misir gercegi husnu mahalli225 

Mısır Gerçeği! (3) - Mısır denilen ilginç ülke!

Bugünü anlamak için Mısır'ın geçmişini de anlamak gerekiyor. Birçok analizde Mısır  ile Türkiye arasında hep bağ kurulur, gerçekten de Arap aleminin en büyük ülkesi Mısır'la, İslam âleminin liderliğine soyunan Türkiye arasında çok benzerlik vardır.

Birçok analizde Mısır ile Türkiye arasında hep bir bağ kurulur. Çünkü Mısır Arap âleminin en büyük ülkesi, Türkiye ise İslam âleminin liderliğine oynuyor. Şii İran’ı bir yana bıraksak bile Mısır ile Türkiye arasında ilginç bağları görebiliriz. Bugün bölgemizde yaşanmakta olan gelişmelerde olduğu gibi geçmişte de bu “tesadüfi” bağlar hep anlamlı olmuştur. Örneğin Ağustos 1516’da Mercidabık Savaşı’nda I. Selim Memluklu, yani Türk kökenli Sultan Kansu Gavri’yi yenerek Suriye’ye girmiştir. Selim Mısır’ı da Memluk Sultanı Tomanbay’ı Ridaniye Savaşı’nda yendikten sonra Ocak 1517’de Kahire’yi alarak Müslümanların halifesi olmuştu.

nasir ve che

Mısır'da kraliyete son verip cumhuriyeti kuran Cemal Abdül Nasır, dünya sosyalist hareketiyle de yakın ilişkiler kurdu. Nasır bu fotoğrafta Che Guevera'ya plaket veriyor.

1805’ten sonra Kahire ile İstanbul arasındaki sorunlarda yine bir Osmanlı subayı olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve sonraki dönemlerde onun ailesini görürüz. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ve Osmanlı’nın dağılmasından sonra Kahire-İstanbul ve sonrasında Ankara ilişkileri farklı anlamlar içermeye başladı.

NASIR'IN CUMHURİYETİ!

Örneğin Atatürk Ankara’sı ile Lozan görüşmelerine hazırlanan İngilizler 24 Şubat 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını tanırlar ama askeri varlıklarını bu ülkede sürdürürler. 24 Temmuz 1923’te ise Mısır ile Türkiye ilişkileri tümüyle sonlandırılır ve Lozan’da Osmanlı-Mısır bağlantısı 17, 18, 19. maddelerle tümüyle kesilir. Böylece 1517’de başlayan Osmanlı’nın Mısır ilişkisi 406 yıl sonra son bulur. Ama Kahire yönetiminde yine de Kavala’nın torunları iktidarlarını 1952 yılına kadar sürdürür. Çünkü 23 Temmuz 1952’de Cemal Abdülnasır’ın başını çektiği Hür Subaylar Grubu askeri bir darbeyle iktidarı ele geçirmiş ve Haziran 1953’te Mısır’da kraliyet sistemine son vererek yeni bir cumhuriyet kurmuşlardı. Ama o sırada Nasır’ın tersine Ankara’da ABD, NATO ve Batı’yla bütünleşen bir DP iktidarı vardı. Bu iktidarın Arap ve Ortadoğu politikası sonucu Ankara-Kahire ilişkileri hızla gerginleşiyordu. Suriye’nin Nasır’a yanaşması ise Kahire-Ankara ilişkilerini daha da gerginleştiriyordu.

İşte bu dönemde (1950-1960) Türkiye Bağdat Paktı’na girer, onlarca Amerikan ve NATO üssünün kendi topraklarında yerleşmesine izin verir. Ankara bu üslerin Lübnan ve Ürdün’de halk ayaklanmalarına karşı kullanılmasına izin verir ve 1956’da Mısır’a saldıran İngiltere, Fransa ve İsrail ordularının bu üsleri kullanmalarına ses çıkarmaz. 1957’de İsrail Başbakanı Ben Gorion’la Ankara’da gizlice buluşan Menderes hiçbir anlamı yokken Suriye sınırına 1 milyon mayının döşenmesine onay verir ve Suriye sınırına asker yığar. Aynı Menderes Hükümeti BM’de 1958-1960 döneminde yapılan oylamalarda Fransa’dan yana Cezayir halkının bağımsızlığına karşı oy kullanır. Ama tüm bunlara rağmen ABD Menderes’in idam edilmesini önlemek için hiç bir şey yapmadı.

musluman kardeslerin dogusu

Müslüman Kardeşler 1928'de Mısır'da Batılı emperyalistlerin desteğiyle kuruldu ve bundan sonra da hep Batı tarafından kullanılmaya devam etti.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER'İN DOĞUŞU!

Mısır-Türkiye ilişkilerinde bir başka boyut da “laik-İslamcı” ilişkisidir. Çünkü Türk İslamcılarının esin kaynağı olan Müslüman Kardeşler hareketi Mısır’da doğmuştur. Doğumun zamanlaması da oldukça ilginçtir. Lenin’in büyük desteğiyle “laik” Atatürk, Osmanlı terekesi olan Türkiye’de yeni bir cumhuriyet kurup önce saltanatı (Kasım 1922’de, yani Mısır bağımsız olduktan 8 ay sonra), sonra da hilafeti (Mart 1924) kaldırınca bu cumhuriyet bölgedeki kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele eden halklar için esin kaynağı olmuştu. Bu yeni süreç emperyalist ülkeleri ve özellikle İngiliz ve Fransızları tedirgin etmişti. İşte bu nedenle İngilizler cumhuriyetin kurulmasından sonra bu genç cumhuriyeti içte ve dışta sıkıştırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. İngilizlerin Türkiye içi ilk ayaklanmalardaki rolünü ve Musul konusundaki pis oyununu herkes bilmektedir. Dışarıda ise İngilizler Müslüman Kardeşler hareketinin Hasan Benna tarafından 1928 yılında kurulmasına anti-emperyalist ve yurtsever içeriğine rağmen çok sevinmişlerdi. Çünkü onlara göre bu hareketin motive edeceği dinsel duygular zamanı geldiğinde çok iyi kullanılabilirdi. İngiliz bu hesabı çok iyi yapmıştı ve bu hesap sonraki yıllarda başarılı bir şekilde ve özellikle komünistlere ve komünizme, hatta her türlü sol söyleme karşı çok iyi kullanılmıştı.

SEDAT'IN AÇTIĞI YOL!

enver sedat carter ve begin

Nasır'dan sonra Devlet Başkanı olan Enver Sedat ülkeyi yeniden Batı'ya ve İsrail'e yaklaştırdı. 1979'da çekilen bu fotoğrafta, Sedat (solda), ABD Başkanı Jimmy Carter (ortada) ve İsrail Başbakanı Menahem Begin ile el sıkışıyor.

İngiltere ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında yerini alan ABD, siyasal İslamcılardan çok iyi bir şekilde yararlandı, yararlanıyor. Bugün Arap âleminde ABD yanlısı ve işbirlikçisi tüm iktidarlar farklı düzey ve formatlarda kendilerini “İslamcı ya da Şeriatçı” olarak kabul edip öyle ilan etmektedir. Örneğin Suudi Arabistan Amerikan köleliğinde ön saflarda ama kral hazretleri “hadem el-haremin”dir. Yani kutsal mekânların (ABD adına) hizmetkârıdır. 56 Müslüman ülkede iktidarda olsun ya da olmasın tüm siyasal ve dinsel güçler hep din adına ülkeyi yönettiklerini söylerler. Birçoğunun anayasasında, “Kuran toplumun şeriatıdır” ya da “Yasama kaynaklarından en önemlisidir” türünden cümleler bulunmaktadır. Oysa Kuran-ı Kerim hiçbir ayetinde ABD, İngiltere, İsrail ve benzeri ülkelerle işbirliği yapılmasından söz etmiyor. Oysa bu ülkeler ve benzeri yandaşı ülke ve güçler Kuran’ı hep kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış ve şimdi de yine Kuran-ı Kerim’i ve bu Kuran’a inananları kullanmaya çalışmaktadırlar. Bu yolu da onlara Enver Sedat açmıştı.

NASIR'IN ATATÜRK SEVGİSİ!

Atatürk hayranı ve “Askeri kıyafeti Atatürk’ten dolayı, siyasi liderliği de Gandi’den dolayı sevdim” diyen ve Nasır’ın 1970’te ölümünden sonra başkan olan Sedat, Batılılara yanaşmak için ilk önemli mesajını Nisan 1972’de verdi ve bir günde Mısır’da çalışan 70.000 kadar asker ve sivil Sovyet teknisyen ve danışmanını kovdu. Kasım 1977’de İsrail’e gidip Kenesset’te konuşma yaparak herkesi şaşırttı. Eylül 1978’de İsrail’le imzaladığı Camp David Antlaşması’yla Sedat tümüyle Batı’nın adamı olduğunu kanıtlayacaktı.

Gençliğinde Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan Benna’yla tanışan ve ‘onun iyi bir insan’ olduğunu yazıp anlatan Sedat’ın, Camp David Antlaşması’ndan dolayı İslamcılarla arası hızla bozulmaya başlamıştı. Suudi Arabistan İstihbarat Şefi Kemal Edhem ve CIA yöneticilerinin tüm çabalarına rağmen bozulan bu ilişkiler bir türlü düzelmedi. Eylül 1980’de Kahire’ye giderek ABD ve Sedat’ın birlikte İslamcılardan yararlanması gerektiğine dikkat çeken namıdeğer Bzrezinski bu İslamcıları Afganistan’ı işgal eden Sovyetler’e karşı Yeşil Kuşak teorisi içinde kullanabileceklerini söyledi. Ama tüm bu çabalara rağmen Sedat İslamcıları bir türlü sevmemişti. Kaide’nin şimdiki lideri Eymen Zavahiri’nin de kurucuları arasında olduğu El-Cihat grubu sonunda Sedat’ı 6 Ekim 1981’de askeri geçit töreni sırasında öldürdü. Başkanlık korumaları ise Hüsnü Mübarek’i alıp kaçırdılar. Çünkü Mübarek bir gün sonra başkan olacaktı. Mübarek ise, “Ne Nasır gibi sert ne de Sedat gibi yumuşak olacağım” diyerek işe başladı ve İslamcılarla diyalog kapılarını araladı. Hızla güçlenmelerinden tedirgin olan Mübarek yeniden İslamcılara karşı cephe aldı ve onlarla mücadele etmeye başladı. İslamcılar da toplumun farklı kesimlerinde örgütlenerek güç kazanmaya çalışıyorlardı. Mübarek’in sağ kolu olan ve ülkenin tüm istihbarat kurumlarından sorumlu Ömer Süleyman ise onların peşindeydi ama bu kontrol altına alınmalarına yetmedi. Birçok radikal İslamcı yakalanıp zindanlara atıldı ama Müslüman Kardeşler’e sınırlı da olsa çalışma izni resmi olmamakla birlikte veriliyordu. Ömer Süleyman ise Mübarek devrilmeden önce cumhurbaşkanı yardımcılığına atandı ancak halk karşı çıkınca bu plan işlemedi ve generaller ABD’nin talimatıyla darbe yaptı.

Ömer Süleyman dünyadaki her türlü İslamcı parti, hareket, grup, cemaat ve benzeri tüm oluşumları ve ilişkilerini çok iyi bilirdi. Süleyman; Mossad ve CIA’le de çok iyi ilişkileri olan bir istihbaratçıydı. Örneğin CIA’in işkence uçaklarında görev almış ve Kaidecilerle hep yakından ilgili olmuştu.

PEKİ SÜLEYMAN'A NE OLDU?

Önce Mayıs 2012’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu. Adaylığı kabul edilmeyince ortadan kayboldu. Sonra da grip olunca ABD’ye gittiği söylendi. 12 Temmuz 2012’de de öldüğü haberi geldi. Hem de tüm sırları ile birlikte!!

YARIN : MURSİ NASIL İKTİDAR OLDU?

Hüsnü MAHALLİ - 01 Ağustos 2013 - Yurt Gazetesi

Son Yazılar