oteller, açık büfelerde sunulan dünya mutfağından menüler, pahalı hediyeler, sekiz silindirli devasa cipler ve mütevazi Kâbe’yi bilmem hangi kattan seyreden kibirli modern umreciler, zamane hacıları... İslam dininin ikame etmek istediği eşitliği, kardeşliği yalnızca Makam-ı Şerif’te namaza durunca yaşayan, gerçek dünyalarına dönünce kardeşlerine karşı sırtlan kesilen, müminlerle bir araya geldiklerinde “Biz sizdeniz”, şeytanlarına geri döndüklerinde “Aslında biz onları kandırıyoruz” diyen şarlatanlar... Zevk-u sefa içinde, her türlü içkinin, kadının, yalanın, çirkef fetvaların, uyuşturucunun bataklığında boğulan “Müslüman” kimlikli mahlûklar...

Görülmemiş yoksulluk!

Öbür tarafta, pislik ve keşmekeş içinde harap yığını görünümünde olan kenar mahalleler... Yoksul ve mazlum “Müslüman” ülkelerden buralara çok zor şartlar altında çalışmaya gelen gurbetçi Müslümanlar... 50-60 derece sıcaklıkta dağ eriten, beton döken, demir ören, yemek pişiren, şoförlük yapan, dilenen, yol süpüren modern köleler... Hak, hukuk, demokrasi, özgürlük burada temelli bir seyahate çıkmış. Ne zaman döner Allah bilir. Nasırlı elleri, çatlamış derileri, kabuk bağlamış ayak tabanlarıyla Kâbe’nin avlularına üşüşen, korunmaya çalışan, “Halimizi gör ve yardım et ya Resul Allah, bize verdiğin nimetlerini midelerine indirdiler” deyip feryat eden yetimler misali...

Kutsal topraklara milyonlarca insan geliyor. Milyarlarca dolar geliri var. Bu paralar Müslüman ülkelerin ve toplumların eğitimi, konutu, altyapısının modernize edilmesi için harcanmıyor. Bakmayın siz onların kibirli laflarına, “Bu kadar yardım yapıyoruz, bu kadar Müslümanı besliyoruz” yalanlarına. Petro-dolar ve kutsal mekânların geliriyle dünyamız onlarca defa onarılır, Allah’ın nimetlerinden herkes faydalanır, muazzam bir medeniyet kurulabilirdi.

Aksine, kendilerine ait olmayan bu servet Suriye’yi, Irak’ı, Mısır’ı, Lübnan’ı, Bahreyn’i, İran ve Türkiye’yi yakan ABD, Avrupa ve İsrail menşeli silahlara harcanmaktadırlar. Küfürbaz, hoşgörü yoksunu, mezhep düşmanlığı kışkırtan, ülkelerin içişlerine müdahale eden, anti komünist, anti Şii, anti milli ve farklı kılıflarla ortaya çıkan ama her daim sömürgeci-emperyalist devletlerin, siyonist bir avuç sermayedarın ve onların dünyasında olmak isteyen yerli sırtlanların, bencil tamahları için harcanan milyarlar... Haçlı-siyonist orduların İslam alemindeki en tehlikeli taburu! Bir sonraki yazımda bu taburun tahripkâr kolu olan Nusra Army Terror Orgazisation (NATO) veya Nusra Ordusu Terör Örgütü’nü (NATÖ) ve esas misyonunu kaleme alacağız. Davidoğlu’nun NATÖ’ye niçin ısrarla “kahramanlarım” dediğini ve bölgemizin “Osmanlıcılık” ve “Müslümanlık” yalanıyla nasıl kafeslendiğini okuyacaksınız.

Mehmet YUVA - 11 Ağustos 2013 - Aydınlık

Son Yazılar